Harry Potter ve Felsefe Taşı’nın Bizlere Ölüm Hakkında Öğrettikleri

Felsefe Taşı’ndan Ölüm Yadigarları’na kadar uzanan bir düşünceyi ve seriye olan etkilerini Felsefe Taşı’nın yirminci yılında Pottermore ile tekrar tartışıyoruz: Ölüm.

Harry Potter serisinin ilk kitabı, J.K. Rowling’in kedere, hayata ve ölüme bakış açısına temel oluşturuyordu.

Harry Potter ve Felsefe Taşı tamamen ölüm üzerine kurgulanmış bir kitap değil. Örneğin kitapta doğrudan kimse ölmüyor. Olanlarda tam manası ile ölüm değil, bunu derken Profesör Quirell’ı, üzücü ve şok edici bir durumla karşımıza çıkan Nicolas Flamel’i kastediyoruz. Kitap yine de bir şekilde ölümle ilgili.

Nasıl ölümle ilgili olmaz ki? J.K. Rowling, Felsefe Taşı üzerinde çalışmaya başladıktan altı sonra annesinin vefatı ile sarsıldı. Bu olay sadece kitabı değil, tüm seriyi de etkiledi. Rowling verdiği bir röportajda şunları söylüyordu:

“Eğer annemi kaybetmemiş olsaydım, Harry Potter diye bir şeyin olacağını söylemek gerçekten çok zor. Kitapları şimdi olduğu noktaya getiren şey onun vefatı.”

Bu açıdan bakıldığı zaman; hayat, keder ve ölüm üzerine çokça giden bir serinin temelleri Felsefe Taşı’nın üzerine atılmıştı. Kitabın basımının yirminci yılı, bu konuları tekrar irdelemek için çok güzel bir zaman..

Kitap, Tüm Serideki En Büyük Ölüm İle Başlıyor

Ölüm, Felsefe Taşı’nda ilk bölümlerde karşımıza çıkarken, küçük bebeğin ailesinin başına son derece üzücü bir şeyler geldiğini öğreniyorduk.  Harry gibi biz de o an için neler yaşandığını tam bilmesek de, yaşanan bu ölümler tüm seriyi etkilerken, Harry’nin de tüm hayatına yön verecekti.

Keder İçindeki Harry

Harry ailesinin vefatından duyduğu üzüntüyü her zaman içinde hissetse de, 11 yaşına kadar asıl kederi bilemedi. Büyücü olduğunu öğrendiği sene, annesi Lily ve babası James’in gerçek akıbetini de öğrenmişti. Ona söylendiği gibi bir araba kazası olmadığını, cinayete kurban gittiklerini artık biliyordu.

Bu yeni bilgi Harry’nin hayatında yeni bir yola çıkmasını sağladı. Harry’nin – yüreklerin en derininde yatan tutkuyu –   Kelid Aynası’nda gördüklerini hepimiz hatırlıyoruz. Diğerlerinin aksine, örneğin kendisini büyük başarılara imza atarken gören Ron gibi, Harry aslında hiç olamayacak olanı görüyordu; anne ve babası ile mutlu bir hayat.

İşte ölüm ve getirdiği keder arasındaki olay; sadece birinin vefatı değildir bizi üzen, ortak geleceğimizin ve olabileceklerin elimizden alınmasıdır veya bizden çalınan muhtemel mutlu anlarımızdır. Eğer o ölüm olmasaydı diye düşünebilir hatta her şeyi yok sayabilirsiniz ancak Dumbledore’un dediği gibi: “Düşler dünyasına dalıp gerçek dünyayı, yaşamayı unutmak doğru değildir.”

Felsefe Taşı, Serinin Ölüm Hilesi Temelini Oluşturuyor

Lord Voldemort bir çok şey olabilir, şeytani, güçlü, korkutucu ancak tüm bunların ötesinde ölmekten korkuyor. Hatta ve hatta serinin ilerleyen bölümlerinde, Voldemort, Dumbledore’a ölmekten daha kötü bir şey olmadığını da söylüyor. “Yanılıyorsun” diyor Dumbledore. “Aslında senin en zayıf noktan, ölümden daha kötü şeylerinde olduğunu anlayamaman,” şeklinde devam ediyor.

Voldemort’taki bu varoluşçu terör ya da güç arayışı, tüm seri boyunca onun temel motivasyonunu oluşturuyor. Voldemort’uHortkuluk yaratmaya iten şey, Felsefe Taşı’nı isteme sebebi ve içene sonsuz hayat sağlayan Yaşamİksir’ini tamamlamaya iten dürtü hep aynı.Her ne kadar ölümsüzlük, ölümü yenmek olarak görülse de Felsefe Taşı bunun gerçekten bir zafer olup olmadığını sorguluyor.

Biliyor musun” diyor Dumbledore ve ekliyor; “pek de öyle harika bir şey değildi Taş. Dilediğin kadar para, dilediğin kadar yaşam! Birçok insanın hemen isteyeceği iki şey – asıl sorun, insanların kendileri için en kötü şeyleri isteme tutkuları.”

Yaşam İksirine Uzanan Yol

Ölümü kandıramazsınız, öyle olduğunu düşünseniz bile ölümü kandırmanın istenmeyen sonuçları vardır. Felsefe Taşı’nda bu durum sadece Yaşam İksiri ile ilgili sınırlı değil. Başka yolların da olduğu açıkça anlatılıyor.

Örneğin tek boynuzlu at kanı; içen kişinin hayatı uzatır. Bu yüzden ProfessorQuirrell/Voldemort’u Yasak Orman’da bir tek boynuzlu at cesedinin yanında görmüştük. Ancak bunu yapmanın ölümcül sonuçları vardır. At-adam Frenze’den dinleyelim:

Tek boynuzlu at kanı, ölüm döşeğinde bile olsan, hayatta kalmanı sağlar, ama bedeli de korkunçtur. Kendini kurtarmak için tertemiz, savunmasız birini öldürürsün, dudaklarına onun kanı değer değmez de yarım yamalak, lanetli bir yaşam sürdürürsün.”

Felsefe Taşı kitabının hayalet kavramına değindiğini de söylemekte fayda var. Bu durum büyücü dünyasındaki ölümün doğası hakkında birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Örneğin, hayaletlerin gerçek olduğunu bilen büyücülerin ölüm korkuları Muggleların ölüm korkusundan daha mı farklı? Muggle kültüründe ölümden sonra pek bir şeyin olmadığı düşüncesi onları korkuturken, hayaletlerin varlığı ölümün ötesinde başka bir yolun olduğunun kanıtı ise, büyücüler arasında ölüm korkusu bu sebeple daha mı az oluyor?

Durum tam olarak böyle değil. Harry Potter’daki bazı hayaletlerin de aynı korkuya sahip olduğu ve gerçekten ölmektense hayata bir şekilde tutunmaya çalıştıkları görülebilir. Neredeyse Kafasız Nick’i göz önüne alırsak, kendisi ne ölü ne de yaşıyor. Tek boynuzlu at kanı içip yarım bir hayat yaşamayı tercih eden biri gibi o da lanetlenmiş durumda. Harry Potter serisi boyunca kaçınılmaz olanı kandırmaya çalışanların her zaman bir cezası olmuştur.

Felsefe Taşı Serinin Ana Hatlarını Çiziyor

Konunun özünde Harry Potter serisi, ölüm ile ilgili düşüncelerimiz ve bu fikrin gerçekliğine olan yaklaşımımız hakkında. Yukarıda bahsedildiği gibi Lord Voldemort ölüm korkusu ve bu konuya olan takıntısı ile tanımlanabilir ve hayatını bu endişesine bir çözüm arayarak tüketiyor. J.K. Rowling’e göre bu durum pek de yaşanacak bir hayat değil. Ölümü hayatın bir süreci olarak kabul etmeli ve onu aldatmaya çalışmamalı. Rowling’in ölümün efendisi olma konusundaki sözlerini tekrar hatırlayalım:

“İnsanın gayreti ölümsüzlük için değil, faniliği kabullenme için olmalı.”

Bu ideolojinin Felsefe Taşı ile doğuşunu görebilirsiniz. Konuyu daha iyi anlamak için Dumbledore’un ve Voldemort’un ölüme yaklaşımlarını karşılaştırabilirsiniz. Dumbledore, dehşet içerisinde olan Harry’e taşın yok edilmesi gerekliliğini açıklarken şunları söylüyordu:

Senin kadar genç biri için inanılmaz bir şey bu, ama Nicolas’la Perenelle için uzun, çok uzun bir günden sonra yatağına çekilip uyumaya benziyor. Düzenli bir zihin için ölüm de büyük bir serüvenden başka bir şey değildir

Bu yaklaşım ve bilgelik Harry’e Ölüm Yadigarları sırasında da yol gösterecekti. Kendi ölümü ile yüzleşmek durumunda olan Harry, odaklanmış zihni ve cesareti ile kazanmış, Voldemort ise kaybetmişti.

 

Harry Potter ve Felsefe Taşı’nın yirminci yılını kutladığımız şu günlerde geriye dönüp bakmanın ve seriye yön veren derin düşünceleri tekrar değerlendirmenin son derece faydalı olduğu kanaatindeyiz.

Siz ne dersiniz? Felsefe Taşı yoğun duygularıyla gerçekten de tüm seriye bir temel oluşturmuyor mu?

⁠⁠⁠Evapsie!

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir