Alison Sudol’un Sanat ve Doğayla Olan Büyülü İlişkisi

LeakyCauldron sitesi, Fantastik Canavarlar‘da Queenie Goldstein rolüyle karşımıza çıkan Alison Sudol’un başka bir özelliğine dikkat çekerken, hepimize üzerinde düşünmemiz gereken şeyleri de tekrar hatırlatıyor. Sizin için hazırladığımız bu habere gelin birlikte bakalım!

Alison Sudol, Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar filmindeki Queenie Goldstein rolüyle tanınırlığını bu seviye getirmeden önce performans sanatlarında gövde gösteren ve “A Fine Frenzy” sahne adını kullanan bir müzisyendi. Şarkıları doğa ile olan yakın ilişkisini ortaya koyarken, rol alarak yıldızlaştığı filmin ana karakteri sihirli yaratıkları korumak ve dünyayı onlar hakkında bilgilendirmek için uğraşıyordu. Alison Sudol şimdiye kadar yaptıkları ile aslında filmdeki ana karakterin hedeflerini paylaştığını da gösteriyor. Sudol’un 2011 yılında Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından İyi Niyet Elçisi olarak seçildiğini de hatırlatmakta fayda var.

Mongabay sitesine verdiği röportajda, doğaya ve doğal yaşama olan tutkusunu, aşkını, bu ilişkisinin genç yaşta nasıl filizlendiğini ve son zamanlarda neler yaptığını anlatan Sudol’u dinliyoruz:

“Doğa her zaman beni kendisine çekti. Seattle’da henüz beş yaşında ufak bir çocukken, İsveçli dadım beni yağmurlu veya güneşli havalarda koruluklarda yürüyüşlere çıkarırdı. Doğal hayatın büyüsünü fark edebileceğimi düşünürdü. Ailem Los Angeles’a taşındığı zaman kendimi daha fazla şehirleşmiş bir ortamın içerisinde buldum ve doğal hayat ile olan bağlantımın kopması beni çok rahatsız etti. Büyüdüğüm zaman ve bir müzisyen olarak dünyayı dolaşmaya başladığım da, yazdıklarımın doğa ile iç içe olduğunu fark ettim. Sonrasında kendimi Almanya’nın kadife ormanlarını, Kanada’nın nefes kesen göllerini ve New Mexico’nun kalpleri sarsan fırtınalarını keşfederken buldum. Sanırım ruhuma bir şeyler oldu, yeni bir şehre vardığımda ve otobüsten indiğimde, o zamana kadar fark etmediğim ancak ihtiyacını duyduğum bir şeyi anladım; her gittiğim yerde ilk olarak doğa anayı arıyordum. Doğanın benim için bu denli önemli olduğunu ve kariyerimde o ana kadar yaptıklarımla karşılaştırılınca, doğayı korumak için bir şeyler yapmak zorunda olduğumu düşündüm. Bu durum beni işime daha çok motive etti, gittiğimde her yerde yaptığım görüşmeler ile daha tamamlanmış bir insan olduğumu hissettim.”

Doğaya olan sevgisi ile kendini daha dolu hissettiğini söylüyor. Doğaya ve onu korumaya olan tutkularını keşfetmek isteyenler bazı tavsiyelerde de bulunuyor Sudol:

 “Doğada sevdiğiniz bir şey bulun ve onun için ne yapabilirsiniz bir bakın. En küçük aksiyonların bile muazzam bir etki yapabilir. Sofranızdaki etin ve sebzelerin nereden geldiği hakkında düşünebilirsiniz. En azından günde bir kere vejetaryen öğün tüketebilir misiniz? Eğer yapabiliyorsanız, yerli mallar kullanın. Plastik şişelerden su içmek yerine kendi cam şişenizi kullanın. Ne kadar çok plastik kullandığınızı ve nasıl azaltabileceğinizi düşünün. Satın almadan önce gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını düşünün. Nerede ve nasıl imal edildiğini düşünün, içinde kimyasallar var mıdır? Eğer kimyasallar varsa, derinize sürmek istediğinize emin misiniz?”

Bu derece büyük işlerle uğraşmanın insanı çok yorabileceğini fark eden Sudol, tazelenmek ve tekrar güç bulabilmek için, çareyi sanatta bulmuş. Tekrar Sudol’a dönüyoruz:

“Sanat diğer insanların kalbine dokunabileceğiniz çok derin bir iletişim şekli. Doğa için verdiğimi mücadelede aslında büyük bir meydan okuma var; doğayı korumak için yapabileceklerimi düşünüp onun için tüm kalbimi ortaya koyarken, gördüklerim ve olanlar karşısında yaşadığım acıyı da tolere edebilmeliyim. Neredeyse her gün doğanın başına inanılmaz acı şeyler geliyor ve insanların bunu hissetmesi gerekiyor. Yaşanan tüm bu yıkıma şahit olunca, pozitif bir bakış açısı yakalamak zor olabiliyor. Dürüst olmak gerekirse, aslında her şey son derece sinir bozucu. Ancak, doğa ile olan ilişkimizin büyüsü düşünülürse ve doğanın tüm güzelliklerini koruma uğruna verdiğimiz savaşın sihri ve kırılganlığı da göz önüne alınırsa, hevesimiz kırıldığında dahi ayağa kalkmak için güç bulabiliriz. Sanat, doğaya insanın sesini duyurmanın bir yöntemi ve yaşayan tüm canlılar ile olan muhteşem bağımızı hatırlatmanın da bir yolu.”

Newt’in doğa ve sanat arasındaki bu büyülü ilişkiye katılacağından hiç şüphemiz yok. Özellikle tüm o yaratıklar ile çevrili halde kendini evinde hissetmesi düşünülürse!

⁠⁠⁠Evapsie!
4 Yorum

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir