Pottermore

Harry Potter Dünyasında Ölüm Olgusu

Harry Potter evreninde birçok karakter Ölüm üzerinde efendilik kurmaya çalıştı. Fakat bu ne uğruna oldu, bu yolda neler kaybettiler? Gelin Pottermore‘un ölüm yazısında, Harry’nin yaşadıklarıyla beraber bir yolculuğa çıkalım.

“Yani, geri geldin, değil mi?” dedi Harry ısrarla. “İnsanlar geri gelebilir, ha? Hayalet olarak. Tamamen yok olmaları gerekmez. Değil mi?” diye ekledi sabırsızlıkla, Nick hiçbir şey söylememeyi sürdürünce.

– Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı

Bu Harry ve bizim için kalpleri sızlatan bir andı. Sirius‘un ölümünden hemen sonra Harry vaftiz babasının başka bir formda gelebileceğini düşünmüştü. Fakat Neredeyse Kafasız Nick, Sirius’un geri dönebileceği ihtimali hakkındaki umutları yerle bir etmişti. Sirius hayalet olarak gelemezdi çünkü hayaletler aslında gerçekten canlı değildi. Hayaletler iki tarafta da varlığa sahip değildi ve aslında daha önce oldukları kişinin bir kopyasıydı. Dünya’dan bitmemiş bir iş yüzünden kopamıyorlardı – Nick için bu ölüm korkusuydu – ve yüzyıllar boyunca eski bir kine saplanmış olarak kalıyorlardı. Bu tarz bir yaşam, hakikaten “yaşamaya” değer miydi?

Biz Mugglelar için büyü, her şeye kadir olarak görünebilir. Fakat Harry, Gryffindor’un bina hayaletiyle olan konuşmasında ve ilerleyen maceralarında öğrendi ki büyü bile birini ölümden gerçek anlamıyla geri getiremez.

Bu ders, büyücülere çocukluklarından itibaren aşılanıyordu. Ozan Beedle’ın Hikayeleri kitabındaki “Üç Kardeşin Hikayesi” hakkında Dumbledore şöyle bir yorumda bulunmuştu: “Ölümü alt etmek için uğraşan insanlar daima hayal kırıklığına mahkûmdur.”

Birinci kardeşin Mürver Asa‘ya sahip olması, kendisi ve asanın sonraki sahiplerine vahşi ölümler getirmişti. İkinci kardeşin Diriltme Taşı, evlenmek istediği kızı hayata döndürmüştü. Fakat kız çok sessizdi, soğuktu ve ölümlü dünya içinde acı çekiyordu. Kız, adam için yeterli değildi çünkü o gerçekten sevdiği kız değildi. İkinci kardeş tatmin olmamıştı, bu yüzden intihar ederek öldü ve Ölüm tekrar kazandı. Üçüncü kardeşin hikayesinin önemine ise sonra geleceğiz.

Maalesef bu hikaye büyücülerin Ölüm’ün efendisi olmaya çalışmasını engellemedi. Hatta bazıları (öhöm, Voldemort) bunu bir takıntı haline getirdi. Denemelerinde, yaşamı uzatacak ya da Dünya’ya bağlı kalmalarını sağlayacak birçok metod buldular – fakat her zaman bir sorun vardı.

Felsefe Taşı, örneğin, büyünün sınırları olduğunu kanıtlamıştı. Taş Yaşam İksiri üretebiliyordu fakat sonsuza kadar bu iksiri düzenli olarak içmek gerekiyordu. Voldemort gibi kendi hayatı ve ölümü üzerinde tamamen kontrol sahibi olmak isteyen biri için, taşa olan bu bağımlılık dayanılmaz olurdu.

Diğer sorunlar daha somuttu. Karanlık bir büyücünün büyüleri, cesetleri hareketlendirebilir. Bu cesetlere Inferius denir ve büyücünün isteklerini yerine getirirler. Fakat Inferius’lar kendi iradeleri veya beyinleri olmayan vücutlardır ve eskiden oldukları kişilerin uzak birer kabuğudurlar. Harry ve Dumbledore, Harry Potter ve Melez Prens kitabında bir Inferius ordusuyla karşılaştıklarında, gördüklerini kabuslardan fırlamış şeyler olarak anlatmışlardı. Cesetlerin gözleri donuktu. Beyaz ve kemikli vücutları bir zamanlar olduklarının zayıf bir yansımasıydı. Belki de bir ruha sahip olmamaları bizi asıl olarak korkutan şeydi.

Birçok durum için, büyü ruhu ve vücudu bir tutmayı başaramaz. Tek Boynuzlu At kanı, neredeyse ölmek üzere olan büyücüleri bile hayata bağlar fakat çok kötü bir bedel ödetir. Vücudun var oluşunu korumaya çalışırken, ruh zarar görür. Firenze bunu şöyle açıklamıştı:

Kendini kurtarmak için tertemiz, savunmasız birini öldürürsün,  dudaklarina onun kanı değer değmez de yarım yamalak, lanetli bir yaşam sürdürürsün.

– Harry Potter ve Felsefe Taşı

Ölümü aldatmak, sık sık vahşet ve dahası ruhun parçalanmasıyla sonuçlanır. Bunu, Voldemort’un Hortkuluk‘ları kullanmasından daha iyi örnekleyebilecek bir şey yoktur. Ölümsüzlüğe sahip olmak için, Voldemort ruhunu yedi parçaya böldü ve bu parçaları eşyalara ya da hayvanlara koydu. Fakat bu, Slughorn’un Tom Riddle’a söylediği gibi, doğaya karşı işlenen bir suçtu çünkü ruhlar “el değmemiş ve bütün” olmalıydı. Ruhunun her parçalanmasıyla ve bunu tetikleyen her cinayetle, Voldemort giderek daha az insan oldu.

Harry’yi öldürmek için ilk denemesinde, öldüren laneti geri sektiğinde, Voldemort ‘bir ruhtan, en aşağılık hayaletten daha az bir şeye’ dönüşmüştü. Harry Potter ve Ateş Kadehi kitabında tekrar doğan vücudu ise insandan daha aşağı bir şeydi. Derisi bir kafatasından daha beyazdı, kırmızı gözleri ve burun delikleri yerinde yılankavi yarıklar vardı. Vücudu da, ruhu da hasar görmüştü.

Yine de Ölüm, Voldemort’u buldu..

Dumbledore, Karanlık Lord’un kendisine fayda sağlamayacağını düşündüğü şeyleri anlayamadığını fark etmişti. Voldemort çocukların hikayelerini, aşkın gücünü, sadakati ve masumiyeti anlamıyordu ve bu düşüşüne sebep oldu. Hikayedeki üçüncü kardeşin aksine -ki kendisi Ölüm’den kaçamayacağını biliyordu ve bunu sadece Görünmezlik Pelerini ile ertelemişti- Voldemort başına gelebilecek en kötü şeyin Ölüm olduğunu düşünüyordu.

Bu korku, sonunda, Voldemort’u Harry’den daha zayıf kılmıştı. Diriltme taşını üç kez döndürdüğü andan itibaren Harry biliyordu ki sevdiklerini gerçekten geri getirmiyordu. Sevdikleri, Harry’yi kendilerine çekiyordu. Harry kendisini diğerleri için kurban vermeye hazırdı. Ölümü kabullenmek istiyordu. Sonuç olarak, Dumbledore ile yoluna devam etmek ve bütün acılara ve kayıplara rağmen yaşayanların dünyasına geri dönmek arasında seçim yapabilmişti.

Sen ölümün gerçek efendisisin çünkü, gerçek efendi ölümden kaçmaya çalışmaz. O kişi ölmesi gerektiğini kabul eder ve bu yaşayan dünyada ölümden çok daha kötü şeyler olduğunu anlar.

– Harry Potter ve Ölüm Yadigarları

Harry, Nicolas Flamel‘in Felsefe Taşı’nı neden yok etmek istediğin anlayamadığı ilk yılından itibaren çok yol kat etti. Onu yerle bir eden bir çok kayıptan ve kendisi de ölümle yüzleştikten sonra, Sağ Kalan Çocuk gerçekten yaşamıştı, çünkü bir gün Ölüm’ü eski bir dost gibi karşılayacağını kabullenmişti. Bu sayede bir sonraki macerasına devam etmişti.

Büyü ölümden kaçmak anlamına gelmemeli – yaşamı kucaklamak olmalı.

Sizler Ölüm olgusu hakkında neler düşünüyorsunuz? Bizlerle paylaşmayı unutmayın!

Evren Ergen

1995'te Eskişehir'de doğdum. Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum. 7 yaşımda Harry Potter sayesinde fantastik edebiyatla tanıştım. Kitapları ve teorileri çok seven biriyim. En ince ayrıntıları keşfetmek için kitapları kaç kez baştan okuduğumu bilmiyorum. Roleplay sitelerinin köşelerinde Harry Potter ağırlıklı olmak üzere yazılar yazdım ve çeşitli alanlarda amatör çeviriler yaptım. Elimde asayla büyü yapmaya çalışmaya devam ediyorum. Bir gün başaracağımı düşünerek Hogwarts mektubumu inançla bekliyorum.