3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #10: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Kral Fred’in Yolculuğu | OKU

The Ickabog #10: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 7 –
– bölüm 8 –
– bölüm 9 –

bölüm 10

Kral Fred’in Yolculuğu

Kral Fred Taht Odası’nı uzun adımlarla geçerken kendinden gayet hoşnutmuş. Bundan sonra kimse ona bencil, kendini beğenmiş ve acımasız diyemeyecekmiş! Leş gibi kokan, basit bir yaşlı çoban ve onun beş para etmez yaşlı köpeği uğruna, o, Korkusuz Kral Fred Ickabog’u avlayacakmış! Gerçi Ickabog diye bir şey yokmuş, ama onun o acayip iyi ve soylu olan kendisi bunu ispatlamak için bizzat ülkenin diğer ucuna at sürecekmiş!

Öğle yemeğini tamamen unutan kral hızla yatak odasına çıkmış ve uşağına bağırarak gelmesini söylemiş. Ona üzerindeki kasvetli siyah takımı çıkarmasını ve daha önce hiç giyme şansı bulamadığı savaş üniformasını giymesine yardım etmesini söylemiş. Üniformasının ceketi kırmızı, düğmeleri altındanmış. Ayrıca, mor bir kuşağın olduğu ceketinde, sırf kral olduğu için ona verilen çok sayıda madalya da varmış. Fred aynaya baktığında, savaş üniformasının ona ne kadar yakıştığını fark etmiş ve bunca zaman neden hiç giymeyi denemediğini merak etmiş. Uşağı kralın tüylü miğferini onun altın sarısı saçlarının üzerine oturturken, Fred de başında miğferinin olduğu bir resminin yapıldığını hayal ediyormuş. Hayalindeki resimde, en sevdiği süt beyazı savaş atının üzerinde oturuyormuş ve mızrağını yılan benzeri bir canavara doğru savuruyormuş! İşte, Korkusuz Kral Fred! Şimdi resmen bir yanı, Ickabog’un gerçek olmasını umuyormuş.

Diğer tarafta, Baş Danışman Kent-İçi-Kent’in dört bir yanına kralın ülke turuna çıkacağı haberini göndermiş. Göndermiş ki, kral saraydan ayrılırken herkes onu selamlamak için hazır beklesin. Ama Herringbone Ickabog’un sözünü dahi etmemiş, çünkü kralın aptal gibi görünmesini istemiyormuş.

Gel gelelim, ne yazık ki, danışmanlardan ikisi aralarında fısıldaşırken Cankerby adlı bir piyade eri konuşulanlara kulak misafiri olmuş ve kralın bu acayip planını duymuş. Cankerby bu haberi hiç vakit kaybetmeden hizmetçilere yetiştirmiş, hizmetçiler de mutfaktaki tüm çalışanlara. O esnada mutfakta Baronstown’dan bir sosis satıcısı da aşçıyla laflıyormuş. Derken, birlik yola çıkmak için hazır olduğunda, kralın Ickabog’u avlamak için kuzeye doğru yola çıkacağı haberi Kent-İçi-Kent’in her bir noktasına yayılmış. Öyle ki, haber, geniş Chouxville topraklarından bile dışarı sızmaya başlamış.

“Şaka mı bu?” diye sormuş, başkent sakinleri birbirlerine; toplu halde kaldırımlara doluşmuş, kralı selamlamak için hazır beklerlerken. “Bu da ne demek?”

Bazıları omuz silkip gülerek kralın bunu yalnızca eğlenmek için yaptığını söylüyormuş. Bazıları ise başlarını iki yana sallayıp bu işte başka bir işin olması gerektiğini mırıldanıp duruyormuş. Hiçbir kral sebepsiz yere silahını kuşanarak ülkenin kuzeyine doğru yol almazmış. Halk endişe içinde birbirine soruyormuş: kral onların bilmediği bir şey mi biliyormuş?

Toplanan askerleri izlemek için balkonlardan birine doluşan leydilerin arasına Leydi Eslanda da katılmış.

Aslında, Leydi Eslanda’nın kimselerin bilmediği bir sırrı varmış. Leydi Eslanda, kral ondan istese dahi, asla onunla evlenmezmiş. Çünkü o, Kaptan Goodfellow isimli bir adama içten içe aşıkmış. O esnada Kaptan Goodfellow aşağıdaki avluda en iyi arkadaşı Binbaşı Beamish’le laflayıp gülüyormuş. Çok utangaç biri olan Leydi Eslanda, bu zamana kadar Kaptan Goodfellow’la konuşma cesaretini kendinde hiç bulamamış. Goodfellow’un da sarayın bu en güzel kadınının ona aşık olduğundan hiç haberi yokmuş. Goodfellow’un vefat eden annesi de babası da Kurdsburg’lu birer peynir ustasıymış. Her ne kadar Goodfellow zeki ve cesur bir adam olsa da, o dönemler soylu bir leydinin bir peynir ustasının oğluyla evlenmesi beklenemezmiş.

Tüm bu esnada, savaş birliğinin yola çıkışını izlemeleri için tüm hizmetkârların çocuklarının da okuldan erken çıkmalarına izin verilmiş. Beklenildiği gibi, Bert babasının geçişini iyi bir noktadan izleyebilsin diye, annesi Bayan Beamish onu okuldan almak için hızlı davranmış.

the ickabog Mehak
Çizim: Mehak (14 yaşında)

Sonunda sarayın kapılarının açılması ve atlıların çıkmasıyla, Bert ve Bayan Beamish neşeyle avazı çıktığı kadar bağırmışlar. Halk savaş üniforması görmeyeli çok uzun zaman olmuş. Ne kadar da heyecanlı ve harika bir anmış! Askerlerin altından düğmeleri, gümüşten kılıçları ve parıltılı trampetleri güneş ışığının altında ışıldıyor, saray balkonunda saray leydilerinin mendilleri havada kumrular gibi veda edercesine dalgalanıyormuş.

Geçit töreninin en önünde, Kral Fred süt beyazı savaş atının üzerinde, kırmızı renkli dizginlerini tutmuş, kalabalığa el sallayarak geçiyormuş. Onun hemen arkasında, sarı renkli cılız bir at süren ve yüzünde can sıkıcı bir ifade olan Spittleworth ile onun arkasında ise, kestane renkli fil gibi atını süren ve öğle yemeğini kaçırdığı için öfkeli görünen Flapoon geliyormuş.

Kral ile Lord’ların arkasında ise Saray Muhafızları tırıs tırıs geliyormuş. Çelik grisi at süren Binbaşı Beamish dışında, her biri beyaz benekli siyah atlar sürüyormuş. Kocasının bu son derece yakışıklı halini görünce, Bayan Beamish’in kalbi heyecanla çarpmış.

“İyi şanslar, babacığım!” diye bağırmış Bert ve Binbaşı Beamish de oğluna el sallamış (ah, aslında keşke öyle yapmasaymış).

Birlik, Kent-İçi-Kent’in onları coşkuyla selamlayan kalabalığına gülümseyerek bayır aşağı ilerlemeye devam etmiş; ta ki, Chouxville’in sınır kapılarına ulaşana dek. Dovetail’lerin evi de işte orada, kalabalığın arkasında gizliymiş. Bay Dovetail ile Daisy evlerinin bahçesine çıkmış, ancak geçmekte olan Saray Muhafızları’nın miğferlerindeki tüyleri anca görebiliyorlarmış.

Askerler Daisy’nin ilgisini pek çekmemiş. Bert ile hâlâ konuşmuyorlarmış. Hatta, o sabah Bert teneffüs vaktini, elbise yerine iş tulumu giydiği için Daisy’e sürekli sataşan Roderick Roack’la geçirmiş. O yüzden, duyduğu tezahüratlar da, atların sesleri de onu hiç heyecanlandırmıyormuş.

“Ickabog diye bir şey yok aslında, değil mi, babacığım?” diye sormuş.

“Evet, Daisy,” diye iç geçirmiş Bay Dovetail, dükkâna dönerlerken. “Ickabog diye bir şey yok, ama kral olduğuna inanmak istiyorsa, kendi bilir. Nasılsa, Marshland’lilere bir zararı dokunmaz.”

Bu da gösteriyormuş ki, aklı başında adamlar bile gelmekte olan korkunç tehlikenin farkına varamayabiliyormuş.

Bölüm 11: Kuzeye Yolculuk

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  Haftanın İksiri: Amortentia
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
3 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir