3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #13: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Kaza | OKU

The Ickabog #13: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 10 –
– bölüm 11 –
– bölüm 12 –

bölüm 13

Kaza

İki Lord’un da, kral ile Kaptan Rouch’u hafif dağılmış sisin içinde bırakıp bataklıkta ilerlemekten başka şansı yokmuş. Spittleworth ayağını toprağın en sağlam noktalarına basmaya çalışarak önden gidiyor, Flapoon ise Spittleworth’un üniformasına yapışmış bir halde onun hemen arkasından geliyormuş. Flapoon çok ağır olduğu için her adımıyla bataklığa daha da gömülüyormuş. Sis tenlerini nemli ve yapış yapış yaptığı gibi, gözlerini de neredeyse kör etmiş. Her ne kadar Spittleworth elinden gelen çabayı gösterse de, her ikisinin botları da ağzına kadar kokuşmuş suya batmış.

“O kahrolası sersem!” diye söylenmiş Spittleworth, şlap şlap yürürlerken. “İşe yaramaz soytarı! Tüm bunlar o kuş beyinli salağın suçu!”

“Kılıcı tamamen kaybolmuş olsun da, görsün gününü,” demiş Flapoon, artık neredeyse beline kadar bataklığa saplanmış bir halde.

“Dua edelim öyle olmasın, yoksa bütün geceyi burada geçiririz,” demiş Spittleworth. “Ah, lanet olasıca!”

Güç bela ilerlemeye devam etmişler. Kısa bir süreliğine seyrelen sis, birkaç adım sonra yeniden yoğunlaşmış. Karşılarında nereden geldiği bilinmeyen hayalet fillere benzeyen dev kayalıklar belirmiş ve hışırdayan sazlık otlar tıpkı yılanlar gibi sesler çıkarıyormuş. Her ne kadar Spittleworth ile Flapoon Ickabog diye bir şeyin olmadığından son derece emin olsalar da, içlerinden bir ses artık bundan pek de emin değilmiş.

“Bırak beni be!” diye hırlamış Spittleworth; Flapoon’un durmadan ceketini çekiştirmesi, onda dev bir pençe ya da çene gibi bir şeyin arkasına atladığı hissi uyandırmış.

Flapoon onu bırakmış bırakmasına, ama o kadar şiddetli bir korkuya kapılmış ki, tabancasını kılıfından çıkarıp eline almış.

“O da ne?” diye fısıldamış Spittleworth’a. İleride karanlığın içinden tuhaf bir ses geliyormuş.

Lord’ların ikisi de donup kalarak sese doğru pür dikkat kesilmişler.

Sisin ardından kısık sesli bir hırıldama ve tırmalama sesi geliyormuş. İki adamın da zihninde, Saray Muhafızları’ndan birini yiyen bir canavarın korkunç bir görüntüsü canlanmış.

“Kim var orada?” diye seslenmiş Spittleworth, yüksek perdeden tiz bir sesle.

Uzaklarda bir yerden Binbaşı Beamish’in bağıran sesi duyulmuş:

“Siz misiniz, Lord Spittleworth?”

“Evet,” diye bağırmış Spittleworth. “Garip bir ses var, Beamish! Sen de duyuyor musun?”

Duydukları o tuhaf hırıltı ve tırmalama sesleri, her iki lorda da daha yüksek gelmeye başlamış.

Bunun ardından, önlerindeki sis dağılmış. Tam önlerinde parlak beyaz gözleri olan dev gibi siyah bir siluet belirmiş ve uzun bir uğultu koparmış.

Flapoon’un tüfeğini ateşlemesiyle bataklığı sarsan ve kulakları sağır eden ani bir patlama olmuş. Diğer askerlerin korku dolu haykırışları, gözlerden uzak arazi boyunca yankılanmış. Sonrasında, sanki Flapoon’un silahı bir şeyleri korkutmuş gibi, Lord’ların önündeki sis de perde misali ikiye ayrılmış. Tam da o anda, önlerinde yatmakta olan bir şeyin görüntüsü belirmiş.

O esnada ay bir bulutun arkasından çıkmış ve tabanında dikenli bir yığın dalın olduğu büyük, granit bir kaya görmüşler. Kayanın dibinde bulunan bu dikenli bitkilere takılmış ve korkmuş görünen çelimsiz bir köpek kendini serbest bırakmak için ağlayıp tırmalıyormuş; gözleri ise ay ışığının altında parıl parıl parlıyormuş.

Dev kayanın biraz ötesinde ise, Binbaşı Beamish bataklığın içinde yüzükoyun öylece yatıyormuş.

“Neler oluyor?” diye bağıran birkaç ses gelmiş, sisin öte tarafından. “Kim ateş etti?”

Spittleworth da Flapoon da cevap vermemiş. Spittleworth elinden geldiğince hızlı bir şekilde Binbaşı Beamish’e doğru ilerlemiş. Bir bakışta ne olduğunu anlamış: Flapoon’un karanlığa açtığı ateş, Binbaşı Beamish’i kalbinden vurarak öldürmüş.

“Eyvah, eyvah, şimdi ne yapacağız?” diye sızlanmış Flapoon, Spittleworth’un yanına gelerek.

“Sessiz ol!” diye fısıldamış Spittleworth.

Spittleworth bu zamana kadar bütün hayatını düzenbazlıklar ve entrikalar kurarak geçirmiş, ama şimdi ise daha önce hiç olmadığı kadar hızlı ve derin düşünüyormuş. Gözlerini yavaşça eli silahlı Flapoon’dan ayırıp çobanın mahsur kalan köpeğine dikmiş; işte tam o anda, dev kayalığın bir iki adım ilerisinde, kralın botu ve kıymetli kılıcının bataklığa yarı gömülü halde durduğunu görmüş.

the ickabog sadie 10
Çizim: Sadie (10 Yaşında)

Spittleworth bataklıkta zar zor ilerleyerek kralın kılıcını almış ve onunla köpeği hapseden dalları kesip koparmış. Sonrasında, zavallı köpeğe sağlam bir tekme indirip onu inim inim inleterek sisin içine salmış.

“Beni iyi dinle,” diye mırıldanmış Spittleworth, Flapoon’a dönerek; ancak, ona tam planından bahsedecekken, sislerin ardından başka bir dev şekil görünmüş: Kaptan Roach.

“Beni kral gönderdi,” demiş kaptan. “Çok korktu. Neler ol–”

Derken, Roach, Binbaşı Beamish’in yerde ölü yatan bedenini görmüş.

O anda Spittleworth planına Roach’u da dâhil etmesi gerektiğini fark etmiş ve aslında böylesi çok daha işine yararmış.

“Hiçbir şey söyleme, Roach,” demiş Spittleworth, “şimdi ben sana her şeyi anlatacağım.”

“Ickabog bizim cesur Binbaşı Beamish’imizi öldürdü. Şimdi, bu trajik ölüme bakılırsa, bizim yeni bir binbaşına ihtiyacımız var ve ikinci komutan da sen olduğuna göre, Roach, o şeref senin olacak. Cesur davranışından ötürü sana yüksek bir zam yapılmasını önereceğim. Beni iyi dinle, Roach. Çok cesurdun, hatta o kadar cesurdun ki, korkunç Ickabog sisin içinde koşarak kaçarken sen onun peşinden gittin. Anlarsın ya, Lord Flapoon ile ben geldiğimizde, Ickabog binbaşının zavallı bedenini parçalayıp yiyordu. Lord Flapoon makul bir şekilde davranıp havaya doğru ateş açınca, haliyle canavar da korkup Beamish’in bedenini bırakıp hemen tüydü. Sen ise cesurca davranıp canavarı kovaladın; çünkü kralın kılıcı canavarın ininde yarı yarıya gömülmüş haldeydi ve onu geri almaya çalışıyordun. Ama… alamadın, Roach. Zavallı kral için ne kadar da üzücü! Bu eşsiz kılıç büyükbabasına aitti, sanırım; ama galiba artık Ickabog’un sığınağında sonsuza dek kayboldu.”

Sön sözlerinin ardından, Spittleworth kılıcı Roach’un büyük ellerine bırakmış. Yeni binbaşı elinde tuttuğu kılıcın kabzasındaki taşlara bakmış ve yüzünde, Spittleworth’un tüm yüzüne yayılanın zalim ve kurnaz gülümsemenin aynısından belirmiş.

“Evet, kılıcı kurtaramamış olmam çok yazık oldu, Lord’um,” demiş Roach, kılıcı üniformasının içine koyup göz önünden kaldırarak. “Şimdi, zavallı binbaşının bedenini sarıp sarmalayalım, yoksa diğerleri canavarın azılı diş izlerini onun üzerinde görecek olursa, bu kahredici olur.”

“Ne kadar düşüncelisiniz, Binbaşı Roach” demiş Lord Spittleworth. İki adam da pelerinlerini hızla çıkarıp Beamish’in bedenini sarmaya koyulmuşlar. Flapoon ise olanları izliyor, Beamish’i kazara öldürdüğünü kimsenin bilmeyecek olmasının içten içe rahatlığını yaşıyormuş.

“Rica etsem bana Ickabog’un nasıl bir şeye benzediğini hatırlatır mısınız, Lord Spittleworth?” diye sormuş Roach, Binbaşı Beamish’in bedenini iyice örterken. “Üçümüz de onu gördüğümüze göre, hepimizde aynı izlenimi bırakmış olması gerekiyor.”

“Çok doğru,” demiş Lord Spittleworth. “Pekâlâ, kralın söylediğine göre, canavarın fener gibi gözleri varmış ve iki at büyüklüğündeymiş.”

“Aslında,” demiş Flapoon, araya girerek, “onun söylediği tam da, bu büyük kaya ile dibinde duran köpeğin parlayan gözlerine benziyor.”

“Fener gibi gözleri olan iki at büyüklüğünde,” diye tekrarlamış Roach. “Pekâlâ, Lord’larım. Beamish’i sırtlamama yardım edin ki, bir an önce onu krala götürüp binbaşının nasıl öldüğünü anlatalım.”

Bölüm 14: Lord Spittleworth’un Planı

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  The Ickabog #26: J.K. Rowling'den Bir Peri Masalı – Bay Dovetail'e Bir İş Teklifi | OKU
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
5 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir