3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #20: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Beamish ile Buttons’a Madalya | OKU

The Ickabog #20: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 17 –
– bölüm 18 –
– bölüm 19 –

bölüm 20

Beamish ile Buttons’a Madalya

Kral Fred ertesi sabah uyandığında, Baş Danışmanının ülkenin tarihini belirleyecek böyle mühim bir zamanda emekliye ayrıldığını duyunca çok sinirlenmiş. Ardından, Lord Spittleworth’un onun görevini devralacağını öğrenince ise büyük bir rahatlama yaşamış, çünkü Spittleworth krallığın karşı karşıya olduğu büyük tehlikenin farkındaymış.

Şimdi artık Fred, yüksek duvarların arkasında, top atış kulelerinin, dev kale kapılarının bulunduğu ve çevresi hendeklerle çevrili sarayında kendini daha güvende hissetse de, yolculuğun şokunu hâlâ üzerinden atamıyormuş. Kendini şahsi dairesine kapatıyor, tüm yemeklerini altın tepsiler içinde önüne getirtiyormuş. Artık ava çıkmak yerine, yünlü halısının üzerinde volta atıp duruyor, kuzeyde yaşadığı berbat macerayı sürekli yeniden yaşıyor ve yalnızca ona en yakın olan iki kişiyle görüşüyormuş – ki onlar da korkularını canlı tutmaya itinayla özen gösteriyormuş.

Marshland’den dönüşlerinin üçüncü gününde, Spittleworth yüzünde kasvetli bir ifadeyle kralın şahsi dairesine girmiş. Er Nobby Buttons’a neler olduğunu bulmak için bataklığa geri gönderilen askerlerin, ona ait kana bulanmış bir ayakkabı, tek bir at nalı ve güzelce yenmiş kemikler dışında hiçbir şey bulamadıklarını bildirmiş.

Kralın yüzü bembeyaz kesilmiş ve saten kumaştan koltuğuna pat diye çöküvermiş.

“Ah, çok korkunç, çok korkunç… Er Buttons… Ha sahiden, o hangisiydi?”

“Dul bir annenin tek oğlu olan, yüzü çilli genç bir adam,” demiş Spittleworth. “Saray Muhafızları’na yeni alınanlardandı ve gelecek vaat eden bir çocuktu. Ne kadar da trajik, sahiden. Ama Beamish ile Buttons’ın başına gelenlerden daha da kötüsü, Ickabog’un insan etinin tadını sevmiş olmaya başlaması – tam da sizin tahmin ettiğiniz gibi, Majesteleri. Bunu söylediğim için beni mazur görün, ama Majestelerinin başından beri karşı karşıya olduğu tehlike gerçekten çok büyük.”

“O-o zaman ne yapmamız gerek, Spittleworth? Ya canavar daha fazla insan yeme-“

“Siz tüm bunları bana bırakın, Majesteleri,” demiş Spittleworth, teselli edercesine bir sesle. “Bildiğiniz gibi, ben Baş Danışman’ım ve sabah akşam krallığı korumak için çalışıyorum.”

“Herringbone’ın, yerine seni halef seçmiş olmasından çok memnunum, Spittleworth,” demiş Fred. “Sen olmasan ne yapardım?”

“Aman, aman, Majesteleri, böyle nazik bir krala hizmet etmek benim için bir onurdur.

“Şimdi, yarın yapılacak cenaze törenini konuşmamız gerek. Binbaşı Beamish’le birlikte Buttons’tan geriye kalanları da gömelim diyoruz. Bildiğiniz gibi, bu bol ihtişamlı resmi bir tören olacak. Bana sorarsanız, ölen askerlerin ailelerini Ölümcül Ickabog’a Karşı Üstün Cesaret Madalyası ile onurlandırırsanız, bu çok hoş bir hareket olacaktır.”

“Oh, öyle bir madalya mı var?” demiş Fred.

“Kesinlikle var, efendim ve bu bana sizin henüz kendinizinkini almadığınızı hatırlattı.”

Spittleworth iç cebinden neredeyse bir fincan altlığı kadar büyük, oldukça görkemli, altın bir madalya çıkarmış. Madalyanın üzerinde, parlak kırmızı gözleri olan bir canavarın, başında tacı olan yakışıklı ve kaslı bir adamla savaştığı bir kabartma varmış. Bu kocaman şey, kırmızı renkli kadife bir kurdelenin ucunda asılı duruyormuş.

“Bu benim mi?” diye sormuş kral, kocaman açılmış gözlerle.

“Elbette sizin, efendim!” demiş Spittleworth. “Canavarın o pis boynuna kılıç saplayan siz değil miydiniz, Majesteleri? Olanları hepimiz hatırlıyoruz, efendim!”

Kral Fred parmağıyla ağır, altın madalyona dokunmuş. Hiçbir şey söylemese de, içinde sessiz bir mücadele veriyormuş.

Fred’in dürüst yanı, içinde berrak bir sesle konuşmaya başlamış: Öyle bir şey olmadı. Olmadığını biliyorsun. Ickabog’u sisin içinde gördün, kılıcını düşürdün ve kaçtın. Onu hiç bıçaklamadın. Hatta yakınına bile yaklaşmadın!

Ama Fred’in ödlek yanı, dürüst yanını bastırarak daha da yüksek sesle konuşmaya başlamış: Her ne olmuş olursa olsun, ben Ickabog avına liderlik etmiş kişiyim! Onu ilk gören benim! Bu madalyayı hak ediyorum ve bu, siyah cenaze takımımın üzerine çok yakışacak.

the ickabog evie 10
Çizim: Evie (10 Yaşında)

Böylelikle Fred konuşmuş:

“Evet, Spittleworth, her şey tam da söylediğin gibi oldu. Doğal olarak, ben sadece bununla övünmek istemiyorum.”

“Majesteleri, efsanevi bir mütevazılığınız var,” demiş Spittleworth, yüzündeki sırıtışı gizlemek için eğilip selam vererek.

Ertesi gün Ickabog’un kurbanları onuruna ulusal yas günü ilan edilmiş. Binbaşı Beamish ile Er Buttons’ın tabutları siyah tüylü atlarla çekilen yük arabalarının üzerinde geçerken, kalabalık onları görmek için sokaklara dizilmiş.

Kral Fred, boynunda takılı Ölümcül Ickabog’a Karşı Üstün Cesaret Madalyası ile kömür siyahı bir atın üzerinde tabutların hemen arkasından geliyormuş. Boynundaki madalya güneş ışığının vurmasıyla öyle bir parlıyormuş ki, kalabalığın gözünü acıtıyormuş. Kralın arkasından siyahlar giyinmiş Bayan Beamish ile Bert yürüyerek geliyor, onların arkasından da, onlara Nobby’nin annesi Bayan Buttons olarak tanıtılan, ağlayıp zırlayan kızıl peruklu yaşlı bir kadın geliyormuş.

“Ah canım Nobby,” diye feryat figan inliyormuş yürürken. “Ah, korkunç Ickabog’a lanetler olsun! Zavallı Nobby’mi öldürdü!”

Tabutlar açılan mezarlara indirilmiş ve kralın borazancıları milli marşı çalmış. Buttons’ın tabutu özellikle ağırmış, çünkü içi tuğlalarla doluymuş. On tane adam başlarından terler boşala boşala oğlunun tabutunu toprağa indirirken, garip görünümlü Bayan Buttons acı acı bağırıp duruyor ve Ickabog’a lanetler yağdırmaya devam ediyormuş. Bayan Beamish ile Bert ise sessizce ağlayarak orada öylece duruyorlarmış.

Sonra, Kral Fred askerlerin madalyalarını vermek için yaslı ailelere seslenmiş. Spittleworth, Beamish’e ve uydurma olan Buttons’a hazırladığı madalyalara kralınki gibi çok para harcamamış; onların madalyaları altın yerine gümüşten yapılmış. Gel gelelim, özellikle de Bayan Buttons kendini yere atıp kralın botlarını öpecek kadar duygusallaşınca, tören de bir hayli dokunaklı geçmiş.

Bayan Beamish ile Bert cenazeden çıkıp evlerine doğru yürümeye koyulurken kalabalık onlar geçsin diye saygıyla önlerini açmış. Ancak, Bayan Beamish’in eski arkadaşı olan Bay Dovetail kalabalığın içinden çıkıp ona ne kadar üzgün olduğunu söylemek isteyince, Bayan Beamish durmuş. Her ikisi de ne diyeceğini bilemiyormuş. Daisy de Bert’e bir şeyler söylemek istiyormuş, ama tüm kalabalık onları izliyormuş. Bert kaşları çatık bir halde yere baktığı için Daisy onunla göz göze dahi gelememiş. Daisy daha ne olduğunu anlamadan, babası çekilerek Bayan Beamish’e yol vermiş ve Daisy, en yakın arkadaşı ile annesi gözden kaybolana kadar onları izlemiş.

Evlerine döner dönmez, Bayan Beamish kendini yüzükoyun yatağına atmış ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. Bert onu sakinleştirmeye çalışsa da başarılı olamamış, o yüzden o da kendi yatak odasına geçip babasının madalyasını kendi şömine rafına yerleştirmiş.

Geri adım atıp baktığında, babasının madalyasını Bay Dovetail’in ona zamanında oyarak yaptığı tahta Ickabog heykelinin hemen yanına koyduğunu fark etmiş. O ana kadar, Bert Ickabog oyuncağı ile babasının ölümünü hiç bağdaştırmamış.

Tahta oyuncağı raftan kaptığı gibi koridora çıkmış, eline bir ocak demiri almış ve Ickabog oyuncağını parçalarına ayırmış. Sonra, kırdığı oyuncağın parçalarını toplayıp ateşe atmış. Alevlerin git gide yükseldiğini izleyerek, kendi kendine bir söz vermiş. Bir gün, yeterince büyüdüğünde, Ickabog’u avlamaya gidecek ve o canavardan babasını öldürdüğü için intikamını alacakmış.

Bölüm 21: Profesör Fraudysham

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  The Ickabog #37: J.K. Rowling'den Bir Peri Masalı – Daisy ve Ay | OKU
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir