3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #22: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Bayraksız Ev | OKU

The Ickabog #22: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 19 –
– bölüm 20 –
– bölüm 21 –

bölüm 22

Bayraksız Ev

Ülkeyi Ickabog’dan korumak için istenen aylık iki düka tutarındaki vergi, Cornucopia’nın bütün ev sahiplerine zorla kabul ettirilmiş. Vergi toplayıcılar Cornucopia sokaklarında sık sık görülmeye başlamış. Siyah üniformalarının arkasına sokak lambası gibi duran ve dik dik bakan büyük, beyaz gözler resmedilmiş. Böyle yapmalarının amacı, herkese vergilerin ne için toplandığını hatırlatmakmış; ancak, meyhanelerde toplanan insanlar, aralarında, o gözlerin Lord Spittleworth’a ait olduğunu ve vergilerini ödesinler diye onları sürekli izlediğini fısıldayıp duruyormuş.

Yeterince altın topladıklarında, Spittleworth insanlara Ickabog’un ne kadar vahşi bir canavar olduğunu unutturmamak için ona kurban gidenlerden birinin hatırasına bir heykel diktirmeye karar vermiş. Spittleworth, önce Binbaşı Beamish’in heykelini diktirmeyi düşünse de, Chouxville’in meyhanelerindeki casusları ona Er Buttons’ın hikâyesinin halkın daha çok ilgisini çektiğini rapor etmiş. Binbaşının ölüm haberini getirmek için kendini geceleyin yollara atan, ama sonu Ickabog’un pençelerine yakalanmakla biten cesur genç Buttons çoğunluk tarafından trajik ve asil bir örnek olarak görülüyor, o yüzden güzel bir heykelinin dikilmesini hak ediyormuş. Diğer taraftan, Binbaşı Beamish’in ölümü ise karanlıkta sisli bataklığın içinde akılsızca dolaştığı için daha çok kazayla ölmüş gibi görülüyormuş. Aslında, Chouxville’in içki masalarında, bazıları, Beamish’i Nobby Buttons’ın hayatını tehlikeye atan adam olarak görüyor, ona karşı ne kadar kızgın olduğunu dile getiriyormuş.

Spittleworth halkın bu isteğine memnuniyetle boyun eğerek, Nobby Buttons’ın bir heykelini yaptırmış ve onu Chouxville kentinin en geniş meydanının tam ortasına koydurmuş. Böylelikle, görkemli bir savaş atının üzerinde oturmuş, bronz renkte pelerini arkasında dalgalanan ve çocuksu yüzünde kararlı bir bakış olan bu heykelle, Buttons’ın Kent-İçi-Kent’e dörtnala gelmekte olduğunun hatırası, zihinlere temelli kazınacakmış. Her Pazar heykelin dibine çiçekler bırakmak adet halini almış. Hatta genç, sade bir kadın haftanın her günü heykele çiçekler bırakıyor, Nobby Buttons’ın kız arkadaşı olduğunu iddia ediyormuş.

Spittleworth, ayrıca, kralın dikkatini dağıtmak için de yeni bir dolap çevirmeye ve buna da biraz para harcamaya karar vermiş. Çünkü Fred, olur da Ickabog güneye bir şekilde sızar ve ansızın ormandan çıkıp üzerine atlar diye ava çıkmaktan aşırı korkuyormuş. Fred’i neşelendirmeye çalışmaktan bıkan Spittleworth ile Flapoon birlikte bir plan yapmışlar.

“Ickabog’la savaştığınızı resmeden bir portreye ihtiyacımız var, efendim! Halk bunu talep ediyor!”

“Gerçekten mi?” demiş kral, zümrüt taşlarından yapılmış düğmeleriyle oynarken. Fred savaş üniformasını ilk kez giyindiği o sabah hayalini kurduğu, Ickabog’u öldürdüğünün resmedildiği tabloyu hatırlamış. Spittleworth’un bu fikrine bayılmış, o yüzden sonraki iki haftayı yeni bir üniforma seçmeye ve ona uygun aksesuarlar belirlemeye harcamış. Çünkü eski kılıcı bataklıkta kaybolmuş ve onun yerine, üzerine değerli taşların işlendiği yeni bir tanesini yaptırması gerekiyormuş. Böylece, Spittleworth Cornucopia’nın en iyi ressamı Malik Motley’i işe almış. Taht Odası’nın tek bir duvarını tamamen kaplayacak kadar büyük ve geniş bir portre yapılabilmesi için Fred’in haftalarca durmak bilmeksizin pozlar vermesi gerekiyormuş. Motley’nin arkasında, onun yaptığı portrenin kopyalarını çıkaran elli kişilik acemi ressamlar ordusu da, Cornucopia’nın her şehrine, kasabasına ve köyüne gönderilmesi için resmin küçük versiyonlarını yapıyorlarmış.

Kral, portresi yapılırken, Motley ve diğer ressamları, canavarla boğuştuğu meşhur hikâyesini anlatarak gülmekten kırıp geçirmiş. Hikâyeyi anlattıkça anlattıklarına kendisine de daha çok inanır hale gelmiş. İşte tüm bunlar Fred’i mutlu mutlu oyalarken, Spittleworth ile Flapoon da ülkeyi daha serbestçe yönetmeye başlamışlar. Her ay toplanan vergilerden geriye kalan sandıklarca altın, gecenin bir yarısı Lord’ların kendi malikânelerine gönderiliyor ve onlar da bunları kendi aralarında bölüşüyorlarmış.

Peki, Herringbone’ın altında çalışan diğer on bir danışman ne yapıyormuş, dersiniz? Baş Danışman’ın gecenin bir yarısı emekliliğe ayrılmasını tuhaf bulmamışlar mı? Bir sabah uyandıklarında karşılarında Herringbone yerine, Spittleworth’u bulunca sorular sormamışlar mı? Ve hepsinden de önemlisi, Ickabog’a inanmışlar mı?

Evet, tüm bunlar hemen cevaplanması gereken mükemmel sorular.

ickabog Jonas 12

Elbette, kendi aralarında, Spittleworth’un usulüne uygun bir şekilde oylama yapılmadan Baş Danışmanlığa atanmasına izin verilmemesi gerektiğini konuşup durmuşlar. Hatta aralarından bir iki tanesi krala serzenişte bulunmayı da düşünmüş. Ancak, korktukları basit bir sebepten ötürü, bir şey yapmamaya karar vermişler.

Spittleworth ile Flapoon’un kaleminden çıkan ve kralın imzasını taşıyan kraliyet ilanları, Cornucopia’nın her bir kasaba ve köyünün meydanlarında asılıymış. Kralın kararını sorgulamak, Ickabog’un gerçek olmadığına dair fikir beyan etmek, Ickabog vergisine gerek olup olmadığını sorgulamak ve ayda iki düka ödememek artık vatan hainliği sayılıyormuş. Üstelik Ickabog’un gerçek olmadığını söyleyenleri ihbar edenlere de on dükalık bir ödül verileceği duyurulmuş.

Haliyle danışmanlar da vatan hainliğiyle suçlanmaktan korkuyormuş. Bir zindana hapsedilmeyi istemiyorlarmış. Danışmanlık işiyle sevimli konaklarında yaşamaya devam etmeyi daha çok tercih ediyorlarmış. Ayrıca, üzerlerine özel danışman cüppeleri giymeye devam ettikleri sürece, pasta dükkânlarında sıra beklemeden en öne geçmelerine izin de veriliyormuş.

O yüzden, (Spittleworth’un bataklık otlarının arasında daha iyi saklanmalarına yarayacağını söylediği için) yeşil renkli üniformalar giyinen Ickabog Savunma Birliği’ne harcanacak tüm masrafları onaylamışlar. Birlik, kısa süre içinde, Cornucopia’nın büyük kentlerinin sokaklarında dolaşmaya başladığı için sık sık görülmeye başlamış.

Birliğin canavarın olduğu söylenen yerde, yani kuzeyde olması gerekirken, neden zırt pırt sokaklarda insanlara el sallayarak dolaşıp durduğunu bazıları merak ediyor olsa da, fikrini kendine saklıyormuş. Aynı zamanda, tanıdıklarının çoğu, Ickabog’a hangisinin daha çok inandığını göstermek için birbiriyle rekabet edip duruyormuş. Kral Fred’in Ickabog’la dövüştüğü resimlerin ucuz kopyalarını pencerelerine yapıştırıyor, kapılarına ahşap levhalarda ‘ICKABOG VERGİSİNİ ÖDEMEK ŞEREFTİR’ ve ‘KAHROLSUN ICKABOG, YAŞASIN KRAL!’ yazan bıktırıcı mesajlar asıyorlarmış. Hatta bazı anne babalar çocuklarına vergi toplayıcılara eğilerek selam vermeyi bile öğretmiş.

Beamish’lerin evinde de çok sayıda Ickabog karşıtı pankartlar asılıymış; öyle ki, pankartlardan evi görmek bile güç bir hal almış. Bert sonunda okuluna geri dönmüş, ama Daisy’yi de hayal kırıklığına uğratarak, tüm teneffüslerini Roderick Roach’la birlikte geçiriyormuş ve her ikisi de Ickabog Savunma Birliği’ne katılacakları ve canavarı öldürecekleri zamanı konuşup duruyormuş. Daisy’nin daha önce kendini hiç bu kadar yalnız hissettiği olmamış ve Bert’in de onu özleyip özlemediğini merak ediyormuş.

Daisy’nin kendi evi, Kent-içi-Kent’te, bayrakların ve Ickabog vergilerini öven pankartların hiçbirinin bulunmadığı tek evmiş. Ickabog Savunma Birliği evlerinin önünden ne zaman geçse, babası Daisy’nin diğer komşu çocukları gibi bahçeye çıkıp neşeyle birliği selamlamasını istemiyor, onu evin içinde tutuyormuş.

Lord Spittleworth, mezarlığın yanında bulunan bu küçük evde hiçbir bayrağın ve pankartın asılı olmadığını fark etmiş ve bu bilgiyi –olur da bir gün işine yarar diye– kurnaz aklının bir köşesine not etmiş.

Bölüm 23: Duruşma

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  The Ickabog #38: J.K. Rowling'den Bir Peri Masalı – Spittleworth'un Ziyareti | OKU
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir