3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #24: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Bandalore | OKU

The Ickabog #24: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 21 –
– bölüm 22 –
– bölüm 23 –

bölüm 24

Bandalore

Daisy sekizinci yaşına girmek üzereymiş, o yüzden Bert Beamish’i eve çaya davet etmeye karar vermiş.

Bert’in babası öldüğünden beri, Daisy’le aralarındaki soğukluk daha da büyümüş. Bert tüm vaktini, Ickabog’a kurban giden birinin oğlu ile arkadaş olmaktan bir hayli gurur duyan Roderick Roach’la geçiriyormuş. Ama Daisy’nin yaklaşan doğum günü –ki Bert’in doğum gününden üç gün öncesindeymiş– arkadaşlıklarını düzeltip düzeltemeyeceklerini anlamak için iyi bir fırsat olacakmış. O yüzden Daisy babasından Bayan Beamish’e bir not yazmasını ve onunla oğlunu çaya davet etmesini rica etmiş. Daveti kabul ettiklerini belirten cevap geldiğinde ise Daisy çok mutlu olmuş. Her ne kadar Bert hâlâ onunla okulda konuşmuyor olsa da, Daisy doğum gününde her şeyin yoluna gireceğine dair umudunu koruyormuş.

Bay Dovetail kralın marangozu olarak iyi bir maaşa sahip olsa da, o bile Ickabog vergisini ödemekte zorlanıyormuş. O yüzden o ve Daisy eskisinden daha az pasta çörek alabiliyormuş ve Bay Dovetail artık şarap almayı da bırakmış. Ancak, Daisy’nin doğum günü şerefine, Bay Dovetail elinde kalan son Jeroboam şarap şişesini çıkarmış. Daisy de kenarda biriktirdiği tüm parasını çıkarıp kendisi ve Bert için pahalı birer Cennet Umutları’ndan satın almış, çünkü bunun Bert’in en sevdiği pasta olduğunu biliyormuş.

Doğum günü çayı iyi başlamamış. Önce, Bay Dovetail’in Binbaşı Beamish adına kadeh kaldırmayı teklif etmesi, Bayan Beamish’i ağlatmış. Sonra, dördü birden yemeğe oturduklarında, kimsenin ağzını bıçak açmıyormuş, ta ki Bert Daisy’ye bir hediye getirdiğini hatırlayıncaya dek. Bert bir oyuncak dükkânının camında, o dönem insanlarının bandalore dediği bir yo-yo oyuncağı görmüş ve tüm birikmiş parasıyla Daisy’ye onu almış. Daisy daha önce hiç bandalore görmemiş ve Bert ona nasıl kullanacağını öğretince kısa sürede Bert’ten bile daha iyi oynar hale gelmiş. Bayan Beamish ile Bay Dovetail’in aralarındaki muhabbet ise köpüklü Jeroboam şarabı içtikçe daha da akıcı olmaya başlamış.

Bert’in Daisy’yi çok özlediği bir gerçekmiş, ancak Roderick Roach’ın gözleri onun üzerindeyken Daisy ile arasını nasıl düzelteceğini bilmiyormuş. Yine de, çok kısa bir sürede, aralarında geçen avludaki kavga hiç yaşanmamış gibi olmuş. Daisy ile Bert, öğrencilerin bakmadığını zannettiği zamanlarda burnundaki sümüklerle oynama alışkanlığı olan öğretmenleri hakkında konuşup gülmekten kırılıyorlarmış.

Çocuklar yetişkinlerden daha olgunmuş. Bay Dovetail uzun bir zamandan sonra ilk kez şarap içiyormuş ve kızının aksine, Binbaşı Beamish’i canavarın öldürdüğüne dair tartışmaları düşünmeden edemiyormuş. Daisy, babasının sesinin kendi gülüşlerini bastırdığını fark ettiği anda neyin gelmekte olduğunu anlamış.

“Yani diyorum ki, Bertha,” demiş Bay Dovetail, neredeyse bağırır gibi bir sesle. “Kanıt nerede? Sadece kanıt görmek istiyorum, hepsi bu!”

“Kocamın öldürülmüş olmasını kanıttan saymıyor musun?” demiş Bayan Beamish, kibar görünen yüzü bir anda tehlikeli bir hal alırken. “Ya da zavallı küçük Nobby Buttons’ın ölümünü?”

the ickabog Anya 11
Çizim: Anya (11 Yaşında)

“Küçük Nobby Buttons,” diye tekrarlamış Bay Dovetail “Küçük Nobby Buttons, ha? İşte tüm mesele de bu, ben küçük Nobby Buttons’a dair bir kanıt istiyorum! Kim bu adam? Nerede yaşadı? O kızıl peruklu yaşlı dul anne nereye kayboldu? Kent-İçi-Kent’te Buttons soy isimli bir aileyle hiç tanışmışlığın var mı? Ve eğer beni zorlarsan?” demiş Bay Dovetail, elindeki şarap şişesini sallayarak, “beni zorlarsan, Bertha, ben de sana şunu sorarım: madem Nobby Buttons’tan geriye sadece bir çift ayakkabı ile bir kaval kemiği kaldı, neden o tabut o kadar ağırdı?”

Daisy kaşlarını çatarak babasına susmasını işaret etse de, Bay Dovetail bunu fark etmemiş bile. Şarabından büyük bir yudum daha alıp sözlerine devam etmiş: “Bir şeyler yerine oturmuyor, Bertha! Oturmuyor! Kim bilir, belki de, –tabii, bu sadece bir fikir, katılmak zorunda değilsin– zavallı Beamish’in attan düşüp boynunu kırmadığı ne malum? Belki de Lord Spittleworth bunu bir fırsat olarak kullanıp Ickabog onu öldürmüş gibi yaparak bizden yığınla altın kopardı.”

Bayan Beamish yavaşça ayağa kalkmış. Uzun bir kadın değilmiş, ama öfkeliyken Bay Dovetail’den çok daha haşmetli görünüyormuş.

“Benim kocam,” diye fısıldamış, Daisy’nin tüylerini diken diken eden soğuk bir sesle, “Cornucopia’nın gelmiş geçmiş en iyi at sürücüsüydü. Sen nasıl ki bu zamana kadar baltanla bacağını yarmamışsan, benim kocam da attan düşmezdi, Dan Dovetail. Bunun, korkunç bir canavarın kocamı öldürdüğünden başka bir cevabı olamaz ve sen de ağzından çıkana dikkat etsen iyi edersin. Ickabog’un gerçek olmadığını söylemek seni vatan haininden başka bir şey yapmaz!”

“Vatan haini mi?” diyerek gülmüş Bay Dovetail. “Bırak bu saçmalıkları, Bertha, bana kalkıp da bu vatan hainliği saçmalığına inandığını söylemeyeceksin herhalde? Daha birkaç ay önce, Ickabog’a inanmayan adama akıllı denirdi, vatan haini değil!”

“Bu, biz Ickabog’un gerçek olduğunu öğrenmeden önceydi!” diye tiz bir sesle ciyaklamış Bayan Beamish. “Bert! Eve gidiyoruz!”

“Hayır – hayır – lütfen gitmeyin!” diyerek ağlamaya başlamış Daisy. Sandalyesinin altına koyduğu küçük kutuyu eline almış ve Beamish’lerin ardından bahçeye koşmuş.

“Bert, lütfen! Bak, bize Cennet Umutları’ndan aldım, tüm harçlığımı bunlara harcadım!”

Bert’in Cennet Umutları’nı her gördüğünde babasını ölü bulduğu günü hatırlayacağını Daisy elbette bilemezmiş. En son yediği Cennet Umutları, annesinin babasına bir şey olsaydı duyarlardı diyerek onu teselli ettiği yerde, kralın mutfağındaymış.

Gel gelelim, Bert de aslında Daisy’nin hediyesini yere fırlatmak istememiş. Yalnızca onu kendinden uzağa itmek istemiş. Ama ne yazık ki, kutu Daisy’nin elinden kaymış ve çok pahalı pastalar çiçek tarhının üzerine düşüp toprağa dağılmış.

Daisy’nin gözlerinden yaşlar boşalmış.

“Tek derdin pastaysa öyle olsun!” diye bağırmış Bert ve bahçe kapısını açtığı gibi annesini de alıp oradan uzaklaşmış.

Bölüm 25: Lord Spittleworth’un Sorunu

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  Kuzey Amerika’da Büyü Tarihi #3: "Rappaport Yasası"
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
1 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir