3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #33: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Kral Fred’in Endişesi | OKU

The Ickabog #33: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 30 –
– bölüm 31 –
– bölüm 32 –

bölüm 33

Kral Fred’in Endişesi

Spittleworth ile Flapoon, kralla birlikte gecenin geç saatlerinde yedikleri yemeklerden birine oturduklarında, planlarında yeni bir tehditle karşı karşıya olduklarının farkına varmışlar. Fred Ickabog’un Baronstown’a saldırısını duyunca fena halde telaşlanmış; çünkü bu, canavarın saraya hiç olmadığı kadar yakın olduğu anlamına geliyormuş.

“Durum felaket,” demiş Flapoon, siyah pudingi bir bütün halinde tabağına doldururken.

“Şok edici, gerçekten,” demiş Spittleworth, kendine bir dilim sülün eti keserken.

“Anlamadığım şey,” demiş Fred, canı sıkkın bir şekilde, “askerlerin arasından nasıl sıvıştığı!”

Kuşkusuz ki, krala, canavarın ülkenin diğer bölgelerine kaçmasına mani olmak için Ickabog Savunma Birliği’nin bataklığın çevresinde devamlı olarak kamp kurduğu söylenmiş.  Fred’in böyle bir soru soracağını önceden tahmin eden Spittleworth’un açıklaması hazırmış.

“Üzülerek belirtiyorum ki, askerlerden ikisi nöbet esnasında uyuyakalmışlar, Majesteleri. Ickabog tarafından gafil avlanıp bütünüyle yenmişler.”

“Tövbeler olsun!” demiş Fred, dehşet içinde.

“Canavar sınırı geçip,” diye devam etmiş Spittleworth, “güneye doğru ilerlemiş. Baronstown’a et kokuları sebebiyle saldırdığını düşünüyoruz. Oradayken kasap ile karısının yanında, birkaç tavuğu da mideye indirmiş.”

“Korkunç, korkunç,” demiş Fred, titrek bir sesle, önündeki tabağı kendisinden uzağa iterek. “Ama sonra yeniden bataklıktaki evine dönmüş, değil mi?”

“Gözlemcilerimiz öyle söylüyor, efendim,” demiş Spittleworth, “ama canavarın artık midesi Baronstown sosisleriyle dolu bir kasabı yuttuktan sonra, askerlerimizi düzenli olarak geçmeye çalışabileceği gerçeğine hazırlıklı olmalıyız. Ve tam da bu yüzden, oraya konuşlandırdığımız askerlerin sayısını iki katına çıkarmalıyız, efendim. Ne yazık ki, bu, Ickabog vergisini de iki katına çıkarmak anlamına geliyor.”

Ne ballılarmış ki, Fred o esnada Spittleworth’a bakıyormuş, o yüzden Flapoon’un yüzündeki sırıtışı görmemiş.

“Evet… bu mantıklı galiba,” demiş kral.

Ayağa kalkmış ve yemek odasında huzursuz bir halde dolanmaya başlamış. Lambanın ışığı, bugün giyindiği kıyafetinin mavi-yeşil renkli düğmeleri ile gök mavisi ipekten kumaşına vuruyor, ışıl ışıl parıldamasını sağlıyormuş. Aynada kendi görüntüsüne hayranlıkla bakmak için duran Fred’in bir anda ifadesi kararmış.

“Spittleworth,” demiş, “insanlar beni hâlâ seviyordur, değil mi?”

ickabog Maanas
Çizim: Maanas (8 Yaşında)

“Majesteleri, böyle bir şeyi nasıl sorarsınız?” demiş Spittleworth, iç çekerek. “Siz Cornucopia tarihinin gelmiş geçmiş en sevilen kralısınız!”

“Aslında… dün avdan dönerken, insanların beni görünce eskisi gibi mutlu görünmediğini düşünmeden duramıyorum,” demiş Kral Fred. “Doğru dürüst selam veren bile olmadı ve yalnızca bir tane bayrak vardı.”

“Bana isimlerini ve adreslerini verin,” demiş Flapoon, ağzı siyah pudingle dolup taşarken ve aynı zamanda, elini cebine götürüp bir kalem bulmaya çalışırken.

“İsimlerini ve adreslerini bilmiyorum, Flapoon,” demiş Fred; şimdi perdedeki püsküllerden biriyle oynuyormuş. “Onlar yalnızca oradan geçen insanlar, işte. Ama bu beni çok üzdü ve üstüne bir de, saraya döndüğümde, Talep Günü’nün kaldırıldığını duydum.”

“Ah,” demiş Spittleworth, “evet, ben de size bunun açıklamasını yapacaktım, Majesteleri…”

“Gerek yok,” demiş Fred. “Leydi Eslanda bana her şeyi anlattı.”

Ne?” demiş Spittleworth, Flapoon’a ters ters bakarak. Leydi Eslanda’nın kralın yanına asla yaklaşmaması için arkadaşına kesin talimat vermiş, çünkü Eslanda’nın bir şeyleri yumurtlamasından fena halde endişeleniyormuş. Flapoon da kaşlarını çatarak omuzlarını silkmiş. Hem Spittleworth ondan her dakika kralın yanında olmasını bekleyemezmiş. Her şey bir yana, insanın arada bir tuvalete gitmesi gerekirmiş.

“Leydi Eslanda bana dedi ki, insanlar Ickabog vergisinin çok yüksek olmasından şikâyet ediyormuş. Hatta kuzeye konuşlanmış hiçbir birliğin olmadığına dair söylentiler de varmış!”

“Yok daha neler!” demiş Spittleworth, kuzeyde hiçbir birliğin bulunmadığı basbayağı gerçek olduğu halde. Ayrıca Ickabog vergisi ile ilgili şikâyetlerin arttığı da doğruymuş – ki tam da bu yüzden Spittleworth Talep Günü’nü ortadan kaldırmış. İsteyeceği son şey, Fred’in popülerliğini yitirmekte olduğunu duymasıymış. Aksi takdirde, vergileri düşürmeye ya da kuzeydeki hayali kampın araştırılması için oraya insan göndermeye falan kalkışabilirmiş.

“İki alayın zaman zaman yer değiştirdiği anlar oluyor, elbet,” demiş Spittleworth, her şeye burnunu sokan güruhu susturmak için bataklığın yakınlarına hemen birkaç asker göndermesi gerektiğini düşünürken. “Muhtemelen Marshland’li bir iki aptal, alaylardan birini uzaklaşırken görmüş ve sonra da orada kimse kalmadığı fikrine kapılmış olabilir… O değil de, Ickabog vergisini üç katına çıkarmaya ne dersiniz, efendim?” diye sormuş Spittleworth, şikâyet edenleri adamakıllı haklı çıkarmayı düşünerek. “Her şey bir yana, canavar geçen gece sınırı geçmeyi başardı! Marshland’in sınırında duran asker sayısı artarsa başka bir tehlike de çıkmaz ve herkes mutlu olur.”

“Evet,” demiş Kral Fred, endişeli bir halde. “Evet, mantıklı. Yani, canavar bir gecede dört insan ve birkaç tavuk öldürebilir…”

O esnada, uşak Cankerby yemek odasına girmiş ve yerlere kadar eğilip selam verdikten sonra, Spittleworth’un kulağına, Baronstown’lı casusun sosis yapımcısı kentten apar topar geldiğini ve söylemesi gereken acil bir şeyin olduğunu söylemiş.

“Majesteleri,” demiş Spittleworth, sakince. “Şimdi gitmem gerekiyor. Önemli bir şey değil. Sadece şeyle ilgili küçük bir konu var… aa, atımla ilgili.”

Bölüm 34: Üç Ayak Daha 

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  The Ickabog #13: J.K. Rowling'den Bir Peri Masalı – Kaza | OKU
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir