3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #43: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Bert ve Muhafız | OKU

The Ickabog #43: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 40 –
– bölüm 41 –
– bölüm 42 –

bölüm 43

Bert ve Muhafız

Bert saatin kadranında yelkovanın sessizce dakikaları devirdiğini izleyedursun, yanındaki masada duran mum da yavaş yavaş eriyormuş. Kendine annesinin birazdan eve döneceğini söyleyip duruyormuş. Annesi her an kapıdan içeri girecek, yarısı dikilmiş kazağını sanki kucağından hiç düşürmemiş gibi alacak ve ona kralı gördüğünde neler olduğunu anlatacakmış.

Gel gelelim, Bert’e saatin yelkovanı hızlanmış gibi görünürken, Bert’in elinden onu yavaşlatmak için hiçbir şey gelmiyormuş. Son dört dakika. Üç dakika. İki dakika.

Bert ayağa fırlayıp pencereye doğru ilerlemiş. Gözleriyle karanlık sokağın her iki tarafını da taramış. Annesinin geldiğine dair hiçbir iz yokmuş. Ama bir dakika! Yolun köşesinde bir hareketlilik olduğunu görünce kalp atışları hızlanmaya başlamış. Birkaç saniye boyunca, annesinin her an ay ışığının aydınlattığı yola adım atıp onun pencereden bakan endişeli yüzünü görünce gülümseyeceğinden eminmiş.

Ancak, hemen ardından, kalbinin tuğla gibi ağırlaştığını hissetmiş. Gelen Bayan Beamish değilmiş; Binbaşı Roach, ellerinde meşaleler taşıyan Ickabog Savunma Birliği’nden dört iri askerle birlikte eve doğru yaklaşıyormuş.

Bert pencereden geriye sıçramış, masadan kazağını kapmış ve son sürat yatak odasına koşmuş. Ayakkabıları ile babasının madalyasını aldığı gibi, yatak odası penceresine tırmanmış ve usulca kayarak kendini pencereden aşağı atmış. Sebze bahçesine düşerken Binbaşı Roach’ın ön kapıya vurduğunu duymuş. Sonra sert bir ses şöyle demiş: “Ben arkayı kontrol ederim.”

Bert kendini bir dizi kırmızı pancarın arkasına atarak yüzükoyun toprağa yapışmış; sarıya çalan kumral saçlarını toprağa bulayıp orada karanlığın içinde tamamen hareketsiz bir şekilde öylece yatmış.

Kapalı göz kapaklarının ardından titreşen bir ışık görmüş. Askerlerden biri elindeki meşaleyi yukarı tutarak Bert’in diğer insanların bahçelerine kaçıp kaçmadığına bakıyormuş. Asker, uzun pancar yapraklarının sallanan gölgeleri arasında, toprağın şeklini alarak gizlenen Bert’i fark etmemiş.

“Bu yoldan gitmemiş,” diye bağırmış asker.

Bir şeylerin kırılma sesi duyulmuş ve Bert Roach’ın ön kapıyı kırdığını anlamış. Askerleri mutfak ve giysi dolaplarını açarken dinlemiş. Bert toprağın üzerinde tamamen hareketsiz bir şekilde yatmaya devam etmiş, çünkü meşale ışıkları hâlâ gözkapaklarının üzerinde parlamaya devam ediyormuş.

“Annesi saraya gitmeden önce, topuklamış olabilir mi?”

“Onu bulmak zorundayız,” diye homurdanmış, Binbaşı Beamish’in tanıdık sesi. “O, Ickabog’un ilk kurbanının oğlu. Eğer Bert Beamish etrafa canavarın yalan olduğunu söylemeye başlarsa,  insanlar onu dinler. Dağılın ve arayın, çok uzaklaşmış olamaz. Ve onu yakalarsanız,” demiş Roach, adamların gürültülü adımları Beamish’lerin ahşap döşeme tahtasının üzerinde sesler çıkarırken, “öldürün. Sonradan bir bahane uydururuz.”

Bert, adamların sokağın her iki tarafına dağılan seslerini dinlerken kaskatı kesilmiş bir halde yatmaya devam etmiş. Sonra, beyninin sakin tarafı şöyle demiş:

Kaç.

the ickabog Valentina 9
Çizim: Valentina (9 Yaşında)

Babasının madalyasını boynuna asmış, yarı dikilmiş kazağını üzerine geçirip ayakkabılarını eline almış. Sonra, toprağın üstünde sürünmeye başlayıp evin kenarındaki komşu çitine varıncaya kadar ilerlemiş. Çitin altından solucan gibi kıvrılıp geçerek iyice kire batmış bir halde delikten çıkmış. Taşlı yola çıkana dek sürünmeye devam etmiş, ama askerlerin sesinin gecenin içinde yankılandığını hâlâ duyabiliyormuş. Askerler şimdi kapıları çalıyor, insanlara evlerini arayacaklarını söylüyor, pasta şefinin oğlu Bert Beamish’i görüp görmediklerini soruyorlarmış. Üstelik kendisine tehlikeli bir vatan haini dendiğini de duymuş.

Bert bir avuç dolusu daha toprak alıp tüm yüzüne sürmüş. Sonra ayağa kalkarak çömelmiş bir halde sokağın karşısına koşmuş ve aralık duran siyah bir bahçe kapısından kendini içeri atmış. Bir asker koşarak geçmiş, ama baştan ayağa toprağa bulanan Bert siyah kapıyla iyi kamufle olduğu için, asker onu görmemiş. Asker gözden kaybolunca, Bert elinde ayakkabılarıyla yalın ayak gölgeli girintilerde saklana saklana kapıdan kapıya koşarak Kent-İçi-Kent’in çıkış kapılarına doğru ilerlemiş. Sonunda, kapıların yakınına vardığında, orada nöbet tutan bir muhafız görmüş.  Bert daha bir plan yapamadan, kendini Doğrucu Kral Richard’ın heykelinin arkasına gizlemek zorunda kalmış, çünkü Roach ve diğerleri yaklaşıyormuş.

“Bert Beamish’i gördün mü?” diye bağırmış Roach, muhafıza.

“Ne? Pasta Şefi’nin oğlunu mu?” diye sormuş adam.

Roach, adamın üniformasının önüne yapışıp adamı köpeğin tavşanı salladığı gibi sallamış. “Elbette, pasta şefinin oğlu! Onu kapılardan geçirdin mi? Söyle!”

“Hayır, geçirmedim,” demiş muhafız. “Hem bu çocuk ne yaptı da, hepiniz birden peşine düştünüz?”

“O bir vatan haini!” diye hırlamış Roach. “Ve ona yardım eden olursa onu bizzat ben öldürürüm, anladın, değil mi?”

“Anladım,” demiş muhafız. Roach adamı bırakmış ve diğerleriyle birlikte koşarak yeniden dağılmışlar; ellerindeki meşaleler duvarların üzerinde sıralı bir ışık şöleni oluşturmuşlar, ta ki ışıkları karanlığın içinde yutulana kadar.

Bert muhafızı üniformasını düzeltip başını sallarken izlemiş. Önce tereddüt etmiş, ama sonra bunun hayatına mal olacağını bile bile kendini saklandığı yerden çıkarmış. Bert kendini baştan ayağa toprakla kamufle ettiği için muhafız ilk başta onu fark etmemiş. Ancak, Bert’in gözlerinin akı ay ışığının altında parlayınca adam onu görmüş ve korkunç bir çığlık koyuvermiş.

“Lütfen,” diye fısıldamış Bert. “Lütfen… beni ele vermeyin. Benim buradan çıkmam gerekiyor.”

Kazağının altından babasının ağır, gümüş madalyasını çıkarmış, yüzeyindeki toprağı silip muhafıza göstermiş.

“Bunu size veririm – gerçek gümüştür! – eğer benim kapılardan geçmeme izin verir ve beni gördüğünüzü kimseye söylemezseniz. Ben vatan haini değilim,” demiş Bert. “Ben kimseye ihanet etmedim, yemin ederim.”

Muhafız koyu gri bıyıklı, biraz yaşlıca bir adammış. Bir şey söylemeden önce, bir iki dakika, Bert’in toprağa bulanmış haline bakıp düşünmüş.

“Madalya sende kalsın, evlat.”

Kapıyı Bert’in geçmesine yetecek kadar aralamış.

“Teşekkür ederim!” demiş Bert, nefesi kesilerek.

“Arka yollardan ayrılma,” diye tavsiye vermiş muhafız, “ve kimseye güvenme. İyi şanslar.”

Bölüm 44: Bayan Beamish’in Direnişi 

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  The Ickabog #21: J.K. Rowling'den Bir Peri Masalı – Profesör Fraudysham | OKU
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
1 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir