3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #45: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Bert Jeroboam’da | OKU

The Ickabog #45: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 42 –
– bölüm 43 –
– bölüm 44 –

bölüm 45

Bert Jeroboam’da

Bert ilk başlarda Lord Spittleworth’un kendisini bulmak için bütün Cornucopia’yı ayağa kaldırdığını fark etmemiş. Kent kapılarındaki muhafızın tavsiyesine uyarak kırsal patikalardan ve arka yollardan ayrılmıyormuş. Daha önce Jeroboam kadar kuzeye hiç gitmemiş, ama Fluma Nehri’ni genel hatlarıyla takip ettiği için gittiği yönün doğru yön olduğundan eminmiş.

Saçları keçe gibi, ayakkabılarıysa çamura batmış bir halde, sürülmüş tarlalarda yürüyor, uyumak için de su kanallarına giriyormuş. Sonunda, yola çıktığının üçüncü gecesi Kurdsburg’a varmış ve yiyecek bir şeyler bulmaya çalışırken bir peynirci dükkânının penceresine yapıştırılmış bir ilanda ilk kez kendi resmiyle yüz yüze gelmiş. Neyse ki, derli toplu, gülümseyen resmi, resmin yanında duran siyah camda gördüğü kir pas içindeki yansımasından bir hayli uzakmış. Gel gelelim, ölü ya da diri başına yüz düka altın ödül konduğunu görmek şok edici olmuş.

Bert sıska köpeklerin ve üzeri tahta kapalı pencerelerin yanından geçerek hızla kendini karanlık sokaklara atmış. Yolda bir iki kez çöpleri karıştıran, kendisi gibi kir pas içinde, pejmürde kılıklı insanlarla karşılaşmış. Sonunda, bulduğu biraz küflenmiş, sert bir kalıp peyniri kimse almadan kapmayı başarmış. Kullanılmayan bir mandıranın arkasında, içi yağmur suyu dolu bir varilden de biraz su içtikten sonra, hemen Kurdsburg’in iç bölgelerinden çıkıp kırsal yollarda ilerlemeye devam etmiş.

Bert yürüdüğü süre boyunca, koşup annesine dönmeyi düşünüp durmuş. Kendi kendine, durmadan, onu öldürmezler, deyip duruyormuş. Onu asla öldürmezler. O kralın en sevdiği hizmetkârı. Cüret edemezler. Annesinin ölme ihtimalini aklından uzaklaştırması gerekiyormuş, yoksa onun öldüğüne inanırsa, uyuyacağı bir sonraki su kanalından çıkma gücünü kendinde bulamayacağını biliyormuş.

Bert’in ayakları artık su toplamış, çünkü birileriyle karşılaşmamak için kilometrelerce yol kat ediyormuş. Ertesi gece bir meyve bahçesinden çürümüş bir iki elma çalmış ve diğer gece de, birinin çöp tenekesinden bir tavuk artığı alarak kalan et parçalarını kemirmiş. Ufukta Jeroboam’ın koyu gri binalarını gördüğünde, bir demircinin bahçesinden kemer olarak kullanmak için uzun bir ip çalmak zorunda kalmış. Çünkü çok kilo kaybettiği için artık pantolonu altından düşüyormuş.

Bert, tüm bu yolculuğu boyunca, kendi kendine Kuzen Harold’ı bulduğunda her şeyin düzeleceğini söyleyip durmuş. Başındaki belaları bir yetişkinin kontrolüne bırakacak, Harold da her şeyi çözecekmiş. Bert karanlık düşene kadar şehrin dışında dolaşmaya devam etmiş. Sonra, ayakları artık canını çok yaktığı için topallaya topallaya şehir yapımcısı kente girip Harold’ın meyhanesine doğru yol almış.

Bert meyhaneye yaklaştığında pencerelerde hiç ışık olmadığını görmüş ve gördüğü anda da sebebini anlamış. Kapılar ve pencereler tahtalarla kapalıymış. Meyhane artık çalışmıyormuş ve Harold ile ailesi de artık burada değil gibi görünüyormuş.

“Pardon,” demiş Bert, yoldan geçen bir kadına çaresiz bir halde, “Harold’ın nereye gittiğini bana söyleyebilir misiniz? Bir zamanlar bu meyhanenin sahibi olan Harold.”

“Harold mı?” demiş kadın. “Ah, o bir hafta önce güneye taşındı. Chouxville’de akrabaları varmış. Kralın yanında işe girmeyi umuyordu.”

Bert kaskatı kesilmiş bir halde kadının gecenin içinde yürüyüp gidişini izlemiş. Ürpertici bir esinti üzerinden geçerken, yakınındaki bir sokak lambasının üzerinde, rüzgârdan çırpınan kendi Aranıyor ilanlarından biri gözüne ilişmiş. Şimdi, yorgun argın ve ne yapacağını bilmez bir halde, kapının önündeki soğuk taş basamağa oturup askerlerin onu bulmasını beklemeyi düşünüyormuş.

Derken, tam o anda, bir kılıcın ucunun sırtına değdiğini hissetmiş ve kulağına bir ses şöyle demiş:

Yakaladım seni.

Bölüm 46: Roderick Roach’ın Hikâyesi

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  Gryffindor'un Kılıcı Muggle Dünyasında Şekil Buldu!
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
1 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir