3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #46: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Roderick Roach’ın Hikâyesi | OKU

The Ickabog #46: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 43 –
– bölüm 44 –
– bölüm 45 –

bölüm 46

Roderick Roach’ın Hikâyesi

Bert’in, duyduğu bu sözler üzerine, dehşete düştüğünü düşünebilirsiniz; ama ister inanın ister inanmayın, duyduğu ses içini rahatlatmış. Çünkü sesin kime ait olduğunu anlamış. O yüzden ellerini kaldırıp öldürülmemek için yalvaracağına arkasına dönmüş ve kendini Roderick Roach’a bakarken bulmuş.

“Ne gülüyorsun?” diye hırlamış Roderick, Bert’in kirli yüzüne bakakalmış bir halde.

“Beni bıçaklamayacağını biliyorum, Roddy,” demiş Bert, usulca.

Roderick’in elinde kılıç gören, Bert değil de başka biri olsaydı, aslında fena halde korkarmış. Roderick’in üzerinde pijamaları ile bir mont varmış ve soğuktan titriyormuş; ayakları da kanlı bezlerle sarılıymış.

“Chouxville’den buraya tüm yolu yürüyerek mi geldin?” diye sormuş Bert.

“Bu seni hiç ilgilendirmez!” diye bağırmış Roderick, dişleri birbirine çarparken öfkeli görünmeye çalışarak. “Seni teslim edeceğim, Beamish, seni vatan haini!”

“Hayır, etmeyeceksin,” demiş Bert ve Roderick’in kılıcını elinden çekip almış. O anda ise Roderick gözyaşlarına boğulmuş.

“Hadi ama,” demiş Bert, nazik bir şekilde ve kolunu Roderick’in omzuna atıp onu rüzgârda çırpınan Aranıyor ilanından uzağa, yan patikalardan birine doğru yönlendirmiş.

“Çekil,” demiş Roderick, hıçkırarak. Bert’in kolunu itmiş. “Bırak beni! Hepsi senin suçun!”

“Ne benim suçum?” diye sormuş Bert, ikisi de içleri boş şarap şişeleriyle dolu çöp kutularının yanında dururken.

“Sen babamdan kaçtın!” demiş Roderick, gözlerini koluyla silerek.

“Evet, kaçtım, tabii ki,” demiş Bert, mantıklı bir şekilde. “Beni öldürmek istedi.”

“Ama ş-şimdi ise o – o öldü!” demiş Roderick, hıçkırarak.

“Binbaşı Roach öldü mü?” diye sormuş Bert, afallamış bir halde. “Nasıl?”

“Sp – Spittleworth,” demiş Roderick, hıçkırarak. “O, k–kimse seni bulamayınca, yanında askerlerle e–evimize g–geldi. Babam seni yakalayamadığı için çok kızgındı – askerlerden birinin silahını aldı – ve – ve…”

Roderick çöp tenekelerinden birine oturup hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. Soğuk bir rüzgâr patika yolunda esip geçmiş. Bert’e göre, bu Spittleworth’un ne kadar tehlikeli olduğunun bir göstergesiymiş. Saray Muhafızları’nın ona sadık baş üyesini bile vurup öldürebiliyorsa, kimse güvende değilmiş.

the ickabog Rylie 10
Çizim: Rylie (10 Yaşında)

“Benim Jeroboam’a geldiğimi nereden bildin?” diye sormuş Bert.

“Saraydan C–Cankerby söyledi. Ona beş düka ödedim. O da annenin, meyhanesi olan bir kuzeninden bahsettiğini hatırladı.”

“Cankerby sence bunu kaç kişiye söylemiştir?” diye sormuş Bert, endişelenerek.

“Muhtemelen, çok kişiye,” demiş Roderick, pijamasının kollarıyla yüzünü silerek. “O altın için herkesi satar.”

“Söyleyene bak,” demiş Bert, öfkelenerek. “Beni az daha yüz dükaya satacaktın!”

“A–Altını k–kendim için istemiyordum,” demiş Roderick. “O a–annem ve kardeşlerim içindi. Seni teslim edersem onları g–geri alabileceğimi düşündüm. Spittleworth o–onları alıkoydu. Ben yatak odamın penceresinden kaçtım. O yüzden pijamalarlayım.”

“Ben de odamın penceresinden kaçtım,” demiş Bert. “Ama en azından ben ayakkabılarımı almayı akıl ettim. Neyse, buradan gitsek iyi olur,” diye eklemiş, Roderick’i çekip kaldırarak. “Yolda çamaşır ipi bulursak sana çorap çalmaya çalışırız.”

Ancak, daha birkaç adım atmışlar ki, arkalarından bir adamın sesi gelmiş.

“Eller yukarı! İkiniz, benimle geliyorsunuz!”

İki çocuk da ellerini kaldırıp arkalarına dönmüş. Gölgelerin içinden ciddi bakışlı, kirli bir yüz çıkmış ve elinde onlara doğrulttuğu bir tüfek varmış. Üzerinde üniforma yokmuş ve ne Bert ne de Roderick çocuğu tanımıyorlarmış. Gerçi Daisy Dovetail olsa onun kim olduğunu hemen söylermiş. Bu kişi, Zorba John’muş; artık kocaman yetişkin bir adam olan Kaknem Ana’nın yardımcısı.

Zorba John gözlerini kısıp bir birine bir diğerine bakarak birkaç adım daha yaklaşmış. “Güzel” demiş. “Siz ikiniz işe yararsınız. O kılıcı bana verin.”

Göğsüne doğrultulan bir tüfek olduğu için Bert’in kılıcı vermekten başka çaresi yokmuş. Gel gelelim, normalde korkması gerekenden daha az korkuyormuş, çünkü Bert –Flapoon ona ne derse desin– çok akıllı bir çocukmuş. Bu kirli görünen adam, başına yüz düka konmuş bir kaçağı yakaladığını hiç anlamışa benzemiyormuş. Görünen o ki, o yalnızca herhangi iki çocuk arıyormuş; gerçi Bert bunun nedeninin ne olabileceğini kestiremiyormuş. Diğer taraftan, Roderick’in ise korkudan yüzü kireç beyazına dönmüş. Spittleworth’un her şehirde casusları olduğunu biliyormuş ve her ikisinin de Baş Danışman’a teslim edilmek üzere olduklarını zannediyormuş. Üstelik Roderick Roach bir vatan hainine eşlik ettiği için ölüme mahkûm edileceğinin farkındaymış.

“Yürüyün,” demiş duygusuz görünümlü çocuk, onlara tüfeğiyle patika yolunun dışını göstererek. Bert ile Roderick, arkalarında onlara yöneltilmiş bir tüfekle, Jeroboam’ın karanlık sokakları boyunca ilerlemeye zorlanmışlar; ta ki, Kaknem Ana’nın yetimhanesinin kapısına ulaşana kadar.

Bölüm 47: Zindanlarda

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  The Ickabog #29: J.K. Rowling'den Bir Peri Masalı – Bayan Beamish'in Tedirginliği | OKU
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
1 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir