3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #50: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Bir Kış Yolculuğu | OKU

The Ickabog #50: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 47 –
– bölüm 48 –
– bölüm 49 –

bölüm 50

Bir Kış Yolculuğu

Cornucopia tarihinde bu dört gencin Marshland’e olan yolculuğu kadar çetin bir yolculuk hiç görülmemiş.

Krallık yüz yıldır görmediği bir kış geçiriyormuş. Jeroboam’ın koyu renkli binalardan oluşan görüntüsü arkalarında kaldıkça, kar da öyle kalın düşmeye başlamış ki, beyazlık gözlerini kamaştırıyormuş. Üzerlerindeki ince, yamalı kıyafetleri ve yırtık pırtık battaniyeleri dondurucu soğuğa hiç uygun değilmiş; bir kurdun ince, sivri dişleri vücutlarının her bir parçasını ısırıyor gibiymiş.

Martha olmasaydı, yollarını bulmaları mümkün değilmiş. Üstelik Martha Jeroboam’ın kuzey kesimlerine de hakimmiş. Tüm yol işaretleri kalın kar kalıntılarıyla örtülü olduğu halde, Martha eskiden tırmandığı yaşlı ağaçları da, aşina olduğu tuhaf şekilli kayalıkları da, zamanında komşularına ait olan yıkık dökük koyun ahırlarını da tanımış. Gel gelelim, yine de, kuzeye doğru daha da ilerledikçe, birbirlerine hiç dile getirmeseler bile, her birinin yüreği bu yolculuğun onları öldürüp öldürmeyeceği endişesini daha da hisseder olmuş. Her biri, bedenlerinin, terk edilmiş ahırlardan birinde durmaları ve pes etmeleri için resmen yalvardığını hissediyormuş.

Üçüncü gece, Martha artık yaklaştıklarını biliyormuş, çünkü bataklığın o tanıdık çamurlu ve hafif tuzlu suyunun kokusunu alabiliyormuş. Hepsi birden umutlarını biraz olsun yeniden kazanmış. Askerlerin kamp alanından bir meşale ya da ateş görebilmek için gözlerini dört açmışlar ve rüzgârın ıslık çalar gibi çıkardığı seslerin arasından, konuşan askerlerin sesini ya da at koşum takımlarının şıngırtısını duymayı bekliyorlarmış. Arada bir, uzaklarda bir parıltı gördüklerinde ya da bir ses duyduklarında, bunun her seferinde ay ışığının donmuş bir su birikintisine yansıması ya da kar fırtınasında kırılan bir ağacın sesi olduğunu fark ediyorlarmış.

En sonunda, bataklığın, kayalıkların ve hışırdayan otların bulunduğu geniş alanın kıyısına geldiklerinde, orada hiçbir askerin olmadığını anlamışlar.

Askerler kar fırtınası yüzünden geri çekilmiş. Ickabog’un olmadığı gerçeğini içten içe bilen komutanları, sırf Lord Spittleworth’un gönlünü hoş tutacak diye, adamlarının bu dondurucu soğukta ölmelerini göze almamaya karar vermiş.  O yüzden onlara güneye doğru çekilmelerini emretmiş. Eğer kar kalınlığı yerdeki tüm izleri silecek kadar çok olmasaymış, çocuklar askerlerin beş gün önce bıraktığı ayak izlerini görür ve onların ters yöne gittiklerini anlarlarmış.

“Bakın,” demiş Roderick, parmağını titreyerek kaldırırken. “Buradalarmış…”

Askerler bir an önce fırtınadan kaçmak için yere saplanan bir yük arabasını karın içinde bırakıp gitmişler. Dördü birden yük arabasına yaklaşmış ve arabanın içinde Bert’in, Daisy’nin ve Roderick’in yalnızca rüyalarından hatırladıkları, Martha’nın ise hayatında hiç görmediği yiyecekleri görmüşler. Kurdsburg’un krem peynirleri, Chouxville’in pastaları, Baronstown’ın sosisleri ile etli turtaları… Tüm bunların hepsi, kamp komutanı ile askerleri mutlu tutmak için gönderilmiş, çünkü Marshland’de onların yiyebilecekleri hiçbir şey yokmuş.

Bert uyuşmuş parmaklarını uzatıp bir tane turta almaya kalkışmış, ama turtanın üzeri kalın bir buzla kaplı olduğu için turta elinden kayıp yere düşmüş.

Umudu kırılmış bir halde dönüp, artık dudakları mavi rengini almış olan Daisy, Martha ve Roderick’e bakmış. Hiçbiri bir şey söylememiş. Hepsi Ickabog’un bataklığının kenarında soğuktan öleceklerini biliyormuş ve hiçbiri de artık umursamıyormuş. Daisy o kadar üşüyormuş ki, artık sonsuz bir uykunun harika bir fikir olduğunu düşünüyormuş. Yavaşça yere çöktüğünde, tenine değen soğuğu bile pek hissedemiyormuş. Bert de karın üzerine çöküp kollarını Daisy’ye dolamış, ama o da kendini çok uykulu ve tuhaf hissediyormuş. Martha, onu kendi battaniyesinin altına almaya çalışan Roderick’in üzerine yaslanmış. Bir arada yük arabasının yanında öylece dururken, kısa bir süre sonra dördü birden bilincini kaybetmiş ve ay yükselmeye başlarken bedenleri karlarla örtülü hale gelmiş.

Ve sonra üzerlerine dev gibi bir gölge düşmüş. Tıpkı bataklık otları gibi yeşil, uzun kıllarla kaplı kocaman iki kol, dört arkadaşın üzerine çullanmış. Ickabog onları bebek taşırcasına kolaylıkla kaldırıp bataklığa doğru götürmüş.

Bölüm 51: Mağaranın İçinde

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  The Ickabog #59: J.K. Rowling'den Bir Peri Masalı – Jeroboam'a Dönüş | OKU
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
4 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir