3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #51: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Mağaranın İçinde | OKU

The Ickabog #51: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 48 –
– bölüm 49 –
– bölüm 50 –

bölüm 51

Mağaranın İçinde

Birkaç saat sonra Daisy uyanmış, ama ilk başta gözlerini açmamış. Çocukluğundan beri böylesine sıcak bir ortamda olduğunu hiç hatırlamıyormuş. Eskiden geceleri annesinin diktiği yama işi bir yorganın altında uyur, soğuk kış sabahları ise şöminesinde çatırdayan alevlerin sesiyle uyanırmış. Şu an bile ateşin çıtırdama sesini, ocağın üzerinde pişen etli turtanın kokusunu alabiliyormuş. O yüzden eski günlerdeki gibi ailesiyle birlikte evinde olduğu bir rüya gördüğüne eminmiş.

Gel gelelim, şöminenin alevleri ile turtanın kokusu öyle gerçekçiymiş ki, Daisy bir rüyada değil de, cennette olduğunu düşünmeye başlamış. Acaba bataklığın kenarında soğuktan donarak ölmüş olabilir miymiş? Vücudunu hareket ettirmeden gözlerini açmış ve titreşen bir alev ile oldukça geniş bir oyuğa benzeyen kabaca yontulmuş duvarlar görmüş. O anda, o ve diğer üç arkadaşının koyun yününden iplerle yapılmışa benzeyen geniş bir yuvada yattıklarını fark etmiş.

Ateşin yanında yeşil renkli, uzun bataklık otlarıyla kaplı dev bir kaya görmüş. Daisy gözleri yarı karanlığa alışana kadar kayaya bakmayı sürdürmüş. Gözleri alıştığı gibi de, kaya zannettiği o şeyin iki at büyüklüğünde olduğunu ve kendisine baktığını fark etmiş.

Her ne kadar eski hikâyeler Ickabog’un ejderhaya, yılana ya da korkunç bir hortlağa benzediğinden söz etse de, Daisy baktığı anda onun gerçek bir Ickabog olduğunu anlamış. Panikleyerek gözlerini yeniden kapatmış ve bir elini yumuşak, koyun yünü yığınının altında gezdirerek diğerlerinden birinin sırtını bulup dürtüklemiş.

“Ne?” diye fısıldamış Bert.

“Gördün mü?” diye fısıldamış Daisy, gözleri hâla sımsıkı kapalı bir halde.

“Evet,” demiş Bert, soluk soluğa. “Bakma ona.”

“Bakmıyorum,” demiş Daisy.

“Size Ickabog diye bir şeyin olduğunu söylemiştim,” diye fısıldamış, Martha’nın dehşete düşen sesi.

“Galiba turta pişiriyor,” diye fısıldamış Roderick.

Dördü birden, gözleri sımsıkı kapalı, kıpırdamadan yatmaya devam etmiş. Gel gelelim, etli turtanın lezzetli kokusu öylesine yoğun gelmeye başlamış ki, her biri atlayıp bir turta kapmak için ölmeyi bile göze alabilir duruma gelmiş. Hem belki Ickabog onları öldürmeden önce birkaç lokma gömebilirlermiş.

the ickabog Orson
Çizim: Orson (10 Yaşında)

Sonra, canavarın hareket ettiğini duymuşlar. Uzun, kalın kılları hışırdıyor, ağır ayakları yere vurdukça boğuk bir gürültü çıkarıyormuş. Küt diye bir gümbürtü duyulmuş; canavar ağır bir şeyi yere bırakmış gibiymiş. Sonra, alçak sesle gürleyen bir ses şöyle demiş:

“Yiyin.”

Dördü birden aynı anda gözlerini açmış.

Sizler Ickabog’un insan dilini konuşabiliyor olmasının onlarda çok büyük bir şok yarattığını düşünebilirsiniz, ama onlar canavarın gerçek olmasının, ateş yakmayı biliyor olmasının ve etli turta pişirebiliyor olmasının şokuyla zaten dumura uğradıkları için,  o noktaya pek de takılmamışlar. Ickabog kabaca yontulmuş bir tahta tabak dolusu turtayı yanlarına, yere koymuş ve onlar da bu turtaların terk edilmiş yük arabasında buldukları donmuş yiyeceklerden olduğunu anlamışlar.

Dört arkadaş yavaş ve temkinli bir şekilde yattıkları yerden doğrulup oturmuşlar ve gözlerini, Ickabog’un uzun, yeşil, kalın kıllarla kaplı tüylerinin arasından bakan mahzun gözlerine dikmişler. Kocaman bir göbeği ve her birinde keskin pençeleri olan dev tüylü patileri ile kabaca bir insan görünümündeymiş.

“Bizden ne istiyorsun?” diye sormuş Bert, cesur bir girişimle.

Ickabog derinden gelen gür sesiyle şöyle cevap vermiş:

“Sizi yiyeceğim. Ama şimdi değil.”

Ickabog arkasını dönmüş, eline ağaç kabuğundan örülmüş bir çift sepet almış ve mağaranın ağzına doğru yürümüş. Sonra, aniden aklına bir şey gelmiş gibi dönüp onlara “Hırrr!” yapmış.

Ama aslında bu hiç de bildiğimiz hırlamalardan değilmiş. Ickabog gözlerini kırpıştırdıktan sonra her iki elinde birer sepetle dönüp mağaranın çıkışına yürürken, dört çocuk da ona öylece bakakalmışlar. Sonra, en az mağara kadar büyük bir kaya parçası, mağaranın ağzına gümbürtüyle kapanarak onları içeride tutsak etmiş. Çocuklar, Ickabog’un karın üstünde yürürken çıkardığı çatur çutur ayak seslerini dinlemişler ve sesler git gide uzaklaşarak kaybolmuş.

Bölüm 52: Mantarlar

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  Alan Rickman'ın Anısına TV'de Gösterilen Melez Prens'e Komik Sansür!
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir