3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #54: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Ickabog’un Şarkısı | OKU

The Ickabog #54: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 51 –
– bölüm 52 –
– bölüm 53 –

bölüm 54

Ickabog’un Şarkısı

Ickabog her zamanki gibi gayda üfler gibi bir sesle nefesini bırakırken, Daisy sormuş:

“Hangi dilde söylüyorsun, Ickabog?”

Ickabog başını eğip baktığında Daisy’yi dibinde otururken görüp irkilmiş. İlk başta Daisy onun cevap vermeyeceğini düşünmüş, ama sonra yavaş, derin bir sesle şöyle cevap vermiş:

“Ickaca.”

“Peki şarkı neyden bahsediyor?”

“Ickabog’ların hikâyesinden – ve senin türünün hikâyesinden.”

“Yani, insanlardan mı?”

“İnsanlar, evet,” demiş Ickabog. “İkisinin de hikayesi tek bir hikayedir, çünkü insanlar Ickabog’lardan Çoğulmuştur.”

Yeniden şarkı söylemek için nefesini bırakmış, ama Daisy sormuş: “‘Çoğulmak’ ne demek? Doğurmak ile aynı mı?”

“Hayır,” demiş Ickabog, başını eğip ona bakarak, “Çoğulmak doğurmaktan çok farklı. Bu, yeni Ickabog’ların oluşma hali.”

Ickabog’un ne kadar büyük olduğunu gören Daisy kibar olmaya çalışarak temkinli bir şekilde şöyle demiş:

“Bu biraz doğurmaya benziyor sanki.”

“Ama değil,” demiş Ickabog, derin sesiyle. “Doğurmak ve Çoğulmak çok farklı şeyler. Bebekler Çoğulduğunda, onları Çoğultan bizler ölmek zorundayız.”

“Her zaman mı?” diye sormuş Daisy, Ickabog’un konuşurken dalgın bir halde karnını okşadığını fark ederek.

“Her zaman,” demiş Ickabog. “Bu Ickabog olmanın bir özelliği. Çocuklarıyla yaşamak ise insanların en acayipliklerinden biri.”

“Ama bu çok üzücü,” demiş Daisy, yavaşça, “çocukların doğarken ölmek.”

“Hiç de üzücü değil,” demiş Ickabog. “Çoğulmak çok yüce bir şey! Bizim tüm hayatımız Çoğulmanın yolunu yapmakla geçer. Yavrularımız Çoğulurken, yaptıklarımız ve hissettiklerimiz onların doğasını oluşturur. O yüzden iyi bir Çoğulma çok önemlidir.”

“Anlamıyorum,” demiş Daisy.

“Eğer ben ölürken üzgün ve umutsuz olursam,” diye açıklamaya girişmiş Ickabog, “yavrularım da hayata tutunamaz. Ben diğer Ickabog arkadaşlarımın tek tek mutsuz ölümlerine tanık oldum ve onların bebekleri de yalnızca birkaç saniye yaşayabildi. Bir Ickabog umut olmadan yaşayamaz.

Ben geriye kalan tek Ickabog’um ve benim Çoğulmam tarihin en önemli Çoğulması olacak, çünkü benim Çoğulmam iyi giderse, türümüz hayatta kalacak; iyi gitmezse, Ickabog’lar sonsuza dek yok olacak…

“Başımızdaki tüm bu dertler kötü bir Çoğulma ile başladı, yani.”

“Söylediğin şarkı bundan mı bahsediyor?” diye sormuş Daisy. “Kötü Çoğulmadan mı?”

Ickabog gözlerini karanlık, karlı bataklığa dikip başıyla onaylamış. Sonra yeniden gayda üfler gibi ses çıkarıp şarkı söylemeye başlamış, ama bu sefer şarkıyı insanların bildiği dilden söylüyormuş.

“Zamanın ilk doğumunda,

Yalnızca Ickabog’lar varmış,

Insan henüz yaratılmamış

Soğuk, taş kalbiyle.

Dünya kendi mükemmelliği içinde

Cennetin aydınlık bir yansımasıymış,

Kimsenin bizi avlayıp canımızı yakmadığı

O kayıp güzel günlerde.

 

Oh Ickabog’lar, Çoğulun da beri gelin

Çoğulun da beri gelin, canım Ickabog’lar

Oh Ickabog’lar, Çoğulun da beri gelin

Çoğulun da beri gelin, benim kendi özümle.

 

Gelmiş bir felaket bir fırtınalı gecede,

Gelmiş Istırap, Çoğulmuş Korku.

Bir Istırap ki böylesi görülmemiş hiçbir yerde,

Bir Istırap ki uzun ve korkuluymuş.

Sesi sert, tarzı korkunç,

Görülmemiş daha önce böylesi,

Esip gürlemiş her yerde öyle öfkeli,

Öyle öfkeli ki her yeri yıkıp dökmüş.

 

Oh Ickabog’lar, Çoğulun da bilge gelin

Çoğulun da bilge gelin, canım Ickabog’lar

Oh Ickabog’lar, Çoğulun da bilge gelin

Çoğulun da bilge gelin, benim kendi özümle.

 

Eski evinden binlerce kilometre ötede

Çoğulma zamanı gelip çatmış,

Karanlığın içinde yapayalnız,

Istıraplar son bulup Nefret vuku bulmuş.

Tüysüz bir Ickabog, son geriye kalan,

Geçmişin intikamını almaya yeminli bir canavar,

Yaratık gözünü kan bürümüşçesine alev alev,

Şeytan gözleri uzaklara dikilmiş.

 

Oh Ickabog’lar, Çoğulun da nazik olun

Çoğulun da nazik olun, canım Ickabog’lar

Oh Ickaboglar, çoğulun da nazik olun

Çoğulun da nazik olun, benim kendi özümle.

the ickabog Orson
Çizim: Orson (10 Yaşında)

Sonra, nefret doğurmuş insanoğlunu,

Istıraptan ve nefretten ordular oluşmuş,

Ordular ki doğmuşlar bizi öldürmeye.

Katledilmiş Ickabog’lar yüzlerce,

Kanlarımız yağmış yağmurlar gibi yeryüzüne,

Devrilmiş atalarımız ağaçlar gibi yerlere,

Ve insanlar yine bizimle savaşmaya gelmiş.

Oh Ickabog’lar, Çoğulun da cesur olun

Çoğulun da cesur olun, canım Ickabog’lar

Oh Ickabog’lar, Çoğulun da cesur olun

Çoğulun da cesur olun, benim kendi özümle.

 

Ayırmış insanlar bizi güneş gören evlerimizden,

Almışlar bizi çimenlerden çamurlara ve taşlara,

Hiç dinmeyen bir sisin ve yağmurun arasına.

Ve işte bizler böyle küçülüp kalınca

Türümüz düşmüş tek bir taneye

Mızraklardan ve silahlardan kurtulan.

Başlasın onun çocukları da yeniden

Nefret ve öfkeyle tutuşa tutuşa.

Oh Ickabog’lar, artık insanları öldürün

Artık insanları öldürün, canım Ickabog’lar

Oh Ickabog’lar, artık insanları öldürün,

Öldürün insanları, benim kendi özümle.”

 

Ickabog şarkıyı söylemeyi bitirdikten sonra, Daisy ile ikisi bir süre sessizlik içinde oturmuşlar. Gökyüzü artık yıldızlarla doluymuş. Daisy gözlerini aya dikerek şöyle demiş:

“Şimdiye kadar kaç insan yedin, Ickabog?”

Ickabog iç geçirmiş.

“Şimdiye kadar hiç. Ickabog’lar mantar sever.”

“Çoğulma zamanın geldiğinde bizi yemeyi mi planlıyorsun?” diye sormuş Daisy. “Öyle olursa, senin bebeklerin Ickabog’ların insanları yediğine inanarak mı doğar? Onları insan katillerine dönüştürmek istiyorsun, değil mi? Topraklarını geri almak için?”

Ickabog başını eğip ona bakmış. Cevap vermeyi pek istemiyor gibi görünüyormuş, ama sonunda kocaman, kıllı kafasını sallayarak onaylamış. Daisy ile Ickabog’un arkasında Bert, Martha ve Roderick sönmek üzere olan ateşin ışığında birbirlerine dehşet dolu bakışlar atmışlar.

“Sevdiklerini kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu bilirim,” demiş Daisy, usulca. “Benim annem öldü ve babam da ortada yok. Babam gittiğinden beri, uzun zamandır kendimi onun yaşadığına inandırmaya çalışıyorum. Çünkü ya buna inanacaktım ya da sanırım ben de ölecektim.”

Daisy ayağa kalkmış ve başını kaldırarak Ickabog’un hüzünlü gözlerine bakmış.

“Bence insanların da en az Ickabog’lar kadar umuda ihtiyacı var. Ama,” demiş, elini kalbinin üzerine yerleştirerek, “benim annem ile babam hâlâ burada yaşıyorlar ve her zaman da burada yaşayacaklar. O yüzden, beni yiyeceğin zaman, Ickabog, kalbimi en son ye. Ailemi elimden geldiğince uzun yaşatmak istiyorum.”

Mağaraya geri yürümüş ve dört insan da yeniden ateşin yanındaki yün yığınlarına yatmışlar.

Kısa bir süre sonra, Daisy uykulu uykulu Ickabog’un burnunu çektiğini duyar gibi olmuş.

Bölüm 55: Spittleworth’un Kabahati

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  Büyücülük Dünyasında Yapılan En Önemli 6 Hata
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
1 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir