3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #57: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Daisy’nin Planı | OKU

The Ickabog #57: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 54 –
– bölüm 55 –
– bölüm 56 –

bölüm 57

Daisy’nin Planı

Marshland’in yukarısında, karların hâlâ yerde kalın kalıntılar bıraktığı bölgede, Ickabog elinde sepetlerle dışarı çıktığı zamanlarda artık dev kaya parçasını iterek mağaranın ağzını kapatmayı bırakmış. Daisy, Bert, Martha ve Roderick, ona, yemeyi sevdiği bataklık mantarlarını toplarken yardım ediyorlarmış ve her çıktıklarında terk edilmiş yük arabasından kendileri için de daha fazla donmuş yiyecek toplayıp mağaraya götürüyorlarmış.

Bu dört insan da gün geçtikçe daha da güçlenip sağlıklarına kavuşmuşlar. Ickabog da git gide daha da şişmanlaşmış, ama bunun sebebi, Çoğulma döneminin daha da yaklaşmasıymış. Ickabog’un dördünü yiyeceğini söylediği Çoğulma dönemi yaklaştıkça Bert, Martha ve Roderick onun git gide şişen karnını görmekten pek de mutlu değillermiş. Özellikle Bert Ickabog’un onları öldürmek istediğinden eminmiş. Artık babasının başına bir kaza gelmiş olduğuna inanmıyormuş. Ickabog gerçek olduğuna göre, belli ki, Binbaşı Beamish’i öldüren de oymuş.

Mantar toplamaya çıktıklarında çoğunlukla Ickabog ile Daisy diğerlerinden biraz daha önde yürüyor, aralarında özel şeyler konuşuyorlarmış.

“Sizce ne konuşuyorlar?” diye fısıldamış Martha, iki çocuğa; Ickabog’un özellikle sevdiği küçük, beyaz mantarların bulunduğu bataklığı ararlarken.

“Bence Daisy onunla arkadaş olmaya çalışıyor,” demiş Bert.

“Ne yani, o zaman o – şey – onu değil, bizi mi yiyecek?” demiş Roderick.

“Ne biçim konuşuyorsun?” demiş Martha, çıkışarak. “Daisy yetimhanedeyken herkesle ilgilenirdi. Bazı zamanlar diğerleri için cezalar bile yedi.”

Roderick afallamış. Bunca zaman, babasından, tanıştığı insanlardan hep en kötüsünü beklemesini ve her toplulukta en güçlü, en sağlam ve en acımasız olmanın hayatta kalmanın yöntemlerinden biri olduğunu öğrenmiş. Ona öğretilenlerden vazgeçmesi hiç de kolay bir şey değilmiş, ama babasının ölümünden ve annesi ile erkek kardeşlerinin apar topar hapse atılmasından sonra, bu üç yeni arkadaşının ondan uzaklaşmasını istemiyormuş.

“Özür dilerim,” diye mırıldanmış ve Martha ona gülümsemiş.

Bert gerçekten de haklıymış. Daisy Ickabog’la arkadaş olmaya çalışıyormuş, ama planladığı şey yalnızca kendini ve diğer üç arkadaşını kurtarmak değilmiş. Asıl planı, tüm Cornucopia’yı kurtarmakmış.

Özellikle bu sabah, canavarla birlikte diğerlerinden önde bataklığa doğru yürürken, Daisy yerde erimeye yüz tutmuş yola yalnızca birkaç kar tanesinin inmeyi başardığını fark etmiş. Bahar geliyormuş. Bu da, askerlerin yakında bataklığın kenarına geri dönecekleri anlamına geliyormuş. Heyecandan midesi kasılmaya başlamış, çünkü bu işi doğru yapmasının ne kadar önemli olduğunu biliyormuş.

“Ickabog, şu her gece söylediğin şarkı var ya, biliyorsun, değil mi?” demiş Daisy.

O anda bir kütüğü kaldırıp altında hiç mantar var mı diye kontrol etmekte olan Ickabog şöyle cevap vermiş:

“Bilmesem söyleyemezdim, değil mi?” deyip kendi kendine hafifçe kıkırdamış.

“Hani şarkıda çocuklarının nazik, bilge ve cesur olmalarını istediğini söylüyorsun ya?”

“Evet,” demiş Ickabog ve gümüş grisi küçük bir mantarı eline alıp Daisy’ye göstermiş. “Bu iyi bir mantar. Bataklıkta böyle gümüş renkli mantar pek bulamazsın.”

“Çok güzel,” demiş Daisy, Ickabog mantarı sepetine atarken. “Ve sonra, şarkının son nakaratında bebeklerinin insanları öldürmelerini istediğini söylüyorsun ya?” demiş Daisy.

“Evet,” demiş Ickabog yeniden, uzanıp ölü bir ağaçtan sarımsı renkli küf mantarları toplayıp Daisy’ye gösterirken. “Bu zehirlidir. Bu türü sakın yeme.”

the ickabog rylie 10
Çizim: Rylie (10 Yaşında)

“Yemem,” demiş Daisy ve derin bir nefes alıp sözlerine devam demiş: “Peki, nazik, bilge ve cesur bir Ickabog’un gerçekten de insanları yiyebileceğini mi düşünüyorsun?”

Ickabog gümüş renkli başka bir mantarı almak için eğilirken durmuş ve başını eğip Daisy’ye bakmış.

“Sizi yemek istemiyorum,” demiş, “ama mecburum, yoksa çocuklarım ölecek.”

“Onların ihtiyacı olan şeyin umut olduğunu söylemiştin,” demiş Daisy. “Peki ya, Çoğulma zamanı geldiğinde, annelerini – ya da babalarını mı demeliyim – görecek olsalar – özür dilerim, ben pek bilmiyorum–”

“Ben onların Icker’ı olacağım,” demiş Ickabog. “Onlar da benim Ickaboggle’larım olacak.”

“Peki, o zaman, senin – senin Ickaboggle’ların kendi Icker’larının çevresinin onları seven, onları mutlu etmek isteyen ve onlarla dost olarak yaşamak isteyen insanlarla dolu olduğunu görseler, harika olmaz mıydı? Bu, onlara başka her şeyin verebileceği umuttan daha fazlasını vermez miydi?”

Ickabog düşmüş bir ağaç kütüğünün üzerine oturmuş ve uzun bir süre hiçbir şey söylememiş. Bert, Martha ve Roderick durup belli bir mesafeden onları izliyormuş. Daisy ile Ickabog’un arasında çok ciddi bir şeylerin döndüğünü fark etmişler, ama meraktan çatlasalar da yaklaşmaya cesaret edememişler.

Sonunda Ickabog şöyle demiş:

“Belki de… bu seni yemekten daha iyi bir seçenektir, Daisy.”

Bu, Ickabog’un ilk kez Daisy’ye ismiyle hitap ettiği bir anmış. Daisy uzanıp elini Ickabog’un patisinin üzerine koymuş ve bir süre ikisi de birbirlerine bakıp gülümsemişler. Sonra Ickabog şöyle demiş:

“Çoğulma zamanım geldiğinde, sen ve arkadaşların yanımda durun. Ickaboggle’larım Çoğulurken sizi arkadaşları olarak bilsinler. Ama ondan sonra da, burada, bataklıkta sonsuza kadar onlarla birlikte kalmalısınız.”

“Peki… ama bir problemimiz var,” demiş Daisy, dikkatli bir şekilde, Ickabog’un patisini tutmaya devam ederek, “yük arabasındaki yiyecekler yakında tükenmiş olacak. Burada hem dördümüzü hem de Ickaboggle’larını besleyecek kadar yeterli mantar olduğunu sanmıyorum.”

Daisy, Ickabog’un artık hayatta olmayacağı bir zamandan konuşurken kendini çok tuhaf hissetmiş, ama Ickabog bunu dert etmiyor gibiymiş.

“O zaman ne yapacağız?” diye sormuş ona, büyük gözleri endişeyle bakarken.

“Ickabog,” demiş Daisy, temkinli bir şekilde, “Cornucopia’nın dört bir yanında insanlar ölüyor. Açlıktan ölüyor, hatta öldürülüyorlar. Ve tüm bunların sebebi de, birkaç şeytani adamın herkesi senin insanları öldürmek istediğine inandırması.”

“Ben gerçekten de insanları öldürmek istiyordum, ta ki siz dördünüzle tanışana dek,” demiş Ickabog.

“Ama şimdi değiştin,” demiş Daisy. Ayağa kalkıp Ickabog’la yüz yüze gelerek iki patisini de tutmuş. “Artık insanların – ya da çoğu insanın – acımasız ya da kötü olmadığını biliyorsun. İnsanların çoğu mutsuz ve yorgun, Ickabog. Ve eğer seni bilirlerse – senin ne kadar kibar, ne kadar ince olduğunu, sadece mantar yediğini öğrenirlerse – senden korkmanın ne kadar büyük bir aptallık olduğunu anlayacaklardır. İşte o zaman senin ve Ickaboggle’larının bu bataklıktan çıkmasını ve senin de atalarının yaşadığı çayırlara dönmeni isteyeceklerine eminim. O topraklar çok daha büyük, oradaki mantarlar çok daha iyi. Neslin bizimle dostça yaşayabilir.”

“Bataklıktan ayrılmamı mı istiyorsun?” demiş Ickabog. “Silahları ve mızrakları olan insanların arasına karışmamı mı?”

“Ickabog, dinle, lütfen,” diye yalvarmış Daisy. “Ickaboggle’ların, çevrelerinde onları sevmek ve korumak isteyen yüzlerce insanla Çoğulurlar ise, tarihte hiçbir Ickaboggle’ın sahip olmadığı bir umuda sahip olmazlar mı? Hem biz dördümüz burada bataklıkta kalıp açlıktan ölürsek, senin Ickaboggle’larına neyin umudunu bırakacağız?”

Canavar Daisy’ye bakakalmış; Bert, Martha ve Roderick ise onları izlerken aralarında neler döndüğünü merak etmekten çatlayacaklarmış. Sonunda, Ickabog’un gözünden camdan bir elma misali koca bir gözyaşı düşmüş.

“İnsanların yanına gitmekten korkuyorum. Beni ve Ickaboggle’larımı öldürmelerinden korkuyorum.”

“Öldürmeyecekler,” demiş Daisy; Ickabog’un patisini bırakıp ellerini onun dev, kıllı yüzüne götürmüş. Parmakları onun uzun bataklık otlarını andıran tüylerinin arasında kaybolmuş. “Sana yemin ediyorum ki, Ickabog, seni biz koruyacağız. Senin Çoğulman tarihin en iyi Çoğulması olacak. Ickabog’ları geri getireceğiz… ve Cornucopia’yı da…”

Bölüm 58: Hetty Hopkins

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  The Ickabog #13: J.K. Rowling'den Bir Peri Masalı – Kaza | OKU
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir