3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #59: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Jeroboam’a Dönüş | OKU

The Ickabog #59: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 56 –
– bölüm 57 –
– bölüm 58 –

bölüm 59

Jeroboam’a Dönüş

Jeroboam’ın koyu gri görüntüsü ufukta belirdiğinde hava kararıyormuş. Ickabog’un ekibi şehre şöyle bir göz atmak için bir tepede kısa bir mola vermiş. Martha, Ickabog’un eline kardelenlerden oluşan büyük buketi vermiş. Ellerindeki levhaları doğru yöne tuttuklarından da emin olduktan sonra dördü birden el sıkışmışlar. İnsanlar silahlarını onlara doğrultsa dahi geri adım atmayacaklarının sözünü önce birbirlerine, ardından da koruyacaklarına ant içtikleri Ickabog’a vermişler.

Böylece Ickabog ile birlikte tepeden inerek şarap yapımcısı kente doğru yola koyulmuşlar. Şehrin kapılarındaki muhafızlar Ickabog’un geldiğini görmüşler. Ellerindeki silahları kaldırarak hedef almışlar, ama Ickabog’un omuzlarında duran Daisy kollarını sallarken Bert ile Roderick de taşıdıkları levhaları havaya kaldırmışlar. Muhafızların ellerindeki tabancalar titremiş. Canavar onlara yaklaştıkça muhafızlar öylece kalıp korkuyla onu izlemişler.

“Ickabog hiç kimseyi öldürmedi!” diye bağırmış Daisy.

“Size yalan söylediler!” diye bağırmış Bert.

Muhafızlar ne yapmaları gerektiğini bilmiyormuş, çünkü dört genci vurmak istemiyorlarmış. Ickabog ayaklarını sürüye sürüye onlara yaklaştıkça canavarın büyüklüğü ve tuhaflığı çok daha korkutucu görünüyormuş. Ancak, dev gözlerinde tatlı bir bakış varmış ve patilerinde kardelenler tutuyormuş. Sonunda, muhafızlara ulaştıklarında, Ickabog durmuş, öne doğru eğilmiş ve her ikisine de birer kardelen uzatmış.

Muhafızlar çiçeklere bakmışlar, çünkü ona bakmaktan korkuyorlarmış. Sonra, Ickabog tıpkı koyuna yaptığı gibi onların da başlarını nazikçe okşamış ve Jeroboam’ın içine doğru yürümeye başlamış.

Kentin her bir noktasından çığlıklar duyuluyormuş. İnsanlar ya Ickabog’dan deli gibi kaçışıyor ya da silah bulmaya çalışıyorlarmış. Ancak Bert ile Roderick ellerinde levhalarla Ickabog’un önünde kararlı adımlarla yürüyor, Ickabog da yoldan geçenlere elindeki kardelenlerden uzatmaya devam ediyormuş. En sonunda genç bir kadın cesur bir hareketle kardelenlerden birini almış. Bu, Ickabog’un o kadar hoşuna gitmiş ki, gür sesiyle kadına teşekkür etmiş – ki bu, daha çok insanın çığlık atmasına yol açmış. Ama gel gelelim, bazıları Ickabog’a daha da yaklaşmış ve kısa bir süre sonra canavarın etrafı, patilerinden birer kardelen alıp gülüşen insanlarla dolup taşmış. Ickabog da gülümsemeye başlamış. İnsanların onu böyle hoş karşılayacağını bu zamana kadar hayal dahi edemezmiş.

ickabog harita
8 ve 10 yaşlarındaki iki kardeşin hazırladığı harita

“Sana seni tanırlarsa seveceklerini söylemiştim,” diye fısıldamış Daisy, Ickabog’un kulağına.

“Bizimle gelin!” diye bağırmış Bert, kalabalığa. “Biz güneye, kralı görmeye gidiyoruz!”

Artık şimdi, Spittleworth’un yönetimi altında çok sefalet çeken Jeroboam’lular, yanlarına meşaleler, dirgenler ve silahlar almak için evlerine koşuşturmuşlar ve bunları Ickabog’a zarar vermek için değil, onu korumak için alıyorlarmış. Onlara söylenen yalanlardan dolayı öfkeden çıldırmış bir halde canavarın etrafında toplanmışlar ve hep birlikte karanlığın içine karışarak önlerindeki tek kısa yol olan dolambaçlı yola doğru ilerlemeye koyulmuşlar.

Daisy onlara yetimhanede durmaları için ısrar etmiş. Yetimhanenin tüm kapıları kilitli ve sürgülü olduğu için, Ickabog tek bir tekmeyle bu işin de hakkından gelmiş. Ickabog nazikçe Daisy’yi omzundan indirmiş ve Daisy de çocukların hepsini toplamak için içeri koşmuş. Yaşı küçük olanlar yük arabasına doluşurken, Hopkins ikizleri anneleri ile babalarının kollarına yerleşmiş ve daha büyük yaştaki çocuklar ise kalabalığın arasına karışmış. Tüm bu esnada Kaknem Ana çığlıklar atıyor, deli gibi koşturuyor ve onları geri çağırıp duruyormuş. Ancak, sonra, pencerelerinden birinde Ickabog’un koca kıllı kafasının ona kaşlarını çatarak baktığını görünce – ne güzel ki – şak diye düşüp bayılmış.

Sonrasında, keyfi oldukça yerinde olan Ickabog, Jeroboam’ın ana yolundan aşağı inmeye devam ederek geçtiği her yerden daha çok insan toplamış. Ancak kalabalık geçerken, hiç kimse Zorba John’un bir köşeden onları izlediğini bilmiyormuş. Zorba John o esnada kasabadaki meyhanelerden birinde içiyormuş ve anahtarlarının çalındığı o gece Roderick Roach’dan ona yadigar kalan kanayan burnunun acısını hâlâ unutmuş değilmiş. Bu baş belaları başkente yanlarında bu koca bataklık canavarıyla ulaşırsa, Ickabog’un tehlikeli olduğu masalından tonla altın kazanan herkesin başının fena halde derde gireceğinin farkına varmış. O yüzden Zorba John, yetimhaneye dönmek yerine, meyhanede içen başka birinin kapının önünde duran atını çalmış.

Ickabog yavaş yavaş yürüyedursun, Zorba John güneye doğru dörtnala at sürmeye başlamış. Chouxville’e doğru ilerleyen tehlikeyi Lord Spittleworth’a bir an önce yetiştirmeliymiş.

Bölüm 60: İsyan

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  J.K. Rowling, Depresyonla Boğuşan Hayranlarını Desteklemeyi Sürdürüyor!
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir