3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #61: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Flapoon’un Ateşlenen Silahı | OKU

The Ickabog #61: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 58 –
– bölüm 59 –
– bölüm 60 –

bölüm 61

Flapoon’un Ateşlenen Silahı

Lord’ların ikisi de aceleyle dışarı fırlayarak, Spittleworth’un emri üzerine çoktan atlarına binmiş ve silahlanmış bir halde bekleyen Ickabog Savunma Birliği’nin yanına, sarayın avlusuna koşmuşlar. Gel gelelim, (yıllar önce Daisy’yi kaçıran ve Spittleworth’un Binbaşı Roach’ı vurmasından sonra terfi alan) Binbaşı Prodd gergin görünüyormuş.

“Lord’um,” demiş, hızla atına atlayan Spittleworth’a, “sarayın içinde bir şeyler dönüyor – bir curcunanın koptuğunu duy–”

“Şimdi sırası değil!” diye paylamış onu, Spittleworth.

Bir camın parçalanma sesi geldiğinde, tüm askerler başını kaldırıp yukarı bakmış.

“Kralın odasında birileri var!” diye bağırmış Prodd. “Ona yardım etmemiz gerekmez mi?”

“Kralı unut!” diye bağırmış Spittleworth.

Kralın penceresinde Kaptan Goodfellow belirmiş. Aşağıya bakarak bağırmış:

“Hiçbir yere kaçamazsın, Spittleworth!”

“Kaçamam, öyle mi?” diye hırlamış Lord ve cılız, sarışın atını topuklarıyla dürterek dörtnala koşmaya zorlayıp sarayın kapılarında gözden kaybolmuş. Binbaşı Prodd Spittleworth’tan o kadar korkuyormuş ki, Ickabog Savunma Birliği’nin geri kalanıyla birlikte Spittleworth’un peşinden dörtnala gitmiş. Spittleworth harekete geçerken daha atına binmeyi bile doğru düzgün beceremeyen Flapoon ise atın yelelerine can havliyle yapışmış, üzengilerini bulmaya çalışarak onlarla birlikte atın sırtında hoplaya zıplaya onları takip etmiş.

Lord Spittleworth’un yerinde başkası olsa, mahkûmların kaçarak sarayı ele geçirmesiyle ve sahte bir Ickabog’un kalabalığı etkileyerek şehre doğru gelmekte olmasıyla yenilmiş olduğunu kabul edermiş. Ancak, onun arkasında at süren iyi eğitimli ve silahlı askerlerden oluşan bir birlik, malikânesinde gizlediği bir ton altın ve bu durumda bile hâlâ planlar yapabilen kurnaz bir aklı varmış. Öncelikle, şu Ickabog’u uyduranları bulup vuracak ve insanları korkutarak ona yeniden boyun eğmelerini sağlayacakmış. Sonra, Binbaşı Prodd ile askerlerini saraya geri gönderecek ve kaçan tüm mahkûmları öldürtecekmiş. Bu arada mahkûmlar kralı çoktan öldürmüş de olabilirmiş, ama aslında ülkeyi Fred’siz yönetmek onun çok daha işine gelirmiş. Spittleworth dörtnala ilerledikçe, krala bu kadar çok yalan söylemek zorunda kalmasaydı, o kahrolası pasta şefinin eline keskin aletler ve tavalar vermek gibi hatalar yapmayacağını düşünüp duruyormuş. Ayrıca, casusların sayısını artırmadığına da pişmanmış, çünkü o zaman sahte Ickabog’u yaratan kişiyi yakalayabilirmiş.  Belli ki, bu sahte Ickabog, onun bu sabah ahırda gördüğünden çok daha gerçekçiymiş.

Böylece Ickabog Savunma Birliği şaşırtıcı derecede boş olan Chouxville’in parke taşlı sokaklarından geçerek doğrudan Kurdsburg’e giden yola girmişler. Spittleworth öfkeli bir halde Chouxville sokaklarının neden boş olduğunu görmüş. Chouxville halkı, gerçek bir Ickabog’un büyük bir kalabalıkla başkente doğru gelmekte olduğunun haberini duyunca onu görebilmek için o tarafa doğru koşturuyormuş.

“Çekilin yolumuzdan! ÇEKİLİN YOLUMUZDAN!” diye bağırmış Spittleworth, önündeki insanların dağılmasına yol açarak. İnsanların yüzlerinde korku yerine, heyecanın olduğunu görünce çok sinirlenmiş. Atını yanları kanayana kadar dehleyerek yol boyunca dümdüz ilerlemiş ve Lord Flapoon da sabah yediği kahvaltıyı hazmedecek vakti bulamadığı için yüzü yemyeşil bir halde onu takip etmiş.

Sonunda, Spittleworth ile askerler uzaklarda ilerleyen dev kalabalığı görmüşler. Spittleworth zavallı atını dizginleyip durdurarak yolun ortasında kayarak durmuş. Gülüşen ve şarkılar söyleyen binlerce Cornucopia’lının ortasında, iki at büyüklüğünde, fenerler gibi parlayan gözleri olan, baştan ayağa bataklık otları gibi yeşil kıllarla kaplı dev bir canavar varmış. Canavarın omzunda genç bir kız ve onun önünde de ellerinde tahta levhalar taşıyan iki genç çocuk varmış. Canavar arada sırada duruyor ve insanlara resmen çiçekler dağıtıyor gibi görünüyormuş.

“Bu bir oyun,” diye mırıldanmış Spittleworth, şoktan ve korkudan ne söyleyeceğini bilemez bir halde. “Bu bir oyun olmalı!” demiş, daha yüksek bir sesle, sıska boynunu uzatıp bunun nasıl olduğunu görmeye çalışarak. “Besbelli, o bataklık otlarından kostümün içinde birbirlerinin omuzlarında duran insanlar var – silahlarınızı hazırlayın, askerler!”

ickabog Maanas
Çizim: Maanas

Ancak, askerler onun emrine hemen boyun eğmemişler. Ülkeyi Ickabog’dan korumak için görevlendirildikleri andan bu yana, ne bir Ickabog görmüşlükleri varmış ne de gerçekten görmek gibi bir beklentileri varmış.  Üstelik şuan gördüklerinin bir oyun olduğuna da hiç ikna olmamışlar. Tam tersine, canavar onlara oldukça gerçek görünüyormuş. Köpeklerin başlarını okşuyor, çocuklara çiçekler veriyor, o kızı sırtında taşıyor ve hiç de sinirli görünmüyormuş. Ayrıca, askerler halinden gayet memnun görünen ve Ickabog’la birlikte yürüyen binlerce insandan da korkuyorlarmış. Hem Ickabog saldırıya geçerse ne yapabilirlermiş ki?

Sonra, aralarındaki en genç asker paniğe kapılmış.

“Bu oyun falan değil. Ben yokum.”

Daha kimse onu durduramadan, oradan dörtnala uzaklaşmış.

En sonunda üzengirini bulmayı başarmış olan Flapoon, Spittleworth’un yanında en önde yerini almış.

“Ne yapıyoruz?” diye sormuş Flapoon, git gide yaklaşan Ickabog ile neşe içinde şarkılar söyleyen kalabalığa bakarak.

“Düşünüyorum,” diye hırlamış Spittleworth, “düşünüyorum!”

Spittleworth’un o hep tıkır tıkır çalışan aklı en sonunda durmuş. Onu en çok sinirlendiren de, insanların yüzünde gördüğü neşeymiş. Spittleworth, kahkahanın, tıpkı Chouxville pastaları ve ipekten yatak çarşafları gibi lüks bir şey olduğunu düşünürmüş. Şimdi bu fakir halkın eğlendiğini görmek, her birini silahlı görmekten onu daha çok korkutuyormuş.

“Onu vuracağım,” demiş Flapoon, silahını kaldırıp Ickabog’u hedef alarak.

“Hayır,” demiş Spittleworth, “baksana, sayılarının bizden üstün olduğunu görmüyor musun?”

Ancak, tam da o anda, Ickabog kulakları sağır edici, kan dondurucu bir çığlık koyuvermiş. Geriye doğru savrulan kalabalığın yüzünde artık korku okunuyormuş. Birçoğu ellerindeki çiçekleri düşürmüş. Bazıları koşup kaçmış.

Ickabog acı dolu başka bir çığlık daha atarken dizlerinin üzerine çökmüş ve sarsılan Daisy neredeyse düşecek gibi olmuş, ama ona sıkı sıkı tutunmayı başarmış.

Sonra, Ickabog’un devasa şiş karnının altında dev, siyah bir yarık açılmış.

“Haklıydın, Spittleworth!” diye böğürmüş Flapoon, silahını kaldırarak. “İçinde saklanan adamlar varmış!”

Kalabalık çığlık çığlığa kaçışmaya başlarken, Lord Flapoon Ickabog’un karnını hedef alıp silahını ateşlemiş.

Bölüm 62: Çoğulma

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  The Ickabog #22: J.K. Rowling'den Bir Peri Masalı – Bayraksız Ev | OKU
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
1 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir