FİLME KALAN SÜRE

Benim de Söyleyeceklerim Var! Spoiler Dolu Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları İncelemesi

2 yıldır “Belki bu sefer iyi bir şey olur,” ümidiyle beklediğimiz cici filmimiz Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları’nı izledikten sonra bir Potterhead olarak iki kelam etme ve eleştirme hakkını kendimde bulduğumu söylemeliyim.

Pozitif yorumlarımı aradan hemen çıkarıyorum ki esas kısma gelebileyim. Filmin en güzel sahnesi açılış sekansıydı çünkü iyi bir şeyler izleyeceğimi düşünmemi sağlamıştı. Ölüm Yadigarları’ndaki “7 Potter” bölümüne gönderme gibiydi, izlerken çok keyif aldım. Buna benzer bir başka gönderme de Newt ve Tina’nın Çok Özlü İksir kullanarak girdikleri Sihir Bakanlığı’ndan devasa bir sihirli yaratık sırtında çıkmalarıydı, “ehehe” dedirtti izlerken. Hogwarts’ta geçen o kısa sahnelerle ve Hedwig’s Theme ile ağzımıza bir parmak bal çaldılar ama o bile işe yaradı, göz pınarlarımda iki damla yaş bile belirdi çünkü Harry Potter Dünyası’nda geçen bir film izlediğimi bana en çok hissettiren anlardı. Bunun dışında ilk filmdeki komedi unsurlarının aynısı yine vardı, güldük ettik ama Burnuk’un ekmeğini daha ne kadar yiyecekler acaba?

Sevmediğim kısımlar ise ne yazık ki çok daha fazla. Neresinden başlasam bilemiyorum çünkü konuşulması gereken çok fazla şey var. Bir kere en büyük hata haddinden fazla hype yaratmaları oldu. Dumbledore dediler, Nicholas Flamel dediler, Nagini dediler, en son da McGonagall. Film bittikten sonra durup “Ee?” diyor insan ister istemez, bu muydu? Hani o kocaman beylik laflar, kendinden emin şekilde söylenen “çok şaşıracaksınız”lı röportajlar?

Genel olarak filmle ilgili yorumum Rowling’in çok fazla kişi ve olay anlatmak isteyip bunların altını doldurmadan bize sunması ve tam olarak çuvallamasıydı. Rowling yan karakterleri seven ve hikaye örgüsünde bir şekilde önemli yer tutmalarını sağlayan biri ancak filmde yaptığı en büyük hata çok fazla yeni yan karakter sokması ve daha ana karakterleri bize tam olarak tanıtamamışken onlara ayırılması gereken yeri azaltması, böylelikle hem yan hem de ana karakterlerin altını boş bırakması ve karakter gelişimini bizlere aktaramaması oldu. Aynı durum film boyunca yaşanan olaylar için de geçerli. Filmi izledikten sonra diğer editör arkadaşlarımızla vardığımız ortak nokta filmin kocaman bir “NEDEN?” sorusu olduğuydu. Bir takım olaylar gerçekleşiyor ama sebebi asla belli değil, üstelik işin kötü tarafı bu durum merak veya gizem uyandırmak yerine seyircinin aptal yerine konmayı hedeflendiği düşüncesi yaratıyor. Kör göze parmak olmasın ama ufak imalarla veya foreshadowingler’le de aktarılsın istiyor insan.

Canımı en çok sıkan ve anlamsız bulduğum şey Queenie’nin dönüşümüydü. Grindelwald’ın safında yer almak isteyebilir elbette ama ona karşıyken onun tarafına geçiş sürecini, bir diğer ifadeyle karakter gelişimini bize göstermelerini beklerdim. Kadın bir anda kafayı yiyip eserekli hareketlerle “Doğru yol bu!” nidaları atmaya başladı. NEDEN? Ne oldu, ne yaşadın da bu karara vardın? Tek amacın seninle evlenmeyi pek de istemeyen Jacob’la evlenmenin yolunu bulmak mıydı? Sebebinin bu olmadığı çok bariz ama ne olabileceğine dair en ufak bir ip ucu vermiyor bize film.

Bir diğer konuysa Nagini. Filmde görüleceği haberi çıktığında aman yarabbi ne olay oldu! Öyle bir PR yapıldı ki dedik herhalde hikayede önemli bir yeri var. Gel gelelim kızın ağzından doğru düzgün 2 cümle bile duyamadık. Yani en azından hikayeye bir katkısı olsaydı dedik, o da olmadı. Credence’ın yanına oradan oraya sürüklendi durdu. Nagini’ye dair tek bildiğimiz Endonezya Ormanları’nda bulunduğu (orası da şaibeli) ve bir Maledictus olduğu. Sonra vay efendim ben Nagini’nin hikayesini 20 yıldır düşünüyorum, meh.

Credence demişken, filmin esas oğlanının, herkesin ölü ya da diri ele geçirmek istediği kişinin birkaç numarasını görmek fena olmazdı. Hani en azından Grindelwald’ın NEDEN özellikle onu kullanmak istediğini az buçuk anlamak iyi olabilirdi. Bunun yerine film boyunca ailesini arayan ve günün sonunda kendini bir pembe dizinin içinde bulan Credence’ı izledik. Rowling’in daimi olarak birilerini çiftleştirip çocuk yapma isteği ne zaman bitecek merakla bekliyorum çünkü koskoca filmin birilerinin uçkuru üzerine kurgulanması uzun vadede iyi sonuç vermeyecektir.

Yine en büyük hayal kırıklıklarımdan biri çok sevdiğim Albus Dumbledore’a filmde neredeyse hiç yer verilmemesiydi. Jude Law Dumbledore’un karakter analizini iyi yapamadığı için miydi yoksa ona atfedilen rolden dolayı mıydı bilemiyorum ama izlediğimiz kişi bende Dumbledore hissini uyandıramadı. Sanki bir cameo gibi belirdi ve kayboldu. Rowling’in belki de en derin şekilde yazdığı karakteri, düşüncelerini, hislerini, suçluluk duygularını ve pişmanlıklarını bir kenara bırakarak dümdüz biri gibi yansıtması çok ayıp değil mi? Hani o muhteşem akıl hocası? Neden kendi yazdığın hikayeyle çelişiyorsun Rowling? Bunun dışında Newt’a hangi özelliğinden dolayı bu işi ancak onun yapabileceğini söylediği gibi havada kalan pek çok sözüne de şahit olduk. Neden kendisinin yapamayacağını anladık (ki oraya daha sonra değineceğim) ama neden özellikle Newt’un yapmasını istediğini belirtmiyor. Harry’de bu durum çok bariz ve anlaşılırdı örneğin.

En büyük gariplikse adı Grindelwald’ın Suçları olan bir filmde Grindelwald’ın neredeyse hiçbir suçunun olmamasıydı. Paris’te gittiği evdeki birkaç kişiyi öldürmesini bir yana bırakırsak adamın öyle çok büyük bir suçunu görmedik bana kalırsa. Tam aksine, kimseyi zorlamadan, tehdit veya tahakküm etmeden muazzam bir manipülasyonla kendi tarafına çekti insanları, sanat icra etti deyim yerindeyse. Grindelwald’ın yanında Voldemort’un esamisinin bile okunmayacağını birçok kişiden duymuş olmamıza rağmen Voldemort’un görece çok daha fena şeyler yaptığına tanık olduk. Filmin adı bu olmasa bu beklenti de olmazdı ama yine içinin boş kaldığı, altının doldurulmadığı bir durumla karşı karşıyayız. Kaldı ki ellerinde Johnny Depp gibi biri var, yararlansanıza adamın etinden sütünden! Sondaki mini tiradı dışında silik ve arka planda olan bir karakter olarak kaldı ne yazık ki.

Bunların dışında Newt, Jacob (o hadi neyse) ve özellikle de Tina filmde neden vardı gerçekten bilmiyorum. Yaptıkları hiçbir şey hikayeye en ufak bir katkı sağlamadı. Leta mesela ki ondan çok ümitliydim, film boyunca melankolik bir şekilde “Kimse beni sevmiyor,” diye gezinip durdu. Sözde ölümünden önce kime seni seviyorum dediğinin güya belli olmaması gibi çılgın gizemlere dahil olmak dışında olmasaydın da olurduk be Leta’cım. Yusuf’un vasfı tam olarak neydi, olay örgüsünde onu vazgeçilmez kılan nedir, Grindelwald’ın yanındaki imitasyon Fransız hanımefendi kimdir necidir hiç bilmiyoruz. Hele hele Nicholas Flamel gibi çok önemli birine filmde bu kadar az yer vermek çok acımasızca. O McGonagall da umarım Minerva McGonagall’ın bir akrabasıdır yoksa o tarihte henüz doğmamış olması gereken birini Hogwarts’ta profesör yapmak hangi akla hizmettir bilemiyorum.

Ekip olarak en çok kafamıza takılan şeylerden biri de Kan Sözü’ydü. Şimdi böyle bir büyü yapılacaksa mantıken Dumbledore ve Grindelwald’un yakın arkadaş olduğu bir zamanda yapılması gerekiyor. Arkadaşlıklarının noktalanması ise Albus, Aberforth ve Gellert’ın üçlü düello yapması ve o esnada Arianna’nın ölmesiyle gerçekleşiyor. Bu yaptıkları Kan Sözü savaşmamaları içinse o düelloda birbirlerine nasıl büyü yapabiliyorlar merak ediyorum. Ya bizim kaçırdığımız bir şey vardır ya da muhakkak ki Rowling bir boşluk bulup kılıf uyduracaktır buna. Umabileceğimizin en iyisi bu, yoksa birilerinin yazdığı kitapları baştan okuması gerekiyor.

Gözüme takılan ve kişisel olarak beni rahatsız eden bir diğer şeyse kostümlerdi. Bizim izlediğimiz Harry Potter filmleri 90’larda geçmesine rağmen büyücü topluluğunun dönemin modasına uygun giyinmediğini, hatta yaşam şekillerinin bir parça Orta Çağ’ı andırdığını gördük. Yaratılan evrende eğer işler böyle yürüyorsa aynı evrende geçen başka bir filmde de bunun böyle olması gerekir diye düşünüyorum. Kıyafetler kötü olduğu için değil hatta tam olarak 1920’lerin modası olduğu için yapıyorum bu eleştiriyi. Her yerde büyücü cübbesiyle arz-ı endam eden Albus Dumbledore’u ekose takım elbiseyle görmek beni rahatsız etti. Kıyafet demişken, yeni (daha doğrusu eski) Hogwarts cübbelerini tasarlayan kişinin aklından neler geçtiğini çok merak ediyorum. Varis’in Kökenleri isimli hayran yapımı filmde bile çok daha profesyoneldi cübbeler.

Bu kadar eleştiri yapmamın temel sebebi ise şu: Bir filmde gizli olarak yapılan veya sebebini tam olarak bilmediğimiz şeyler eğer yönetmen veya senarist tarafından kasten yapılıyorsa bu anlaşılıyor ve filmi izlerken kendimi güvende hissediyorum çünkü sonunda bir şekilde çözüleceğini veya anlayacağımı biliyorum. Eğer film bana bu hissi vermiyorsa bunun yönetmenin veya senaristin beceriksizliğinden dolayı olduğunu anlıyorum ve bu filmle aramda olan bağı koparıyor. Bu filmde olan şey de tam olarak buydu. Karakterlerin ve olayların havada kalmasına veya kıyafetlere de bundan dolayı takıldım, beni filmden kopardılar. Tesadüflere, birilerinin birilerini şans eseri bulmasına dayalı amatörce kurgulanmış bir filmden öteye geçemedi benim için.

İlk film için Harry Potter hayranı değilseniz seversiniz diyordum ancak bu film için böyle bir şey demem söz konusu bile olamaz çünkü içinden büyüyü çıkardığımız zaman B sınıfı aksiyon filminden başka bir şeye dönüşmüyor. Keşke böyle filler tadında bir film yapacaklarına tüm olayları 15-20 dakikaya sıkıştırıp bir sonraki filmin başına koysalardı diyorum ama içimden bir ses 5 film de çıktıktan sonra aslında eldeki malzemenin en iyi ihtimalle 2 film edeceğini söylüyor. Umarım yanılıyorumdur.

Son olarak şunu da ekleyerek yazımı noktalıyorum: Rowling aptal veya kötü bir yazar değil. Aksine çok zeki ve kalemi çok kuvvetli birisi. Adım gibi eminim, eğer bu hikayeyi film yerine kitap olarak bize sunsaydı muazzam bir eser çıkardı karşımıza. Çok fazla şey düşündüğü, çok fazla olay ve karakter yaratıp bunları sonuca bağlamak istediği belli ama iş bunu filme aktarmaya gelince oradan buradan rastgele seçilen olaylarla dolu bir curcunaya dönüştü.

Umarız ki yeni filmde bu tür hatalar olmaz, biz de artık ağız tadıyla izleriz. İzleyen okurlarımızın da yorumlarını bekliyoruz efenim!

diğer incelemeler

* Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları’na Spoiler’sız İlk Bakış

* Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları Filmi Nasıldı?

* Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları – Kafamızdaki Sorulara Ne Kadar Cevap Alabildik?

* Fantastik Canavarlar 2: Grindelwald’ın Suçları mı? Yoksa J.K. Rowling’in Suçları mı? (Spoiler’lı İnceleme)

* Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları’nı Beğenenler Takımı! (Spoiler’lı İnceleme)

* Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları – Ne Oldu Şimdi? (Spoiler’lı İnceleme)

⁠⁠⁠Evapsie!
  • 57
    Shares