FİLME KALAN SÜRE

Harry Potter ve Sırlar Odası Konseri: Büyülü Bir Hafta Sonu Macerası!

Harry Potter ile alakalı her şey bizleri heyecanlandırıyor. Ama özellikle elle tutulur şeyler bu heyecanı daha da arttırıyor. İşte Zorlu PSM’de geçtiğimiz hafta içerisinde yaşanan etkinlikler hem büyülü dünyaya olan özlemimizi perçinledi hem de heyecanlı bir zaman dilimi geçirmemize neden oldu.

Büyülü bir gün değil, hafta dememin nedeni de sadece tek güne sığan bir etkinlik yaşamadık. Önce perşembe günü Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu söyleşisi, ardından BBC’nin Harry Potter 20. Yıl Özel Belgeseli ve sonrasında da hafta sonu yapılan etkinliklerle harika bir zaman geçirdik. Aslında yazı dizimiz ayrı ayrı olacaktı ama tek bir kalemde tüm bu macerayı sizlerle buluşturmanın daha doğru olacağını düşündük.

Hazırsanız başlayalım.

Lumos!

Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu Söyleşisi

Perşembe günü 19.30’da başlayan etkinlik Harry Potter serisinin çevirmenleri Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu’nun katılımıyla gerçekleşti. Ağırlıklı olarak seri çevirisi ve serinin kendilerine kattıkları birikimler üzerine konuşan ikili, söyleşi ardından soru-cevap kısmında kendileriyle ilgili bilinmeyenleri cevapladı.

Çevirmenlerimiz sadece Harry Potter serisi üzerinden değil, bağlantılı olarak cadı mitinden, nerede nasıl çıktığından ve tarihsel kökenlerinden bahsettiler. Normalde “cadıcılık” terimiyle, Harry Potter’da gördüğümüz cadı figürünün farklarından bahsederek farklı serilerle olan karşılaştırmalarını yaptılar.

Yine terminoloji üzerine de bolca zaman ayırdılar ve terimleri Türkçeleştirirken nelerden yararlandıklarını, nelere dikkat ettiklerini anlattılar. Örneğin terimleri Türkçeleştirme esnasında Sevin Okyay bu konuda bizlerin de masal geleneğinden geldiğini ve bu nedenle fazla zorlanmadıklarını ifade etti. Aklımıza gelen birçok sözcüğü Türkçeye kazandıran ismin Kutlukhan Kutlu olduğunu da sözlerine ekledi. Seçmen Şapka şarkılarını ve bilmecelerini çeviren ismin Sevin Okyay olduğunu da yine bu söyleşi sayesinde öğrenmiş olduk.

Kutlukhan Kutlu da Quidditch tezahüratlarını çevirirken futbol maçlarını düşündüğünü söyledi. Ayrıca Hızır Otobüs ismini Türkçeleştirirken kendisini o dünyaya nasıl kaptırdığını, burada Rowling’in çok başarılı olduğu gerçeğini vurguladı.

İkili çevirileri yaparken kitaptaki bölümleri bölüşüyor ve daha sonra birbirlerinin çevirisini kontrol ediyorlarmış. İzledikleri bu yolla kendi göremedikleri hataları daha editöre götürmeden önce yakalama fırsatı ediniyor, örneğin, “Bu karakter böyle konuşur/konuşmaz,” gibi konularda yardımcı da oluyormuş. Ayrıca seri boyunca editörlük işini üstlenmiş Betül Kadıoğlu ve Ayça Sabuncuoğlu’na da selam göndermeyi ihmal etmeyen ikili, editör konusunda Yapı Kredi Yayınları’nda çok şanslı olduklarını belirttiler.

Kitapları çevirirken Rowling’in mizahi dilini tam olarak tercüme edememe korkusu ve terimlerin tınısını benzer şekilde yansıtamayacakları endişeleri de bulunmuyor değilmiş. Bu nedenle özellikle terimsel çevirilerde sadece kelime kökünden gitmemişler. En basitinden, Hortkuluk sözcüğünü kelime kökünden değil, sesten yola çıkarak çevirmişler. Kutlukhan Kutlu, Harry Potter serisi öncesi ve sonrası birçok çeviri yaptıklarını, yapmaya devam ettiklerini ama o büyülü dünyanın kendileri için ayrı bir yeri olduğunu da söyleyerek bizleri ayrıca mutlu etmeyi başardı.

Soru-cevap kısmı da genellikle çevirilerle alakalıydı ve örneğin bazı kelimelerin, isimlerin, karakterlerin neden Anglosakson olduğunu, tam yerelleştirilmediğini anlattılar. Hagrid’in konuşmasının neden kırma olmadığını, Fleur ile aradaki farklardan bahsettiler. Muggle kelimesini neden aynı bıraktıklarını da anlattılar. (Bu kelime Dost Kitabevi’nden çıkan ilk kitapta dilimize İçdaraltan olarak aktarılmıştı.) Warner Bros. seri hakkını satın aldıktan sonra  bazı kelimelerin çevrilmesine izin vermemiş, Muggle da onlardan biriymiş. Açıkçası ben pek de üzülmedim, Muggle oldukça güzel ve tınısı olan bir isim. Aynı şekilde geçmesi iyi olmuş.

Tom Marvolo Riddle ismine ekledikleri -d harfinin nedenini de anlattılar. Çoğunuzun tahmin ettiği üzere harfler değiştikten sonra “ADIM LORD VOLDEMORT” olması için bu harf gerekiyordu ve Türkçe literatüre Voldemort’un gerçek adı TOM MARVOLDO RIDDLE olarak geçti.

En çok üzüldükleri ölüm sorusuna Sevin Okyay, Sirius Black cevabını verdi. Şu sıralar karakteri oynayan Gary Oldman’a kızdığı için Remus Lupin’e döner gibi olduysa da o karakterin kendisi için ayrı bir yeri olduğunu belirtti. Kutlukhan Kutlu’nun en çok üzüldüğü karakter Dumbledore olmuş. Hatta kitabı okurken öleceğini az çok tahmin etmiş ve o sahne gerçekleştiğinde de bayağı üzülmüş. “Bir süre hayata küsmüş olabilirim,” diye eklemeyi de ihmal etmedi bu açıklamasından sonra. Şok geçirdiği ölüm ise Cedric Diggory’ymiş. Sevin Okyay da Snape’e olan inancını hiç kaybetmemiş, o nedenle ölümü üzüldüğü bir diğer karakter olmuş. Her ikisinin binası da Ravenclaw. Çevirirken en çok keyif aldıkları kitap Azkaban Tutsağı’ymış. Hatta Kutlukhan Kutlu, “Biraz mazoşist bir cevap olacak ama…” şeklinde cevapladı bunu. Nedeniyse yayınevine en erken teslim ettikleri kitap da o olduğu içinmiş. 20 gün gibi bir sürede kitabın çevirisini tamamlayıp teslim etmeyi başarmışlar. (Saygı duyulası!)

Son olarak patronus konusunda da Sevin Okyay tilki, Kutlukhan Kutlu da olursa bir balina, olmazsa kedigiller familyasından herhangi bir hayvan olabileceğini söyledi. Çok ama çok keyifli bir söyleşi bu şekilde sonlanmış oldu.

“Harry Potter: A History of Magic” Film Gösterimi

BBC’nin, Felsefe Taşı’nın yayınlanışının 20. yılı sebebiyle hazırladığı bu 1 saatlik belgeselde Rowling’in kaleme aldığı seriyi farklı bir bakış açısıyla görme olanağına eriştik. Sürükleyici değil, bilgi aktarıcı bir yapımdı. Seride kullandığı Nicolas Flamel karakterinden, oluşturduğu asa ve cadı mitine, geçmişte yaşanan ve kaydı tutulan olaylar ve hatta Ölüm Yadigarları sembolüne kadar birçok konunun gizemi bu belgeselde açığa çıkmış. Şansınız varsa izlemenizi tavsiye ederim. Aralarda filmlerden tanıdığımız oyuncuların Harry Potter kitaplarından bazı paragraflar okuması da keyif vericiydi.

Mösyö Taha, Nilüfer Baş ve Begüm İncedemir’le Asa Atölyesi ve “Harry Potter’la Büyümek” Söyleşisi

Youtube dünyasında Harry Potter denince aklımıza gelen ilk isimlerden, bizim de zaman zaman ortaklaşa videolar hazırladığımız Mösyö Taha, Nilüfer Baş ve Begüm İncedemir (eski adıyla Metamorphmagus Cosplay & Art) hafta sonu iki ayrı etkinlikle karşımıza çıktılar. Cumartesi günü bir asa atölyesi, Pazar günü de bir söyleşi gerçekleştirdiler. Asa atölyesinde bulunamadım ama kendilerinden aldığım bilgi neşeli ve bir o kadar da eğlenceli geçtiği yönündeydi. Zaten yukarıdaki fotoğraflara baktığımızda da bu halleri açıkça belli oluyor.

Pazar günü konserden önce “Harry Potter’la Büyümek” söyleşisinde bizler de bulunduk. (Hatta Instagram story’lerimizde de duyurusunu geçmiştik.) Neredeyse yaşıt olduğumuz ve Harry Potter kitaplarını hemen hemen aynı dönemlerde okuduğumuz ve filmlerini de sinemalara geldiği vakit izlediğimiz için benzer duygulara sahiptik. Söylemleriyle de bunu doğruladılar. Serinin hayatımızdaki öneminden, diğer kitaplardan neden farklı bir yerde olduğundan ve özellikle o zamanki çocukların, yani bizlerin bu seriyi niçin farklı yaş kesimine göre daha fazla içselleştirdiğinden bahsettiler.

Hemen ardından gelen soru furyasına da ellerinden geldiğince cevap vermeye çalıştılar. Bu sırada Dobby’den tutun Sirius’a, öldüklerine en çok üzüldükleri karakterlerden en mutlu oldukları ana kadar birçok konuyu bizlerle paylaştılar. Geçmişte, çocukluklarında yaşadıkları Harry Potter’la ilgili anılarından bahsettiler. Taha koleksiyonunun en önemli parçası olan, videolarından da hatırladığımız orijinal olmayan ve sayfalarının büyük çoğunluğu eksik Harry Potter kitabını getirdi ve neden değerli olduğunu anlattı. Begüm de o zaman dergilerde, gazete kupürlerinde çıkan Harry Potter’la ilgili tüm bilgileri bir araya getirdiği klasörünü gösterdi. (Bende de öyle bir klasör var evet…) Bir ara Nilüfer ve Begüm’ün hemfikir oldukları konularda Taha’ya biraz fazla yüklenmesi de gözlerden kaçmadı tabii… O an aklıma üzerine çok fazla gidilen bir Ron gelmedi de değil hani… İşin şakası bir yana, bıraksalardı sıkı Harry Potter hayranları muhtemelen konser bitimine kadar soru sormaya devam edeceklerdi. Böylece keyifli bir söyleşi faslını daha tamamlayıp sıradaki adıma, konsere geçme vakti gelmişti.

Ve Muhteşem Final: Harry Potter ve Sırlar Odası Konseri

Ve geldik o büyüleyici ana. Şimdi sizlere bir itirafta bulunmak istiyorum. Açıkçası ilk filme gitmemiştim, zira zaman zaman, “Sonuçta defalarca izlediğimiz bir filmi tekrar izleyeceğiz, tek fark orkestra canlı olarak çalacak. Ne değişebilir ki?” diye düşünmüştüm. Ama ne kadar yanıldığımı birazdan anlatmaya çalışacağım.

Daha önce benzeri bir etkinliğe katılmamıştım. Konser öncesi Nilüfer’le de biraz sohbet ettik ve ilk filmdeki ortamdan bahsetti kısaca. Ama salona girince ve o havayı soluyunca bir heyecan dalgası sarmaya başladı içimi. Nilüfer’in ne demek istediğini o zaman anladım. Hemen ardından tüm koltuklar doldu, müzisyenler de yerlerine oturup enstrümanları hazırlamaya başladılar. Her şey hazırdı. Işıklar kısıldı, kısa bir sessizlik yaşandı ve orkestra şefi Benjamin Pope alkışlar eşliğinde, cübbesiyle salona geldi.

Dediğim gibi, daha önce benzeri bir deneyim yaşamamıştım. Haliyle normal sinema salonlarındaki gibi o sessiz ve dikkatle izlenen bir etkinlik bekliyordum. Ama orkestra şefimiz daha en başta salonu (tatlı bir Türkçe ile) selamlarken bu konuda da yanıldığımı anladım. Konser boyunca alkışlamak istediğimiz yerde alkışlamayı, sevdiğimiz karakterleri görünce HEYOO diye, sevmediğimiz karakterlere YUHHH diye bağırmamızı, bunun hiç sorun olmayacağını ve kendimizi tutmamamız gerektiğini anlattı. Ve inanın, tam da dediği gibi oldu! Film boyunca salondan alkışlar, ıslıklar ve tezahüratlar eksik olmadı. İnanılmaz bir 3 saat geçirdik.

Sırlar Odası filminin benim için önemi şu: Kendisi Harry Potter filmlerine ait aldığım ilk orijinal VCD’ydi. 3 CD’den oluşuyordu ve çok güzel bir kap hazırlanmıştı. Az izlemedim yani bu filmi, çokça kez VCD oynatıcıya takıldı ve film baştan sona hatmedildi. Gelin görün ki, uzun süredir de izlememiştim. İyi ki de izlemedim ve az biraz detaylarını unuttuğum filmi muhteşem bir canlı orkestra eşliğinde beyaz perdede görmüş oldum.

Orkestraya da ayrı bir paragraf açılması gerekiyor. Neden derseniz, bir kere film uzundu. Ve bu süre boyunca orkestrada tek bir tını kayması ya da sorunlu nota duymadık. Hatta ara ara orkestranın olduğunu unutup sanki normal bir film izliyor edasıyla perdeye odaklanıyor hemen ardından kendimi toparlayıp orkestrayı gözlemlemeye de devam ediyordum. Her ikisini ve aradaki ritmi izlemek gerçekten de heyecan vericiydi. Film bittikten, yaklaşık 10 dakika boyunca orkestrayı alkışladıktan ve salondan çıktıktan sonra hayıflandığım ilk şey neden ilk filme de gitmediğim oldu…

Bazı anlar vardır, o atmosferi ancak bu tarz etkinlikler ile yakalayabilirsiniz. İşte Sırlar Odası konseri de benim için öyle bir deneyim oldu. Serinin en sevdiğim filmi Azkaban Tutsağı için de konser tarihi 14-15 Aralık 2018 olarak açıklandı. Gelecek film için şimdiden sabırsızlandığımı belirtmem gerek! Biletlerin satışa çıktığını da hatırlatmıl olayım. Şansınız varsa böyle bir deneyimi kaçırmayın derim.

İşte böylece büyülü bir haftanın sonuna geldik. Unutulmaz anlar yaşadım, elimden geldiğince sizlere bu deneyimi aktarmaya çalıştım. Etkinliğe diğer yöneticimiz Onur’la birlikte gitmiştik, onun da konser konusundaki hisleri üç aşağı beş yukarı aynı olduğunu eklemeden geçmeyeyim

Son olarak yazı içerisinde gördüğünüz bazı görselleri bize ulaştıran Zorlu PSM ekibine ve Mösyö Taha’ya da ayrıca teşekkürler.

Bir sonraki büyülü müzikale kadar, MUZİPLİK TAMAMLANDI!

Nox.

⁠⁠⁠Evapsie!
  • 88
    Shares