FİLME KALAN SÜRE

Tülün Ötesi: Ölümle Yaşam Arasında Eski Püskü Bir Bölme

Esrar Dairesi’ndeki o gizemli anlarda tanıştık kemerden sarkan, tekinsiz görünüşlü tül ile. Usulca dalgalanırken ardından gelen fısıltıları duyar gibi olduk. Hepimiz için pek çok gizem barındırsa da MuggleNet editörlerinden AMY için çok daha farklı bir anlam taşıyor, gelin bu duygusal yazıya birlikte göz atalım.

Dokuzuncu doğum günümdü, arka verandada oturmuş mutlu bir şekilde hediye paketlerini açıyorken ailemin etrafımı sardığını hatırlıyorum. Onları hala teras sandalyelerine ilişmiş otururlarken görebiliyorum, büyük babam az önce belki de yüzüncü kez duyduğumuz esprisini patlatmış olduğundan veranda tırabzanlarına yaslanmış bir şekilde gülümsüyor. Olay şu ki, büyük babam aslında günlerdir hastanede yatmaktaymış ve sadece birkaç gün önce vefat etmiş. Ancak ben bunu birkaç gün sonra öğrenebildim, çünkü annemler bana haber vermek için doğum günü partimin ve dans resitalimin geçmesini beklemeye karar vermişler. Bu hayattan sonra başka bir şeyler olduğuna inanıyorum, ancak inancımın dünyamıza paralel bir gerçeklikte ne kadar gerçekçi olduğunu bilmiyorum. Çocukken yaşadığım bu tecrübe, bana ölüm ile yaşam arasındaki bariyerin aslında sandığımızdan da ince olduğunu düşündürüyor. Varoluşun bu iki fazı arasındaki yakınlık J.K. Rowling’in romanlarında da incelenmekte.

1996 yılında bugün, Sirius Black, Esrar Dairesi’nde tülün öbür tarafına düştü.

Sirius’un düşmesi sanki yıllar sürdü. Kemerden sarkan eski püskü tülün içinden diğer tarafa doğru süzülürken Vücudu zarif bir yay gibi kıvrılırdı…”

– Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı

Bir tülün, kendi dünyamızda sıradan bir nesnenin, ölüm ile yaşam arasındaki bariyer görevi görmesi iki oluşumun aslında birbirine ne kadar yakın olduğunu gösteriyor.

“Sirius sadece kemerli geçidin diğer tarafına düştü, her an diğer tarafta tekrar ortaya çıkabilir… 

– Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı

Elbette, Sirius diğer tarafa doğru düşmedi. Aksine; Harry’nin kendi babası, Lord Voldemort tarafından öldürüldüğünden beri bir babaya en yakın kişi olarak gördüğü Sirius, tülün ötesinde her ne varsa onun için bu dünyayı terk etti. J.K. Rowling daha önce, tülün ötesine gidenin, en azından “iki tarafı da mutlu edecek şekilde (Rowling, 2008)” geri dönemeyeceğini söyledi.

Bu düşünceyle, yas tutma döneminde, sevdiğimiz kişinin hayalini görmeyi tecrübe etmeye dönebiliriz. Benim yaşadığım tecrübede tamamıyla tüyler ürpertici bulduğum şey, büyük babam öldüğünde beynimin bu gerçek konusunda herhangi bir fikri yoktu, ancak doğum günü partimde bir hayal ya da halüsinasyonunu gördüğüme göre, kalbim bir dereceye kadar bunu biliyor olmalıydı. On yedi yaşıma geldiğimde, benzer tecrübeler tekrar olmaya başladı. Büyük annem sonunda yumurtalık kanseri ile olan savaşını kaybetmişti ve lise mezuniyetimden birkaç hafta önce hayatını kaybetmişti. Aslında, eve bir saat mesafedeki bir giyinme kabininde, balo kıyafeti denerken o korkunç telefonu almıştım. Route 81 üzerinde, hala her geçişimde midemi sıkıştıran bir dinlenme alanı var, çünkü annem ve ben yola devam etmeden önce arabayı burada kenara çekip kendimize gelmeye çalışmıştık. Bunun eninde sonunda olacağını bilmeme ve onun etrafta olmayacağı fikrine alışmak için pek çok zamanım olmasına rağmen, büyük annemi kaybetmek hayatımın açık ara en yıkıcı anıydı. Ben “büyük annemin kızıydım”. Bir anda, benim tenteli salıncak arkadaşım ve klasik folk şarkıları düet partnerim, artık benim var olduğum alemde bir varlığa sahip değildi, ancak onun çok küçük bir kısmı kalmıştı. Onu birkaç kez gördüğümü sanmıştım, bazen okulumun otoparkında bir arabanın yolcu koltuğunda otururken görmüş, ya da bir mesaj makinesinde sesini duyduğumu düşünmüştüm. Birden çok kez de büyük annemlerin evinde mutfağa giden köşeyi dönerken gördüğümü sanmıştım. Psikologlara göre, yas sürecinde bu oldukça normal bir olay, ancak bunların yaşanma sıklığı giderek azalır.

Bu tecrübelerin sıklığındaki reddediş bana Rowling’in Zümrüdüanka Yoldaşlığı ve Üç Kardeşin Hikayesi’nde bahsettiklerini düşündürüyor ki ikincisinde konu kardeşlerden birinin eski sevgilisini diriltmeye girişmesi üzerinden anlatılıyordu. Kız uzak ve canlıların dünyasından kopuktu; Rowling sonradan bir röportajda, “onlardan uzak, sanki bir tülün arkasından bakıyor gibiydi (Rowling, 2008)” demişti.

Sevdiğiniz kişiden ne kadar uzun süre ayrı kalıyorsanız, iki dünya arasındaki sınır da o kadar belirginleşiyor. Yaralar henüz tazeyken, umutsuzca tülün ötesinde kalmış olması gereken suretlere tutunuyoruz, tıpkı Peverell kardeşin yaptığı gibi. Ayrıca bir ölümün ardından, insanlar ölüm sonrası hayata umutsuzca inanmaya daha meyilli oluyorlar, bu da dünyamızdaki zamanımızdan sonrasında bir şeylere inanmaya ihtiyacı olanlar için iki dünya arasındaki uçurumu daha belirgin yapıyor. Her gün, ölümden sonraki yaşamı idrak etmek için çabalarken, başka bir şeyler daha olduğuna inanmak istiyorum. Ben büyük babamın benim dokuzuncu ve ondan sonraki diğer doğum günlerimi benimle birlikte kutladığı, büyük annemin de şeffaf bir tülün ardından beni izlediği ve başarılarımla gurur duyup başarısızlıklarımda bana cesaret verdiği ihtimaline inanmak istiyorum. Tülün ötesine inanmak istiyorum.

Birçoğumuzun favori karakterlerinden, Sirius Black, tülün ötesine doğru ellerimizin arasından kayarken belki de gözyaşlarına boğulduk. Ardında ne olduğunu da delice merak ettiğimiz kesin. Peki siz yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizgi hakkında ne düşünüyorsunuz? Ölümden sonra sevdiklerimizin bir şekilde bizimle irtibatta kalması fikri konusunda ne dersiniz? Yorumlarınızı bekliyoruz!

⁠⁠⁠Evapsie!
  • 95
    Shares
Eski Yorumlar
3 Yorum