3. FİLME KALAN SÜRE

The Ickabog #27: J.K. Rowling’den Bir Peri Masalı – Kaçırılma | OKU

The Ickabog #27: J.K. Rowling

J.K. Rowling’in kaleminden yeni bir peri masalı: The Ickabog. Yazar, Harry Potter serisini yazdığı sıralarda başladığı bu öyküyü yıllar sonra internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlanıyor. FantastikCanavarlar.com olarak bizler de bölümleri Türkçeye çevirip sizlerle buluşturuyoruz.

The Ickabog hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.


– giriş, önsöz ve ilk bölümler-
– bölüm 24 –
– bölüm 25 –
– bölüm 26 –

bölüm 27

Kaçırılma

O gün öğleden sonra Daisy bandalore’u ile oynayarak okuldan eve dönerken, her zamanki gibi babasına gününün nasıl geçtiğini anlatmak için önce marangozhaneye doğru yol almış. Ancak, dükkânı kapalı bulunca çok şaşırmış. Babasının işini erken bitirip eve döndüğünü düşünerek, kucağında okul kitaplarıyla evin ön kapısına doğru yürümüş.

Daisy kapının eşiğine gelince bir anda durmuş ve donakalmış bir halde etrafa bakmış. Evin içindeki tüm mobilyalar, duvarlarda asılı resimler, yerdeki kilim, lambalar ve hatta soba da dâhil, her şey gitmiş.

Babasına seslenmek için ağzını açmış, ama aniden başından bir çuval geçirilmiş ve bir el ağzını kapatmış. Okul kitapları ile bandalore’u büyük bir gümbürtüyle yere düşmüş. Daisy deli gibi çırpınadursun, ayakları yerden kesilmiş ve evden çıkarılarak bir yük arabasının arkasına fırlatılmış.

“Eğer sesini çıkarırsan,” demiş kulağına kaba bir ses, “babanı öldürürüz.”

Çığlık atmak için tüm nefesini ciğerlerine dolduran Daisy ses çıkarmadan soluğunu bırakmış. Yük arabasının sarsıldığını hissetmiş. Koşum takımının şıngırtısını ve yere vuran toynakların sesini de duyunca hareket etmeye başladıklarını anlamış. Arabanın dönüş yapmasıyla, Daisy, Kent-İçi-Kent’e doğru gittiklerini fark etmiş. Pazar satıcıları ile başka at sesleri duyunca da Chouxville’in geniş topraklarında ilerlediklerini anlamış. Hayatında hiç olmadığı kadar korkuyor olsa da, kendini arabanın her dönüşüne, çıkan her sese ve aldığı her kokuya odaklanmaya zorluyormuş. En azından nereye götürüldüğünü belki anlayabilirmiş.

Bir süre sonra, atın toynakları artık arnavut kaldırımlarının üzerinde değil, topraklı bir yolda gitmeye başlamış ve Chouxville’in tatlı kokan havasının yerini, kırsal kesimin yeşil ve balçık kokan havası almış.

Daisy’yi kaçıran adam, Er Prodd isimli Ickabog Savunma Birliği’nin iri, kaba saba bir üyesiymiş. Spittleworth, Prodd’a, ‘küçük Dovetail kızından kurtul’masını söylemiş ve Prodd da Spittleworth’un bu sözlerinden onu öldürmesini istediğini anlamış. (Prodd bunu böyle düşünmekte haksız da değilmiş. Spittleworth Daisy’yi öldürme işi için Prodd’u seçmiş, çünkü Prodd yumruklarını kullanmaktan hoşlanan ve kimsenin canını acıtma kaygısı taşımayan biriymiş.)

Gel gelelim, Er Prodd kırsal bölgelere doğru at sürerken Daisy’yi kolaylıkla boğup gömebileceği ormanlık alanlara doğru geldikçe, bunu yapamayacağını yavaş yavaş idrak etmeye başlamış. Onun da Daisy’nin yaşlarında çok sevdiği ufak bir yeğeni varmış. Kendini ne zaman Daisy’yi boğarken düşünse, yeğeni Rosie gözlerinin önüne geliyor, onu öldürmemesi için yalvarıyormuş. O yüzden ağaçlıkların arasındaki toprak yola girmek yerine, yük arabasını yolun ilerisine doğru sürmüş. Daisy’le ne yapması gerektiğine dair beynini zorluyormuş.

Daisy un çuvalının içinde, Kurdsburg’un peynir fümeleri ile Baronstown’ın sosislerinin birbirine karışan kokusunu almaya başlamış. Bunlardan hangisine götürüldüğünü kestiremiyormuş. Babası ara sıra ona peynir ve et almak için onu bu meşhur şehirlere getirirmiş. Yük arabasından indirilirken arabacıyı bir şekilde atlatmayı başarsa bile, Chouxville’e geri dönmesinin bir iki günü bulacağını düşünüyormuş. Deli gibi çalıştırdığı aklı yeniden babasına gitmiş. Babası acaba neredeymiş ve neden evlerindeki tüm eşyalar ortadan kaybolmuş? Ama şimdi bunun sırası değilmiş, önce bu yük arabasının onu nereye götürdüğüne odaklanmalı ve evine dönmenin bir yolunu bulmalıymış.

Gel gelelim, at toynaklarının çıkardığı sesi ne kadar dikkatle dinlerse dinlesin, Baronstown ile Kurdsburg’u birbirine bağlayan taş köprü Fluma’nın üzerinden geçtiklerini duymamış. Çünkü Er Prodd bu iki şehre de girmeden geçip gitmiş. Az önce aklına Daisy’yle ne yapacağına dair bir fikir gelmiş ve sosis yapımcılarına ait kentin sınırından geçip arabayı kuzeye sürmüş. Yavaş yavaş havadaki et ve peynir kokuları kaybolmuş ve gece çökmeye başlamış.

ickabog harita
8 ve 10 yaşlarındaki iki kardeşin hazırladığı harita

Er Prodd, kendi memleketi olan Jeroboam’ın dış mahallelerinde yaşayan yaşlı bir kadın olduğunu hatırlamış. Herkes bu yaşlı kadını Kaknem Ana diye çağırırmış. Öksüzleri yanına alır ve her ay onunla yaşayan her bir çocuk için birer düka alırmış. Bu zamana kadar hiçbir çocuk Kaknem Ana’nın evinden kaçmayı başaramamış ve işte tam da bu yüzden Prodd, Daisy’yi oraya bırakmaya karar vermiş. İstediği son şey, Daisy’nin Chouxville’deki evine dönmenin bir yolunu bulmasıymış, çünkü Spittleworth Prodd’un ona yapmasını söylediği şeyi yapmadığını öğrenirse çok kızarmış.

Daisy yük arabasının arkasında ne kadar rahatsız, korkmuş ve üşümüş olursa olsun, araba sallandıkça uykuya yenik düşmüş. Ama birdenbire sarsılarak yeniden uyanmış. Şimdi havadan pek hoşuna gitmeyen farklı bir koku alıyormuş. Bir süre sonra bunun şarap kokusu olduğunu anlamış; bu kokuya babasının çok nadir içtiği zamanlardan aşinaymış. Daha önce hiç gitmediği Jeroboam’a gelmek üzere olduklarını tahmin etmiş. Un çuvalındaki küçük delik sayesinde seher vakti olduğunu görebiliyormuş. Araba yeniden arnavut taşlarının üzerinde sarsılmaya başlamış ve bir süre sonra da durmuş.

Daisy hemen arabanın arkasından kendini yola atmak için harekete geçmiş, ama o daha kendini sokağa atamadan, Er Prodd onu yakalamış. Sonra, Daisy’i çırpınırken tuttuğu gibi Kaknem Ana’nın kapısına doğru taşımış ve sert bir yumrukla kapıya vurmuş.

“Bekle, bekle, geliyorum,” diye yüksek perdeden çatlak bir ses gelmiş evin içinden.

Çok sayıda kilidin ve sürgünün açılma sesi gelmiş ve Kaknem Ana kapının eşiğinde belirmiş. Gümüş başlıklı bir bastona dayanmış bir halde duruyormuş – gerçi, tabii ki, Daisy hâlâ bir çuvalın içinde olduğu için onu göremiyormuş.

“Sana yeni bir çocuk getirdim, Ana,” demiş Prodd, yerinde durmayan çuvalı taşıyıp Kaknem Ana’nın pişmiş lahana ve ucuz şarap kokan holüne girerek.

Kaknem Ana’nın, evine çuval içinde bir çocuk getirilmesine paniklemesi gerektiğini düşünebilirsiniz; ancak gerçek şu ki, vatan hainlerine ait kaçırılmış bir çocuğun ona getirilmesi ilk değilmiş. Çocukların başlarından ne geçtiği onu hiç ilgilendirmiyormuş. Umurunda olan tek şey, onları tutması için yetkililerin ona ödediği aylık bir dükaymış. Yıkık dökük kulübesine ne kadar çok çocuk getirilirse, o da o kadar çok şarap alabiliyormuş – ki onun de asıl umursadığı şey buymuş. O yüzden elini uzatıp kurbağa gibi bir sesle, “beş düka yerleştirme ücreti,” demiş. Eğer birinin bir çocuktan gerçekten kurtulması gerektiğini fark ederse onlara hep bunu söylermiş.

Prodd kadının eline beş düka bırakırken pis pis bakmış ve başka tek bir söz etmeden oradan ayrılmış. Kaknem Ana onun arkasından kapıyı sürgüleyip kapatmış.

Prodd yük arabasına binerken, Kaknem Ana’nın kapısından gelen zincirlerin şıkırtısını ve kilitlerin tıkırtısını duymuş. Ne kadar bu iş aylık maaşının yarısına mal olmuş olsa da, Daisy Dovetail probleminden kurtulduğuna memnunmuş. Ve hızla atın eyerlerine asılıp tekrar başkentin yolunu tutmuş.

Bölüm 28: Kaknem Ana

The Ickabog hakkındaki yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın!

GÖZ ATIN  J.K. Rowling'e Bir de Müzik Eleştirmeni Olarak Bakalım!
⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
3 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir