Harry Potter ve Lanetli Çocuk Tiyatro Oyununu İzledik!

Bu zamana kadar Harry Potter ve Lanetli Çocuk‘a dair sayısız haber yaptık, oyunun yazılı metni üzerine incelemeler, tartışmalar gerçekleştirdik. Ancak bunların çoğu, oyunun oynandığı Londra‘dan binlerce kilometre uzakta yapıldı. Fakat bu yazı, oyunu tam yerinde izlemiş birinin izlenimleri üzerine. Yazarımız Erman Özkargın, oyunu yerinde izledi ve bizler için değerlendirdi. Biletlerin eline geçişinden oyunun sonuna kadar, keyifli bir yolculuğa hazır mısınız?

Harry Potter ve Lanetli Çocuk… Nereden başlasam gerçekten bilmiyorum, çünkü bu benim ilk uzun uzaya yazdığım incelemem olacak. En son yüksek lisans yaparken yazmıştım sanırım, bilemiyorum. Bir sosyal medya ortamında paylaştığım yazı üzerine Hakan (Tunç)’ın bana ulaşmasıyla başladı bu yazı aslında. Tabii ki de bu ricasını geri çevirmek olmazdı, bir Potterhead’e yakışmazdı.

Bu yazı bir “Harry Potter ve Lanetli Çocuk” oyununun derinlemesine incelemesinden ziyade bir “hiç de aklımda yoktu şimdi nasıl yapsam ki” yazısı. Harry Potter ve Lanetli Çocuk hakkında hiçbir fikri olmayan bir adamın yazdığı yazı bu.

O soruyu sorayım o zaman: Kitabı okudum mu? Yani aslında evet. Kitap çıkar çıkmaz İngilizce versiyonunu koşarak aldım. Fakat hem işlerimin yoğunluğundan, hem de bir türlü bu yeni kitap fikrine alışamamış olmamdan dolayı okuma fırsatı ve isteği bulamamıştım. Yani biraz denedim ama sanırım ana sorun roman kitabı beklerken insanların bir çeşit senaryo okuyor olması ve bunu kafasında bir “kitap” olarak görmemesi de olabilir. Okuduğum çeşitli Türk okuyucuların yaptığı yorumlarda hep beğenilmeyen bir kitap olduğunu gördüm. Nedeni ise sanırım öncelikle az önce bahsettiğim gibi kitabın senaryo formatında olması ve ön yargı ile okumak. Diğer neden ise tabii ki de hiçbir şeyi beğenmeme hastalığımız… Yani Rowling dünyanın en iyi Harry Potter kitabını da çıkarsa olmayacaktı, beğenilmeyecekti… Neyse, konu bu olmadığı için kısa kesip asıl konu olan Harry Potter ve Lanetli Çocuk oyununa gelmek istiyorum.

Sisli bir cuma günü akşamıydı, metro durağında otururken karanlıktan gelen bir adamın yanında taşıdığı Bond çantasından yere düşen bir bilet görmem ile… gibi bir olay olmadı tabii ki. Londra’ya bir iş için geldim ve uzun süredir göz göze geldiğim ve her önünden geçtiğimde fotoğrafını çektiğim tiyatro salonu Palace Theatre’e girip fiyat sordum. Aldığım fiyat gayet normal olmasına karşın (bölüm başına 20-60 sterlin arası) verilen tarih Ağustos 2018 idi. Yani 15 aydan fazla bir süre sonra oyunu izleyebilecektim. Böyle bir şeye kimin nasıl sabrı olur anlayamadım şahsen ve üstelik baya baya şaşırdım; insanlar böyle sanatsal gösterileri gerçekten bu denli bekliyordu. Değil 1-2 ay arada neredeyse 1-2 sene vardı. Oradan olabildiğince hızlı ve söylenerek uzaklaştım. Bu olay burada benim için kapanmadı derken Londra’nın çeşitli noktalarında görebileceğiniz etkinlik biletlerine satış noktalarına sormaya başladım. Bir iki tanesine sorduğumda bana 200 sterlin gibi bir fiyat verdiler . Bu bilet baya arkanın da arkası veya balkonun en arka sırası falan. Eğer adam gibi görebileceğiniz bir yer istiyorsanız bu size o gişelerden 300-1200 sterlin arasında bir fiyata gelecektir. Bu fiyatlardan sonra Harry Potter’ı sevdiğimi ama 350 sterlinlik sevmediğimi anladım. Sevemiyordum işte, benim sevgim 100 sterlinlik bir tutkuydu sanırım. Birkaç gün sonra tam kaldığım otelde valizimden bir eşya alırken sanki bir şey oldu ve internetten bilet bakma hissi geldi, hemen telefondan açıp “harry potter cursed child ticket” yazdım, ilk çıkan linklere baktıktan sonra viagogo adlı siteye bir bakayım dedim. Genel olarak sitede izlemek istediğiniz yeri seçtikten sonra size biletleri ve fiyatları çıkarıyor, ben de her birine teker teker bakmaya başladım ve o bilet satış noktalarında ki fiyatlar tek tek karşıma çıkıyordu. Tam vazgeçecekken stalls diye bir yere bakayım bari dedim. O an baya baya heyecanlandım çünkü resmen nerdeyse normal fiyatına satılan bir bilet gördüm ve anında satın alma kısmına geçtim (başkaları da bakıyordu biletlere ve sadece 1 tane kalmıştı). Acele etmem gerektiğinin farkındaydım ve sadece ödemem gerekiyordu ama stalls’un neresi olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu açıkçası, anında ‘harry potter theatre seats’ yazaraktan stalls kısmının tam ön tarafı olduğunu ve görüş açısının mükemmel olarak anıldığı bir yer olduğunu yazıyordu. Kredi kartımdan ortalama 170 sterlin çektiler biletler için (Bölüm 1 ve Bölüm 2 ayrı ayrı), ki ben aldıktan sonra satılan biletler stalls kısmı için değil 200 neredeyse 400 sterlinden daha fazla tutuyordu.

Bileti aldıktan sonra anlık gelen ‘ulan bi 350 sterline satsam mı?’ fikrinden kurtulmam yaklaşık bir saat sürdü. Ve ardından biletlerin elime geçme evresi başladı. Kargo için benden ekstra 10 sterlin çekmişlerdi ve Ups ile express gelecekti. Çarşamba günü olan oyunun bileti salı olmasına rağmen elime geçmemişti, hemen aradım ve olayı açıkladım, ne nerede olduğu ne de farklı bir bilgi görünüyordu. Kadın bana teknik bir aksaklık olduğunu ve gecikeceğini söyleyince ben biraz gerildim ve konuşmama da yansımıştır mutlaka, kadın sezdi yani. Merak etmemem gerektiğini, mutlaka en geç 12’de elimde olacağını söyledi, en ufak şekilde ikna olmamışken bir anda konuşma bitti ve kapattı. Sabaha kadar uyuyamamış olabilirim çünkü biletten çok verdiğim para beni uyutmuyordu, dile kolay 170 sterlin (170 x 4.50 tl= 760 küsür lira) bir türlü olamıyordu, uykuya dalamıyordum, derken sızıp saat 11 gibi uyandım. Koşarak sanki Hogwarts’a kabul mektubumu almaya gidermiş gibi heyecanla gittim resepsiyona. Sabah saat 9’da getirmişti adamlar, valla ne desem bilemiyorum, beklemiyordum. Uzun lafın kısası biletler bir şekilde elime ulaşmıştı ve hemen giyinip yola çıktım.

Oyuna girmeden önce hikayeye dair neredeyse hiçbir şey bilmiyordum, sadece Hermione’nin haberini duymuştum. Evet, siyahi bir ablamız oynuyordu onu. Hermione, bal dudaklım, al yanaklım, çocukluk aşkım Emma Watson’un yerini hiç hayalini bile kurmadığım siyahi bir teyze oynayacaktı. İnanılmaz ön yargılı ve gergin bir olaydı benim için, bir türlü kabullenememiştim. Derken sıraya girdim ve içeriye doğru ilerlemeye başladık. Bölüm 1 saat 14.00’te, Bölüm 2 ise 19.30’da başlayacaktı. Kimi günler sadece Bölüm 1, kimilerinde Bölüm2, benim gittiğim çarşamba günü ise iki bölüm aynı gün oynanıyordu. İçeriye ilerlerken hemen kapıda kurulmuş olan hediyelik eşyalara hafiften bakabildim. Gördüğüm kadarıyla atkı, bere, Lanetli Çocuk kazakları, kalem-defter ikilisi, peluş baykuş ve bilimum alakasız bir sürü şey daha. Aşağı doğru indiğimde insanların şampanya aldıkları, mutlu mesut içkilerini yudumlayarak karamelde kavrulmuş patlamış mısırlarını almak için sıraya girdiklerini görebilirdiniz. 1 sterlin karşılığı üstümdeki paltoyu askıya verirken bir anda elimde 5 sterlin değerinde Lanetli Çocuk kitapçığını buldum ve tabii ki aldım. Ne olur ne olmazdı. İçeri girip yerime geçtim ve yanıma 60 yaşlarında bir teyze ve ailesi oturdu. İnanılmaz kibar ve kaliteli insanlar oldukları aksanlarından belliydi. Arkamda ise 9-10 yaşlarında bir çocuk ve sanırım annesi olabilecek birileri vardı, tehlikeyi yavaş yavaş sezmeye başlamıştım. Ve evet, o an geldi ve önümdeki koltuklara oturacak olan çifte kumruları bir bakışta anlamıştım, gülümseyerek oturdular, küçük bir selamlaşma yaşandı aramızda ve tam izleyiş oturuşumu alırken o acı olay yaşanmak üzereydi. Ya ben bir sürü kaya kafalı insan gördüm ama böyle bir oturma olamaz arkadaş! Yangın var koşun yetişin diye bağırmanın eşiğinden zor döndüm. 800 liraya yakın para verip aldığım biletin karşılığı bu kadın olmamalıydı. Kadın o kadar cüsseli bile değildi, nasıl becerdi bilmiyorum ama oyunu sonuna kadar çok sıkıntı yaşattı desem yalan olmaz galiba. Sağa yaslansam sahnenin solu yok, sola yaslansam sağ taraf kesiliyor ve arkamdaki çocuk nasıl görecekti? Işıklar kapanmadan önce son uyarılar yapıldı, tüm telefonların kapanması gerektiğini söylediler fakat bu normal bir uyarı şeklinde değil ‘o pis muggle telefonlarınızı kapatın’ şeklinde oldu. Herkes gülüyor tabi, sonra video veya fotoğraf çekersek çok ciddi sorunlar çıkacağı yönünde uyarılar duyduk. Ardından her yer karardı, başlıyordu!

Yazının bu kısmından sonrası hikayeyi bilmeyenler ve izlemeyenler için spoiler içerebilir, uyarıda bulunmuş olalım!

Ülkemizde şu aralar pek bir revaçta olan tiyatro türüne hepimiz aşinayızdır, en son bir arkadaşımın Beyoğlu’ndaki bir binanın en üst katında ki gösterisini izlemiştim, doğaçlamaydı ve gayet eğlenmiştim. Küçük bir sahne, seyirciler ile muhabbet edip fikir almalar… Çok çok tiyatro hastası olduğum da söylenemez, evet daha çok sinema izleyicisiyimdir ve kendimi çok bilgi sahibi veya görmüş geçirmiş bir insan olarak adlandıramam. Fakat o an karşımda ne olduğunu ve beni nelerin bekleyeceğini ufaktan hissettim. Büyük şeyler olacaktı.

Oyun klasik bir şekilde tren garında başlıyor, karakterler büyümüş ve çocukları olmuştur ve vedalaşma olayları falan derken bir anda Hogwarts’a geçtiler ama ben idrak edemedim şahsen. O ışıklar, o renk değişimleri, o ortamın bir anda çevrilmesi, üstlerini başlarını bir anda adeta sihirliymişçesine değişmeleri beni daha ilk dakikadan hayran bıraktı. Ardından asıl ana karakterler olan Albus Severus Potter ve Scorpius Malfoy’un ilk 3 senesini inanılmaz seri, görkemli ve eğlenceli bir şekilde görüyoruz. Şimdiden belirteyim, ‘inanılmaz’ kelimesini çok fazla kullanacağım, bilginize. Çocukların ilk süpürge üzerinde uçma derslerinde ilk ‘yuh’umu herkes gibi yolladım. Baya baya hani ilk filmde ki ‘Up!’ dedikleri anın aynısını yaşattılar, bir anda süpürgeler havalandı ve çocukların ellerine yapıştı, ve evet ip olduğunu bildiğiniz halde o kadar gerçek olmasını kaldıramıyordu kimse, resmen gözümün önünde büyü yapılıyordu ve ben tam da bir muggle tepkisi veriyordum.

Şimdi o bölüme de gelmek istiyorum, oynanan oyunu anlayabiliyor muydum? Cevabım evet, gayet güzel anlaşılır, sade bir dil kullanılmıştı ve neredeyse tüm oyunu anlıyordum fakat… evet bir fakat var ve bu da çevresel nedenler. Mesela arkamdaki çocuğun aslında İngilizce bilmediği ve yanındaki ebeveyni her geçen muhabbeti saçma sapan çocuğa çeviriyor olması. Ya bu nasıl kafadır anlayabilmiş değilim! Herkesin rahatsız olduğu o kadar belliyken nasıl oyunun sonuna kadar anlatmaya devam etti aklım almadı. Ve şöyle bir olay var, en ufak bir hışırtıda ya da fısıltı olduğunda direkt olarak oynanan oyunu duyamıyorsunuz ve bir iki yerde kaçırmış olabilirim oyunu. Hatta bir ara arkamda bir kız resmen poşetten çatır çutur mısırları çıkarıp yedi, daha fazla ses çıkaran bir şey olamaz sanırım. Bir anda ortam gerildi falan millet uflayıp puflamaya başladı, onun gerginliği ile ben de rahatsız oldum yine. Ah neredeyse unutuyordum, önümde oturan kaya kafalı kız her değişik bir olay olduğunda öyle tepkiler veriyordu ki yanındaki sevgilisine… Ya altı üstü ateş çıktı ya, ve ilk defa da olmadı yani neden şok olmuş gibi ‘woooooooooow’ falan… Anlamsız yani.

Hikaye ana hatlarıyla şöyle gelişiyor, çocuklar büyümüş, Hogwarts’ta okuyorlar ve Harry ile Draco’nun oğulları en yakın arkadaş durumuna geliyorlar fakat pederler bu duruma karşılar. Ardından Cedric Diggory’nin babasını görüp üzülür ve Hermione’nin sakladığı zaman döndürücüyü alıp, Cedric’i kurtartama planları yaparlar ve zamanı değiştirmek o kadar kolay olmuyor, çocuk oyuncağı değil yani bu zaman denen şey. Kelebek etkisi denen bir olaydan habersiz, dikkatsiz bir şekilde kullanılıyor ve alternatif zamanlar ve olaylarla sonuçlanıyor bunlar, ardından madem bu duruma soktuk bir de düzeltelim diyorlar. Bu kendini bilmezlerin yaptıkları hadsiz zaman yolculuğu sonucu ortaya çıkan dünyalar ise beni yer yer duygulandırdı, yer yer heyecanlandırdı. Fazla detaya girmeden en çok neler beni etkiledi bahsedecek olursam en başta gelen kişi kesinlikle Severus Snape’ti. Sadece bu kadardan bahsetmem en doğrusu olacaktır. Olaylar sonucu ortaya çıkan dünyanın bir tanesinde ise Voldemort yaşamaktadır ve tüm dünyaya hüküm sürmektedir, hatta Voldemort Günü falan kutlamaktadırlar. Her perdenin son anında izleyiciyi büyülemeyi ve şaşırtmayı başardılar. Ayrıca oyun zaman zaman komedi unsurları içeriyor, hatta bazı insanlar komedi oyunu bile diyebilir ve hiç şaşırmam. Öyle hafif gülümsemelerden bahsetmiyorum, kahkahalardan söz ediyorum. Oyunun bir bölümünde ruh emiciler geliyor ve kendi gözlerinizle görmeniz gerekiyor aslında. İnanılmazdı, yani baya baya üstümüzde gerçekten ruh emiciler uçuyor ve balkon tarafında oturanlar daha iyi görmüş olmalı çünkü onların yanından falan geçiyorlardı.

Bir diğer hayranı olduğum an ise sanırım Dory’nin odasında buldukları gizli yazılardı. Tam buldukları anda tüm tiyatro salonunda mor ışıklar yandı ve aslında tiyatronun tüm duvarlarına yazılmış gizli notlar ortaya çıktı. Öyle bir iki tane değil, her yerde, sağda, solda, tavanda, her yerde. Benim genel olarak incelediğim şeyler ise sahne geçişleri ve bağlayış biçimleriydi. Yani sürekli bir devamlılık vardı ve siz idrak edemeden mekan ve zaman değişmiş oluyordu. Gerçekten hayranlık uyandıracak cinsten görselliklere şahit oldum. Sonunda gerçekten duygulandım ve sanıyorum çoğu insan ağlamıştır.

Hikaye başından sonuna kadar inanılmaz akıcı ve heyecanlı gitti. Sahne nasıl kullanılır, bir tiyatro sahnesinde neler yapılabilir, izleyici daha nasıl hayran bırakılır bunların hepsine cevap olarak ortaya çıkmış bir oyundu bu. Görsel olarak seni mest etmişler fakat hikaye çok kötüydü diyenler olabilir ama bana hiç öyle gelmedi. Evet sesler, müzikler, efektler, alevler, havada uçan objeler, gözümün önünde yapılan büyüler tabii ki de etkiliyor fikirlerimi fakat hikayenin gayet oturmuş ve izlemeye, okumaya değer olduğunu düşünüyorum.

Hani 5 sterlin verip aldığım bir kitapçık vardı ya, hah onun değerini oyundan çıktıktan sonra anladım. Oyun bitti, herkes ağzı kulaklarında evlerine dağılırken ben de yanda sahne kapısını görüp gittim. Meğerse baya herkes oradan çıkıp imza falan veriyormuş, neden olmasın diyerek sıramı aldım ve Hermione hariç tüm ana karakterlerin imzasını aldım sanırım. Güzel anılar, güzel oyun, yetenekli oyuncular. Eğer yolunuz bir gün Londra’ya düşerse mutlaka ama mutlaka bir yolunu bulun ve Harry Potter ve Lanetli Çocuk’u izleyin. Hayatınızda böyle bir şeyi başka nerede deneyimleyebilirsiniz bilmiyorum fakat en iyi yer bu oyundu.

Bu arada sonradan aldığım habere göre Emma Watson ile aynı salonda gösteriyi izlemişim! 2 gün sonra haberlerde gördüm aynı mekanda olduğumuzu. Ve bir de Harry Potter ile çekilmiş fotoğrafta gördüğümüz ve inanılmaz bir oyun çıkaran oyuncu yedeğiymiş! Asıl rol sahibi Jamie Parker tatile gitmiş sanırım, fakat yedek oyuncular hatta yedeğin yedekleri bile muazzam oyuncular olduğu için farkı anlamak çok mümkün değil sanıyorum.

Sanırım yazı burada son buluyor. Teşekkürler.

İlginizi çekebilir:

Harry Potter ve Lanetli Çocuk oyununun tam metni için buraya tıklayabilirsiniz!

⁠⁠⁠Evapsie!
  • 457
    Shares
6 Yorum

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir