3. FİLME KALAN SÜRE

Karanlık Prens – İçimdeki Karanlık #69: Godric’s Hollow

Karanlık Prens - İçimdeki Karanlık #69: Godric's Hollow

GİRİŞ İÇİN TIKLAYIN.

66. BÖLÜM

67. BÖLÜM

68. BÖLÜM

Lord Voldemort’un o karanlık gece, Harry Potter‘ı öldürmeyip kendi oğlu gibi büyütmeye karar verdiği alternatif bir hayran hikâyesine ne dersiniz?
ÖNEMLİ BİR NOT: Karanlık Prens serisinin ilk cildi İçimdeki Karanlık hikâyesinin yeniden yazılmış bölümleri 57. bölümle sınırlıydı. Yazar bu maceranın yeni versiyonunu uzun süredir yazmadığı için, kalan bölümlerin yeni versiyonunu eskisiyle bağlayarak yayınlama kararı aldık. Bundan böyle bölümler, Tuba Toraman‘ın düzeltisiyle karşınızda olacaktır. Karşınızda İçimdeki Karanlık cildinin altmış dokuzuncu bölümü!

bölüm 69

Godric’s Hollow

Harry, kendini, yanında annesi, babası ve Damien’la birlikte Godric’s Hollow’un önünde buldu. Kalbi göğsünde deli gibi çarpıyor, hafiften midesi bulanıyordu. Annesinin elinin kendi elini tuttuğunu hissetti. Ona baktı ve zoraki gülümsedi.

“Eve hoş geldin, Harry,” dedi James, yumuşak bir sesle; önlerine düşüp eşiğe gelerek kapıyı açtı.

Harry eşikten içeri adımını attı ve hızlı adımlarla oturma odasına doğru ilerledi. Bundan önce Godric’s Hollow’a gelmişti. Ama o zaman, buraya, ailesinin gerçekte nasıl insanlar olduğunun kanıtını bulmak için gelmişti. Ancak, şimdi, yerleşmek için buradaydı; bu yere evim diyecekti. Harry bu konuda ne hissettiğini sahiden bilmiyordu. Oturma odasına girerken kendini hazırladı.

Edindiği ilk izlenim, evin içinde uzun süredir yaşandığının izlerini taşıdığıydı. Oda çok düzenli değildi, ama dağınık da değildi. Açık renklerle dekore edilmiş odanın içinde yürüdü ve odanın hatırladığından farklı olduğunu fark etti. Harry ferah odaya göz atarken deli gibi atan kalbinin biraz olsun yatıştığını hissetti. O odayı sessizce gözlemleyedursun, James ile Lily de üzerlerindeki cüppeleri çıkarıyordu. Damien, pür dikkat Harry’nin tepkilerini izliyordu.

Harry şömine rafının üzerine dizilmiş fotoğraflara baktı. Oraya doğru ilerledi ve hemen kendi bebeklik fotoğrafını fark etti; bebeklik hali kıkırdıyor, karyolasından çıkmaya çalışıyordu. Damien’ın da benzer fotoğraflarını görünce gülümsedi. Damien’a ait fotoğraflardan biri, onun Hogwarts’taki ilk gününde çekilmiş olmalıydı. Gözü yaşlı Lily onu kucaklayıp öperken, o çok isteksiz görünüyordu.

Harry birkaç dakikasını sessizce odayı inceleyerek geçirdi. Sonra, Lily’nin ona seslenmesiyle daldığı düşüncelerinden çıktı.

“Harry, odanı görmek ister misin?” diye sordu, tatlı bir sesle. Lily, Harry’yi odasına götürürken Damien’a orada kalmasını söyledi.

Harry Lily’yi takip ederek üst kata çıktı. Kata ulaştığında, odasına doğru yürürken çatı katına çıkan küçük merdivene ters bir bakış attı. Sanki küçük bir çocuğun ağlama seslerini duyuyor gibiydi. Gözlerini kapatıp aklını toparlamaya çalıştı. ‘Burada olmadı. Şunu yapmayı kes,’ dedi kendine, öfkeyle.

Lily, onu, önceden misafir odası olarak kullandıkları odaya götürdü. Oda çok büyük değildi, ama Damien’ınkinden büyüktü. Odada dört direkli bir yatak ve dört kapılı büyük bir giysi dolabı vardı. Pencerenin önünde ufak bir çalışma masası duruyordu. Harry oda hakkında hiçbir yorumda bulunmadı. Lily’nin onu dikkatle izlediğini fark etti. Odanın içinde yürüdü ve yatağa oturdu.

“Hmm… her şey… her şey yolunda mı?” diye sordu Lily.

Harry ne söylemesi gerektiğini gerçekten bilmiyordu. Ortada söylemesi gereken hiçbir şey yoktu.

“Evet,” demeyi başardı, bir iki saniye sonra.

Lily, Harry için bu odanın çok küçük olduğunu biliyordu. Harry’nin Voldemort’la yaşadığı zamanlardaki odasının nasıl olduğunu unutmamıştı. Ama Lily’nin elinden bir şey gelmiyordu. Harry’ye verebilecekleri tek oda buydu.

“Biraz dinlenmek ister misin, yemekten önce?” diye sordu Lily. Harry’nin yaşadığı o korkunç şeylerden sonra hâlâ iyileşme sürecinde olduğunu biliyordu.

“Evet, olur,” diye cevapladı Harry.

Burada olmaktan çok rahatsızdı. Godric’s Hollow’da yaşayacak olmasının kolay olmayacağını biliyordu, ama bu resmen katlanılmaz boyuttaydı. Aklını toparlayabilmek için biraz kendine kalmaya ihtiyacı vardı.

Lily odadan ayrıldı ve James ile Damien’a Harry’yi biraz rahat bırakmalarını söylemek için aşağı indi.

Harry yatağına uzandı. Sakinleşebilmek için nefes alış verişine odaklandı. Bunun olacağını biliyordu. Godric’s Hollow’a getirildiğinde dağılacağını biliyordu. Harry kendi kendine anılarının gerçek olmadığını tekrarladı. Olanlar yüzünden Godric’s Hollow’u suçlamamalıydı. Ama gel gelelim, denedikçe anıların zihninden geçip durmasına engel olamıyordu. Yan tarafına dönüp iç geçirdi. Sırtındaki batma hissi devam ediyor, başı da acıdan zonkluyordu. Daha bir şey yapamadan, üzerindeki kıyafetlerle yattığı yerde yorgunluktan uyuyakalmıştı.

Harry uyandığında, Damien’ı başına çökmüş bir halde buldu. Ona gözlerini dikmiş bakan kardeşini burnunun dibinde görünce Harry bir anda korkmuştu. Harry yatakta doğrulup otururken, Damien sırıtıyordu.

“Uyandın! Sonunda! Biliyor musun, Harry, on altı yaşında birine göre biraz fazla uyuyorsun!” dedi, ona sorgulayan bir ifadeyle bakarak.

Harry ona yalnızca sinir bozucu bir bakış attı. Damien’ın Harry’nin yaralarının boyutundan haberi yoktu, anlaşılan.

“Burada ne yapıyorsun?” diye sordu Harry, gerisingeri yatağa yeniden yatarak; başındaki ağrının şiddetini azaltmaya çalışıyordu.

“Yemek yemek ister misin diye seni bir görmeye geldim,” diye cevapladı Damien, yatağın kenarına oturarak.

Harry şu anda kendini aç hissetmiyordu. Hâlâ tüm vücudu ağrıdan sızlıyor, sadece biraz daha uyumak istiyordu.

GÖZ ATIN  Haftanın İksirleri: Biber İksiri ve Geyikotu Özü

“Aç değilim.”

“Peki. Annem bunu söyleyeceğini tahmin etmişti. Sana, sonra yemek istersin diye, tabağını ayıracağını söylememi istedi,” dedi Damien.

Harry gözlerinin yeniden ağırlaştığını hissedebiliyordu. Cevap olarak yalnızca başıyla onayladı. Damien ona endişeli bir bakış attı.

“İyi olduğuna emin misin?” diye sordu.

“Daha bu sabah babama ne anlatıyordun?” dedi Harry ona alaycı, pis bir bakış atarak.

Damien hafızasını yoklayıp cevapladı.

“İyi olup olmadığının sorulmasından nefret ettiğini.”

“He, o zaman benim sinirlerimi zorlama,” dedi Harry.

“Tamam, gideceğim, ama gitmeden önce, sence de üzerini değiştirmen gerekmiyor mu?” diye sordu Damien, Harry’nin kıyafetlerine bir bakış atarak.

“Hmm…. Benim başka kıyafetim yok,” dedi Harry, kıyafetlerine bakarak.

Damien ayağa kalkıp gardıroba doğru yürüdü. Harry içindekileri görebilsin diye kapısını açtı. Harry yatağından kalkıp içi yeni kıyafetlerle dolu gardıroba baktı. Damien’a soru sorarcasına döndü.

Damien

“Annem ile babam, sen Hogwarts’tayken tüm bunları senin için almışlardı. Noelde ve sonra da yaz tatilinde eve geldiğinde, en azından kendi kıyafetlerin olsun istemişlerdi,” diye açıkladı Damien.

Harry kalbinin sıkıştığını hissetti. O annesi ile babasını terk edip Voldemort’a dönerken, onların dünyaları başlarına yıkılmış olmalıydı. Aklına, o gün James’le Hogsmeade’de yaşadıkları gelince, tüyleri diken diken oldu. Harry onu öldürmeye çok yaklaşmıştı. İçinden belki de yüzüncü kez babasını kurtardığı için Sirius’a teşekkür etti.

Damien, annesi ile babasına Harry’nin biraz daha dinleneceğini söylemek için odadan ayrıldı. Harry hemen kendine rahat bir pijama takımı alıp üzerini değiştirmeye karar verdi. Yavaş yavaş tekrar yatağına yattı ve annesi ile babasının hayatlarını mahvetmek için yaptığı tüm o şeyleri düşünmeye başladı. İçinde büyüyen bir utançla ve suçluluk duygusuyla, bundan böyle onların başına dert olmamak için özel bir çaba sarf etmeye karar verdi. Harry bunları düşünürken, yeniden uykuya yenik düşmüştü.

* * *

James ile Lily kapıyı aralayıp, çaktırmadan karanlık odaya bir göz attılar. Harry geldiklerinden beri sürekli uyuyordu ve akşam yemeğini bile yemek istememişti. İyi olup olmadığını kontrol etmek istemişlerdi. Her ikisi de Harry’le çok daha fazla zaman geçirmek istiyor, ama aynı zamanda çok fazla ilgiyle Harry’yi bunaltmak da istemiyorlardı. Harry’nin çocukluk anılarını, onun hayatını çoğunlukla yalnız geçirdiğini öğrenecek kadar izlemişlerdi. İkisi de, artık ailesiyle birlikte olduğuna alışması için Harry’ye istediği kadar zaman vermekte birbirleriyle anlaşmışlardı.

James ile Lily, Harry’nin yatağında oldukça huzurlu bir şekilde uyuduğunu gördüler. Lily, Harry’nin karnının üstüne yattığını görünce gülümsedi. ‘Bebekken de bu şekilde yatardı,’ diye geçirdi içinden. Odanın içine yürüyüp onu uyandırmamaya gayret ederek ateşini ölçmek için nazikçe Harry’nin alnına dokundu.

“Ateşi yok,” diye fısıldadı James’e.

“Güzel,” dedi James.

“Pekâlâ, hadi gidelim. Poppy iyileşmesi için bol bol uyuması gerektiğini söyledi,” dedi Lily, James’i yataktan uzağa çekerek.

James uzanıp nazikçe Harry’nin üzerindeki örtüyü çekip omuzlarını örttü. Arkasını döndü ve tam kapıdan çıkmak üzereydi ki, masanın önündeki sandalyenin arkasına bir şeyin bırakılmış olduğunu gördü. Yakından bakınca, sandalyenin üzerinde Harry’nin mavi kot pantolonunun durduğunu fark etti, ama gözüne takılan şey kotun arka cebinden çıkan beyaz bir kâğıt parçasının köşesiydi. Harry’nin eski pantolonundan aldığı o kâğıdın ne olduğunu çok merak etmişti. Bu kâğıdın ise o kâğıt olduğu anlaşılıyordu. Ev cini kâğıdı yok etmeden önce, onu almak için Harry’nin nasıl telaşa kapıldığını ve kâğıdı aceleyle nasıl cebine tıkıştırdığını görmüştü. Lily’ye baktı, sırıttı ve sandalyeye doğru yürüdü.

Tam ne olduğunu görmek için kâğıdı çekiyordu ki, bir el elini yakaladı. Başını kaldırınca Lily’nin güzel yüzünde bi şok ifadesiyle ona dik dik baktığını gördü.

“James! Sakın yapma. Bu onun özeli. Onun özel şeylerine böyle bakamazsın,” diye fısıldadı Lily.

“Lily, bir şey yapmayacağım. Sadece ne olduğunu görmek istiyorum. Eminim, Harry de umursamayacaktır,” diye fısıldadı James de.

Lily tartışmak için ağzını açtı, ama James parmağını onun dudağına koyup başıyla Harry’yi işaret etti.

“Onu uyandıracaksın,” diye fısıldadı.

Lily, onun elinden kurtulup ona ters ters bakmaya devam etti.

“Peki, ama ben bunun bir parçası olmayacağım. Harry’nin bana öfkelenmesini istemiyorum,” dedi, kollarını göğsünde bağlayarak.

James, Lily’nin ona attığı bakışa karşı kıkırdadı ve kâğıdı çekti. Daha kâğıdı çeker çekmez, aslında onun bir kâğıt olmadığını anlamıştı. Ondan çok daha kalın bir şeydi. Katlanmıştı. James kalın kâğıdı açtı ve onun ne olduğunu görünce nefesini tuttu. Ela gözleri kâğıdın üzerine kitlenmişti ve konuşamayacakmış gibi görünüyordu. O elindekine öylece bakakalmışken, Lily onun ela gözlerinin yaşlarla dolduğunu fark etti. Kocasının tuhaf tepkisine karşılık, o da merakına yenik düştü. Onun yanına gelip neye baktığını görmeye çalıştı.

Lily de, James’in elinde tuttuğu şeyi görür görmez nefesini tutmuştu. Hiç böyle bir şeyi beklemiyordu. James, elinde, Harry’nin o ve Lily tarafından öpülüp kucaklandığı bebeklik fotoğrafını tutuyordu. Birlikte kameraya el sallıyorlar ve eğilip birbirlerini öpüyorlardı. Lily fotoğrafı anında tanımıştı. Bu odasında gizli bölmedeki albümünde tuttuğu bir fotoğraftı. Gözlerini hâlâ fotoğraftan ayıramayan James’e baktı; o da bir şey söyleyemeyecek durumdaydı.

GÖZ ATIN  Karanlık Prens - İçimdeki Karanlık #56: Sihirli Miraslar Galerisi

Harry’nin eski kıyafetleriyle birlikte atılmasını istemediği şey buydu demek. Bu fotoğrafı pantolonunun arka cebinde taşıyor, hep yanında tutuyordu. Harry bu fotoğrafı yanında taşıdığına göre, ailesine karşı güçlü bir sevgi hissediyor olmalıydı. Harry’nin böyle bir şey yapması, Lily’nin yüreğini sızlatmıştı.

James fotoğrafı yeniden katlayıp Harry’nin pantolonunun arka cebine yerleştirdi. Fotoğraftan en az Lily kadar etkilenmişe benziyordu.

“Haklıydın. Harry’nin özel şeylerine böyle bakmamalıyız,” dedi, çatlak ve gergin bir sesle.

Her ikisi de Harry’ye doğru yürüdüler. Lily, içindeki ona sarılma dürtüsüne engel olamıyordu. Ona doğru eğilip yüzüne yumuşak bir öpücük kondurdu. Harry yerinde biraz kıpırdandı, ama hâlâ derin bir uykudaydı ve uyanmamıştı. James de Lily de Harry’yi odasında yalnız bıraktılar ve birbirlerine kelimelere dökmeden bir söz verdiler: Harry’nin mahrum kaldığı tüm sevgiyi ona geri vereceklerdi.

* * *

Harry ertesi sabah uyandı. Ne rüya gördüğünü hatırlayamıyordu, ama güzel bir şey olmadığını biliyordu. Evden gelen tuhaf sesleri dinleyerek yatağında yatmaya devam etti. Bakışlarını saate çevirdi ve sabahın beşi olduğunu fark etti. Tüm gün uyumasına yetecek uykuyu almıştı. Yatağında dinlenmeye çalışsa da, karnı açlıktan gurulduyordu. Çok da susamıştı. O yüzden kalkıp biraz su almaya karar verdi. Kendini bir önceki günden çok daha iyi hissederek yatağından çıktı. Sırtı çok daha iyiydi ve baş ağrısı da geçmişti.

Harry kimseyi uyandırmamaya gayret ederek çıt çıkarmadan merdivenleri indi. Hâlâ gözlerini ovuşturarak ayılmaya çalışıyordu ve nereye doğru gittiğine pek dikkat etmiyordu. Evin içini biliyordu ve ayakları onu doğrudan mutfağa götürmüştü. Eliyle ışığı bulup açtı ve kendini tıpatıp hatırladığının aynısı olan mutfakta dikilirken buldu. Mutfağın içine girince ne hissedeceğini hiç düşünmemişti. Biri sanki sesi açmıştı; kendi çığlıklarını ve babasına canını yakmaması için yalvaran haykırışlarını duyabiliyordu. Harry gözlerini sımsıkı yumup çığlıkları duymamaya çalıştı. İşe yaramıyordu. Babasının ona tıslayarak söylediği sözleri kulağında duyunca midesi kasıldı: ‘Sen benim yemeğimi yaktın, ben de seni yakacağım.’

Harry aceleyle mutfaktan çıkmaya niyetlenerek geriye doğru sendeledi, ama bacakları üzerinde kontrolünü yitirmiş gibiydi. Kafasının içinde kendi çığlıklarını duyunca çöktüğünü hissetti: ‘Hayır, baba! Lütfen yapma! Lütfen, baba, özür dilerim, her şey için özür dilerim! Lütfen yapma!’

Harry ileri doğru koşup el yordamıyla arka kapıyı aradı. Buradan bir an önce çıkmalıydı; burada kalmaya daha fazla dayanamayacaktı. Kapıyı sertçe açarak kendini dışarı attı. Sendeleyerek dışarı fırlarken serin yaz havası yüzüne çarptı. Evden birkaç adım uzaklaştıktan sonra yere yığıldı. Kesik kesik nefes alarak serin çimlerin üzerinde oturdu. Sanki havadaki tüm oksijen alınmış gibiydi. Kendini buna hazırlamamıştı. En son beklediği şey, başına gelen en kötü hatıranın bu şekilde gün yüzüne çıkmasıydı.

lord voldemort ölüm yiyenler

‘Neyim var benim böyle?’ diye düşündü öfkeyle, sakinleştikten sonra. Tüm o olayların burada yaşanmadığını da, çektiği tüm o eziyetlerin sorumlusunun annesi ile babası olmadığını da biliyordu. Tüm bunlardan Voldemort sorumluydu. Yeniden ayağa kalkarak yavaş adımlarla eve dönmeye koyuldu. Ama gel gelelim, ne kadar denese de içeri bir türlü giremiyordu. Durumu kabullenip dışarıdaki basamaklara oturdu. Orada ne kadar zamandır oturduğunu bilmiyordu. Kendi düşüncelerine kapılmış gitmişti. Omzuna sıcak bir el dokunduğunda, başını kaldırıp Lily’nin ona baktığını gördü. Lily de oğlunun yanına gelip oturdu ve birkaç dakika her ikisi de tam bir sessizlik içinde oturmaya devam ettiler. Güneş yükselirken gökyüzünün pembe rengine dönüşünü izlediler.

“Seni uyandırmak istemezdim,” dedi Harry, sonunda.

“Uyandırmadın ki,” dedi Lily, usulca.

“Bir şeyler içmek için aşağı inmiştim, uyuyamadım,” diye devam etti Lily.

Harry yalnızca başıyla anladığını belirtti. Sabahın bu erken saatlerinde dışarıda otururken kendini tam bir aptal gibi hissediyordu. Gözlerini yerden ayırmamaya devam etti. Lily’nin Harry’ye neden dışarıda oturduğunu sormasına gerek yoktu. O ve James bunun geleceğini biliyorlardı. Harry, yalnızca cehennem olarak hatırladığı bu yere dönerek korkunç bir zaman geçiriyor olmalıydı. Lily kolunu Harry’nin omzuna sardı; Harry ilk başta gerilse de sonra biraz rahatladı. Birinin ona sarılmasına alışkın değildi. Bu onun için tuhaf bir şeydi.

“Burada kendi gerçek anılarını yaratacaksın, Harry,” dedi ona, usulca.

Harry, Godric’s Hollow’daki anılarının onu hiçbir zaman terk etmeyeceğini bildiği halde, yine de başıyla onayladı. Yalnız olmayı ya da yoluna çıkan her şeyle başa çıkabilmeyi çok isterdi. Büyük bir gayretle annesine baktı. O gözlerde bir acıma duygusu ve onun boynunu büktürecek bir şey görmeyi bekledi. Ama ne şaşırtıcıdır ki, Harry’nin o ışıl ışıl parlayan gözlerde gördüğü tek şey, anlayış ve sevgiydi. Lily nazikçe Harry’nin elini tuttu ve kalkması için çekti. Onu mutfaktan geçerek oturma odasına götürdü.

“Bir şeyler yemek ister misin?” diye sordu, Harry koltuğa otururken.

Harry soruya karşılık gülümsedi. Anlaşılan, Lily’nin tüm endişesi buydu: Harry’nin iştahı.

GÖZ ATIN  Harry Potter ve Kızıl Pelerin #2: Arcanus Grines'in Adaleti

“Bir şeyler yemek için çok erken,” diye cevapladı Harry.

“Sıcak bir şeyler içmeye ne dersin?” diye sordu. Temmuz ayında olsalar bile, hava sabahın erken saatlerinde dışarıda oturmak için yine de soğuktu.

“Tamam, olur,” diye yanıtladı Harry.

Lily mutfağın içinde kaybolup neredeyse anında elinde iki sıcak kupayla geri döndü.

Harry kupayı alıp içindeki siyah içeceğe baktı. Annesine soran gözlerle bakmadan önce, içeceği kokladı.

“Ne oldu?” diye sordu Lily, kendi içeceğini yudumlarken.

“Bu ne?” diye sordu Harry; kafası sahiden karışmış görünüyordu.

“Sıcak çikolata,” diye cevapladı Lily.

Harry ona yine kafası karışmış bir halde bakıyordu.

“Çikolatayı eritip neden içiyorsun ki?” diye sordu.

Lily, Harry’nin sorusuna karşılık güldü.

“Bu gerçek bir içecek. Bizim nasıl ki farklı çeşit içeceklerimiz var, Muggle’lar da bunu içiyor. Daha önce hiç sıcak çikolata içmedim deme sakın,” dedi.

Harry cevap vermedi, ama içeceğinden ufak bir yudum aldı. Kısa bir süre tadını almaya çalıştı ve sonra bir yudum daha aldı.

“Bunu beğendin olarak algılıyorum,” diyerek güldü Lily, Harry içeceğini birkaç saniye içinde içip bitirirken.

“Kesinlikle,” dedi Harry, yüzünde utangaç bir sırıtışla. Daha önce hiç sıcak çikolata denememişti.

Lily ile Harry birer kupa sıcak çikolata daha içtiler ve Harry, annesinin yumuşacık sesini dinlerken, kendini sakinleşmiş hissediyordu.

* * *

Harry’nin Godric’s Hollow’a gelişinin dördüncü günüydü. Potter’ları ziyarete gelen tek kişiler, Sirius ile Remus oluyordu. James, Harry’ye, bir aile olarak yalnız vakit geçirmeleri için insanların onlara biraz zaman vermek istediklerini söylemişti.

Harry, zamanının çoğunu Damien’la geçiriyordu. Çoğunlukla fırsat buldukça Godric’s Hollow’un dışında vakit geçiriyor, bahçede yazın tadını çıkarıyordu. Gel gelelim, yine de, Harry’nin durumu günden güne daha da kötüleşiyordu. Harry kâbus dolu geceler geçirmeye başlamıştı. Geceleri korkunç anıları gün yüzüne çıkmaya devam ediyordu. Soğuk terler dökerek uyanıyordu. Ne kadar çabalarsa çabalasın, kâbuslarından kurtulamıyordu. Sekiz yaşından beri hiç böyle bir sıkıntı yaşadığı olmamıştı. Bu zamana kadar bütün bu anılarını zihninden çıkarıp Düşünseli’ne saklamıştı, ancak nedense artık bu bir işe yaramıyordu. Harry, Godric’s Hollow’a dönüşünün, bir şekilde, anılarını yeniden tetiklediğinin farkındaydı.

Harry geceleri çektiği işkenceden hiç kimseye bahsetmiyordu. Hiçbirinin yapabileceği bir şey olmadığı için bunu dile getirmenin yalnızca yakınmaktan başka bir işe yaramayacağını düşünüyordu.

Lily, Harry’nin kendi evinde rahat olmasını istiyor, ama bir şeyler daha da kötüye gidiyor gibi görünüyordu. Harry odasında olmakla da, Damien’ın odasında Damien’la vakit geçirmekle de bir sorun yaşamıyordu. Ancak, tavan arasına ve mutfağa girmeyi reddediyordu. Mecbur kalırsa vaktini oturma odasında geçiriyordu. Harry kahvaltı için bile mutfağa girmediği için, James ile Lily tüm yemek saatlerini oturma odasında geçirmeye karar vermişlerdi.

James ile Lily kâbuslardan haberdar değildi, ancak Harry’nin her gün çektiği eziyetin farkındaydılar. Harry’nin yorgun bakışlarının her geçen gün daha da kötüye gittiğini görebiliyorlardı. Bir gece James ile Lily dışarıda oturmuş, alçak sesle Harry’yi konuşuyorlardı.

“Üstesinden pek gelemiyor gibi, değil mi?” dedi Lily, üzgün bakışlarını James’e çevirerek.

James derin derin iç geçirdi. Harry’nin burada zorlanacağını da burayı yadırgayacağını da bekliyordu, ama bunun bu kadar zor olacağını hiç düşünmemişti.

“Lily, düşünüyordum da, bence bunu çözmenin tek bir yolu var.”

Lily oturduğu yerde biraz dikleşti; şimdi tüm dikkati kocasının üzerindeydi.

“Bence taşınmalıyız,” dedi James, usulca.

Lily önce hiçbir tepki vermedi. Yerinden kımıldamıyor, James’in söylediklerinde ciddi olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.

“Taşınmak mı? Godric’s Hollow’dan?” diye sordu.

“Evet. Ben bunu, aslında, Harry Voldemort’un yanından kaçtığından beri düşünüyorum. İlk başta, üzerine çok düşünmedim. Önce Harry’yi almam gerekiyordu. Onun için Godric’s Hollow’a dönmenin zor olacağını biliyordum. Ama yine de, Harry’nin bu denli güçlük çekeceğini tahmin edemedim. Gözaltlarındaki siyah halkalara bakılırsa, geceleri pek uyumadığı ortada. Yaşadıklarını geçmişte bırakamıyor ve ben onu suçlamıyorum. Sanırım, bunu çözmenin tek yolu da, Godric’s Hollow’dan ayrılmak.”

Lily, kocasının önerisine, yüzünde tamamen afallamış bir ifadeyle bakıyordu.

“Ama… Ama sen Godric’s Hollow’u çok seversin,” dedi Lily, usulca ona.

James başını çevirip önündeki eve baktı. Doğruydu. Bu ev ona ailesinden miras kalmıştı. Onunla arasında özel bir bağ vardı. Bu ev, nesiller boyu Potter ailesinin olmuştu. Gözlerini evden ayırıp yeniden derin bir iç çekti.

“Seviyorum, ama oğlumu daha çok seviyorum. Eğer o burada mutlu olamıyorsa, ben de burada kalmak istemiyorum.”

Lily kollarını James’e dolayıp onu nazikçe öptü. James için Godric’s Hollow’dan ayrılmanın nasıl büyük bir karar olduğunu biliyordu. Başka bir yere taşınmaya paralarının yetip yetmeyeceğini konuştular. James’in buna bir çözümü vardı. Daha büyük bir ev satın almak için tüm birikimlerini kullanacaklardı. Bu bilgiyi şimdilik kendilerine saklamaya karar verdiler. Her şeyi çözene kadar, Harry’ye de Damien’a da bir şey söylemek istemiyorlardı.

* * *

#70: Yeni Ev için tıklayın!

Çeviren: Tuba Toraman

⁠⁠⁠Evapsie!
17 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir