3. FİLME KALAN SÜRE

Karanlık Prens – İçimdeki Karanlık #41: Babalar ve Oğulları [Kısım 1]

Karanlık Prens - İçimdeki Karanlık #41: Babalar ve Oğulları [Kısım 1]

GİRİŞ İÇİN TIKLAYIN.

39. BÖLÜM [Kısım 2]

40. BÖLÜM [Kısım 1]

40. BÖLÜM [Kısım 2]

Lord Voldemort’un o karanlık gece, Harry Potter‘ı öldürmeyip kendi oğlu gibi büyütmeye karar verdiği alternatif bir hayran hikâyesine ne dersiniz?
Karanlık Prens” serisini, Safina Mazhar‘ın kaleminden ve yazarın gözden geçirdiği yeni versiyon üzerinden taze bir çeviriyle sizlerle buluşturuyoruz. Karşınızda İçimdeki Karanlık cildinin kırk birinci bölümü!

bölüm 41

Babalar ve Oğulları

[Kısım 1]


Ölüm Yiyen’ler James’i duvara yapıştırırken, Voldemort yüzünde çirkin bir gülümsemeyle Godric’s Hollow’dan içeri adımını attı. James Silahsızlandırılmadan önce, en az on kadar asa ona doğrultulmuştu. Diğer yirmi Ölüm Yiyen de dar hole doluşarak, içeride başka bir Seherbaz ya da Yoldaşlık üyesi var mı diye kontrol etmek için odalara dağıldılar. Ama evde buldukları tek kişi, Lily idi.

Lily’nin şoka uğramış sesi “James!” diye bağırırken, Voldemort James’in yüzünde beliren ifadeye bakıp gülümsedi. James’in öfkeyle yanan ela gözleri daha da karardı. Ağzından bir hırlama çıktı ve Ölüm Yiyen’lerin onu tuttuğu kollarından panik içinde kurtulmaya çalıştı.

“Bırak onu!” diye bağırdı.

Voldemort kıkırdadı.

“Sakin ol, Potter.” Gözleri oturma odasına açılan kapıya yöneldi. “Bu kadar telaşlanmana gerek yok.”

Voldemort holü geçip odaya girdi; adamları kızıl saçlı kadına diz çöktürmüşlerdi. Kadının asası kahve sehpasının üzerinde duruyor, ondan uzakta tamamen faydasız görünüyordu. Voldemort salona girerek asayı aldı ve şöyle bir inceledi.

“Asa dediğin şey, el altında tutulur,” diyerek alay etti. “Her zaman yanında bulunması gerekir. Ona ne zaman ihtiyacın olacağını asla bilemezsin.”

Lily başını kaldırıp ona baktığında, Voldemort’un yüzündeki sırıtış kayboldu. Kadının bakışları yüzünden, elindeki asayı neredeyse yere düşürüyordu. Gözleri o kadar çok benziyordu ki, kısacık bir an, dehşet içinde, karşısında Harry’nin durduğunu zannetti.

Voldemort gözlerini kaçırdı.

Asayı kırarak umarsızca kenara fırlattı. Lily’nin boğuk çığlıkları, James’in odaya sürüklenirken çıkardığı böğürtüler arasında kayboluyordu. James’in bacaklarını tekmeleyerek Voldemort’un önüne ittiler; James sertçe dizlerinin üzerine çöktü. Başını çevirip hemen Lily’ye baktı. Ona bakan gözleri panik içinde iyi olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Lily gözyaşlarını içine çekip başını sallayarak ona iyi olduğunun sinyalini verdi. James onu tutan adamlara bağırdı.

“Çekin ellerinizi üzerinden!”

“Gerek yok.” Voldemort, James ile Lily’yi tutan adamlarına işaret verdi.

Ölüm Yiyen’ler onları bırakır bırakmaz, Lily ile James hızla ayağa kalkıp birbirlerine doğru koştular. Ölüm Yiyen’ler etraflarını sararken ve asalarını onların başlarına doğrulturken, James Lily’nin kolunu sıkıca kavradı.

Voldemort odanın içinde gösterişli bir şekilde yürüdü ve konsolun üzerinde bir dizi çerçevelenmiş fotoğrafın olduğunu görünce durdu. Harry’nin bebekliğine ait küçük bir fotoğrafı eline aldı; fotoğrafta karyolasından çıkmaya çalışırken gülüyor ve kıkırdıyordu. Başını çevirip Potter’lara baktığında, yüzlerinde korku ve nefret karışımı ifadelerle ona baktıklarını gördü.

Sırıtarak fotoğrafı yerine koydu ve diğer fotoğrafı eline aldı. Küçük, siyah saçlı ve ela gözlü bir bebek Lily’nin kollarında ona bakarken gülümsüyordu. Başka bir fotoğrafta da, aynı ela gözlü çocuk küçük bir süpürgenin üzerinde oturuyordu. Diğer tüm fotoğraflarda aynı çocuğun farklı yaşlarda çekilmiş halleri vardı.

“Onu sır olarak tutmakla iyi iş çıkardın,” dedi Voldemort, James’e. “Birkaç yıl öncesine kadar oğlun olduğundan haberim yoktu.” Sırıtışı yüzüne yayılarak, “arkadaşlarına sırlarını verecek kadar güvenmemen gerektiğini öğrendin sonunda, ha?” dedi.

James, her iki yumruğunu da sıkmış bir halde, hırlayarak ona doğru bir adım ilerledi. Ölüm Yiyen’lerin eline ona işkence etmeleri için fırsat geçmeden önce, Lily onu tutarak durdurdu. Voldemort kıkırdayarak ona doğru yürüdü.

“Hadi, James, yapma böyle,” diyerek onunla alay etti. “Sen hiç şakadan da mı anlamazsın?”

James hiçbir şey söylemedi.

“Birkaç yıla kalmaz, geçmişine gülmeyi de öğrenirsin,” dedi Voldemort, “tabii, o zamana kadar akıl sağlığını korumayı başarırsan.” Sakin sakin koltuğa doğru yürüdü ve oturdu. Ona karşısındaki sandalyeye oturmasını işaret etti. “Gel, otur,” dedi James’e, “konuşmamız gerek.”

James ona kuşkuyla bakıyor, yerinden kıpırdamıyordu. Ancak, o böyle bocalarken, iki Ölüm Yiyen gelip kollarını sertçe Lily’ye doladılar.

“Hayır!” diye bağırdı James, Lily’yi tutmaya çalışarak; ama çok sayıda kol onları tutuyor, birbirlerinden uzaklaştırıyordu.

“James!” diye bağırdı Lily, Ölüm Yiyen’ler tarafından odanın diğer tarafına sürüklenirken.

“Hayır! Bırakın onu!” diye bağırdı James.

İki Ölüm Yiyen onu kollarından tutarken, üçüncüsünün gelip yüzüne yumruğu indirmesiyle, James iki büklüm oldu. Adam James’i saçlarından tutup çekti ve sertçe başını yukarı kaldırarak onun maskeli yüzüne bakmasını sağladı.

“Karanlık Lord sana oturmanı söylediyse, oturacaksın,” diye hırladı adam.

James’in gözleri kısıldı.

“Avery,” dedi nefes nefese; onu tanımıştı.

Karşılığında, yüzüne başka bir yumruk yemiş ve başı yana kaymıştı.

“Hayır!” diye bağırdı Lily, kurtulmak için debelenirken. “Onu rahat bırakın! Dokunmayın ona!”

James zorla çekilip ayağa kaldırılarak sandalyenin olduğu yere doğru sürüklendi. Voldemort yerinde sakince oturuyor, önündeki sahneyi yüzünde çarpık bir gülümsemeyle izliyordu.

“Otur, Potter.”

James tereddüt ederken, bu sefer, Lily’yi yere fırlatıp üzerine üç asa doğrulttular.

“Cruc-!”

“Hayır!” diye bağırdı James, ellerini kaldırıp teslim olarak. “Tamam!” dedi, Voldemort’a bakıp, “tamam.” Ona gösterilen sandalyeye doğru ilerledi ve yavaşça oturdu.

Voldemort kıkırdadı.

“Gördün mü? O kadar da zor değilmiş, değil mi?” diye sordu.

James cevap vermedi. Hayatında ilk defa kendi evinde böyle bir huzursuzluk yaşıyordu. Başını çevirip baktığında, Ölüm Yiyen’lerin Lily’yi saçlarından çekip dizlerinin üzerine çöktürdüğünü gördü. James oturduğu yerde zor duruyordu. Keskin bakışlarını Voldemort’un gözlerine dikti.

“Onu bırakmalarını söyle,” dedi, o gece ilk kez doğrudan Voldemort’la konuşarak. “Buraya ne için geldiysen, bunu benimle hallet, Lily’yi bunun dışında bırak.”

“Misafirlerine karşı yeterince iyi olursan,” dedi Voldemort, “buraya yalnızca konuşmaya geldiğimi düşünebilirsin –ki zaten yalnızca seninle konuşmaya geldim.” Kırmızı gözleriyle Lily’yi süzdü. “Şu kanı bozukla konuşmaya hiç niyetim yok.”

Lily, arkasındaki adamlar onu saçlarından acımasızca tutarken, dizlerinin üzerine çökmüş haliyle orada öylece duruyordu; ama buna rağmen, Lily’nin gözü yaşlı sert bakışları Voldemort’u yine gafil avlamıştı. Yüzü Lily idi, ama gözleri… gözleri Harry ile tamamen aynıydı. Voldemort bakışlarını çevirip James’in yüzüne odaklandı, ama bu yüz de ona fena halde tanıdık geliyordu. James’in yüzü Harry ile tıpatıp aynıydı.

“Konuşmak mı?” diye sordu James, kuşkuyla. “Bu yüzden mi buradasın? Nedendir bilinmez, pek inanamadım.”

“Godric’s Hollow’da benim karşımda oturacağına hiç inanır mıydın?” diye sordu Voldemort, her bir kelimeyi memnuniyetle vurgulayarak.

James duraksadı; gözlerini kısmış Voldemort’u süzüyordu.

“Güvenlik duvarını nasıl kırdın?”

“Kırmak mı?” diye sordu Voldemort. “Kırmadım, James. Bu kadar güçlü ve iyi düşünülmüş bir güvenlik duvarını kırmaya kıyamazdım.” Öne eğilerek sırıttı. “En çok da senin şu Kan Büyünden çok etkilendim. Kusursuz bir iş.”

James donakaldı; yüzünden tüm renk çekilmişti. Kan Büyüsü, Godric’s Hollow’a yalnızca kendisinin ve Lily’nin kanından olanların girmesine izin veriyordu. Gözlerini yavaşça odada gezdirdi; bir maskeli Ölüm Yiyen’den diğerine bakıyor, maskelerin ardında dağınık saçları ya da yeşil gözleri görmeyi bekliyordu.

Voldemort’un iç karartıcı kıkırdamaları dikkatini dağıttı.

“Hayır, hayır,” dedi, başını iki yana sallayarak, “Harry burada değil.” Sırıtarak arkasına yaslandı. “Harry…” doğru kelimeleri bulmak için durdu, “bunu onaylamazdı.” Eliyle Ölüm Yiyen’leri işaret ederek, “onun… nasıl demeli… farklı yöntemleri var. O düşmanlarıyla teke tek yüzleşmeyi tercih ediyor.”

“Buna ahlak kuralı denir,” dedi James. “Gerçi sen nereden bileceksin?”

Voldemort elini havaya kaldırarak, Ölüm Yiyen’leri onu lanetlemesinler diye durdurdu.

GÖZ ATIN  Rengârenk Kişiliğiyle Nymphadora Tonks Sinemaya Nasıl Aktarıldı?

“Daha genç,” dedi, Harry’yi kastederek. “Büyüdükçe, yöntemlerini de değiştirecektir.”

Cebinden küçük bir şişe çıkardı ve şişeyi kaldırıp James’e gösterdi; ince uzun şişenin dibinde birkaç damla kan vardı. James, şüphesiz, bu kanın Harry’ye ait olduğunu biliyordu. Demek, Voldemort Godric’s Hollow’a onun kanını kullanarak girmeyi başarmıştı.

“Buraya gelmek için Harry’nin kanını mı akıttın?” diye sordu James. “Kana neden ihtiyacın olduğu konusunda büyük bir yalan uydurmuş olmalısın.” Bakışları daha da sertleşirken, “sonuçta, sen mükemmel bir yalancısın.”

Voldemort şişeyi cebine yerleştirdi.

“Ve bu da, itaatkâr bir oğula sahip olmanın faydaları,” diye cevapladı, “emirlerini yerine getiren ve bir kez olsun nedenini sormayan bir oğula!”

James’in elleri öyle kötü titriyordu ki, sonunda yumruklarını sıktı.

“Buraya kadar zahmet ettiğine göre,” dedi, sesinin titremesini zar zor bastırıp öfkesine hâkim olmaya çalışarak, “asıl soruya gelelim. Neden?

Voldemort’un dudakları alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı.

“Sende Harry’nin istediği bir şey var,” dedi, “ve Harry ne isterse onu alır.” Yeniden sırıtırken gözleri keyifle parlıyordu. “Nasıl olduğunu bilirsin, James, sen de bir babasın,” diyerek alay etti. “Çocuğuna istediğini almak için türlü zahmetlere girersin.”

James’in sıkılı yumrukları arasında tırnakları tenine batıyor, kanı çekiliyordu.

“Onun babası sen değilsin,” diye tısladı.

“Tuhaf,” dedi Voldemort, ona öfkeyle dikilen gözlere sinir bozucu bir rahatlıkla bakarak. “O bana öyle söylüyor.”

“Çünkü onu çaldın!” diye patladı James. “Onu kendi ailesinden, evinden alıp kaçırdın!”

“Evet, yaptım,” dedi Voldemort, sözleriyle James’i dumura uğratarak. “Ama bu yine de hiçbir şeyi değiştirmiyor. Harry benim oğlum ve her zaman da öyle kalacak.”

James başını iki yana salladı.

“Harry benim oğlum!” Kendine hâkim olamıyor, tüm gücüyle gerçeği haykırmak istiyordu. “Onun yeri benim yanım!”

Voldemort sırıttı.

“Öyle mi?” diye sordu. “İyi, o zaman,” deyip öne eğilerek, “şöyle yapalım,” diye başladı, kırmızı gözleri parlarken. “Harry’yi buraya getirip odanın ortasına koyalım. Sen bir köşede dur, ben de diğer bir köşede.” Sırıtışı genişlerken, “sen ona seslen, ben de sesleneyim. Harry kime giderse,  o onun babası olsun,” dedi.

“İstediğin kadar dalga geç,” dedi James, “ama gerçeği değiştiremeyeceksin.”

“Gerçek, neyi başardığınla ilgilidir,” dedi Voldemort. “Gücü elinde tutan benim, Potter. Gerçek ne olursa olsun, Harry benim emirlerimi yerine getirir.” Dönüp Lily’ye bakarak sırıttı. “Harry’den şu pis Bulanığın hayatını almasını isteseydim, Harry, bu kadının biyolojik annesi olduğunu bildiği halde, onu gözünü kırpmadan öldürürdü.” Başını kaldırdı. “Gerçek bu. Harry sizi ailesi olarak görmüyor. Onun ailesi benim. Onun sadakati bana, yalnızca bana ait.”

James başını iki yana salladı.

“İstediğini söyle,” dedi, “ne istersen yap. Bugün beni de öldürsen, karımı da öldürsen, evimi ateşe de versen, Harry’nin benim oğlum olduğu gerçeğini değiştiremezsin,” dedi. “Harry’ye bizi öldürtsen de, Harry’nin dökeceği kanın onun kendi kanı olduğu gerçeğini değiştiremezsin. Karanlık büyüler de yapsan, Harry’nin kanına Slytherin soyunu da katsan, ona her baktığında, göreceğin yüz benim yüzüm olacak. Gözlerine her baktığında, annesinin ona bahşettiği yeşil gözleri göreceksin.” James dudaklarının küçük bir gülümsemeyle kıvrılmasına engel olamadı. “Ne yaparsan yap, Voldemort, Harry her zaman bir Potter olarak kalacak.”

Voldemort artık gülümsemiyordu. Kırmızı gözleri alev alev yanıyor, James de Karanlık Lord’un öfkesini katbekat arttırdığını biliyor, ama umursamıyordu. Bugün ölecekse şayet, son nefesini verirken, Voldemort’a sahte bir baba olduğunu hatırlatmak istiyordu. Harry’nin ona ‘baba’ demesinin tek sebebi, ona söylediği yalanlar ve yaptığı düzenbazlıklardı.

Voldemort yeniden konuştuğunda sözleri ölçülü, sesi ise sertti.

“Senin ne kadar ahmak ve küstah biri olduğunu neredeyse unutmuşum, Potter,” dedi. “Bu saygısızlığın cezasız kalamaz.”

Ondan gelen tek bir işaretle, Ölüm Yiyen’ler Lily’yi acımasızca yere fırlatıp onu tekmeleyerek burnunu kırdılar.

“Crucio!” diye bağırdı Ölüm Yiyen.

“HAYIR!” James sandalyesinden fırladığı gibi, karısına işkence eden adama doğru fırladı, ama üç Ölüm Yiyen birden önüne çıkıp onu tutarak engel oldular.

Lily’nin bedeni korkunç bir ıstırapla yerde kıvranırken, James ona bakıp vahşice çırpınıyor, bağırıyordu. Bir kolunu onu tutan Ölüm Yiyen’den kurtarmayı başardı ve etrafa savurduğu yumruklarından biri, diğer Ölüm Yiyen’e isabet etti. Maskeli adam acıyla homurdandı, ama yine de onu bırakmamıştı. James başka bir darbe daha indiremeden, yere fırlatıldı. Çok sayıda Ölüm Yiyen başına üşüşüp onu yere sabitlediler. Şimdi, Lily ile aynı seviyede duruyordu. Başını çevirip baktığında, bedeninin hâlâ İşkence Laneti’yle sarsıldığını gördü.

“Dur! Dur!” diye bağırdı, çaresizce, “bırak onu! Bırak onu, aşağılık herif!” diye bağırdı, işkenceyi sürdüren maskeli adama. “Gücünü mü göstermek istiyorsun? Bana göster, savunmasız bir kadına değil! Erkek erkeğe savaş, şerefsiz korkak!”

Gel gelelim, ne derse desin, ne kadar lanetler okuyup küfrederse küfretsin, Ölüm Yiyen Lily’ye işkence etmeyi sürdürdü. Ancak Voldemort ona işaret edince durdu. Lily soluksuz kalmış bir halde acıdan inleyerek yattığı yerde kıvrıldı. Kırık burnu kanamaya devam ediyor, kan dudaklarına ve çenesine kadar iniyordu.

James gözyaşları içerisindeydi. Bedeninin tüm gücüyle mücadele ediyor, ama Ölüm Yiyen’lerden kendini kurtaramıyordu. Onu zemine sabitlerken ve kollarını da arkasında tutarken öyle bir güç kullanıyorlardı ki, omuzları neredeyse yerinden çıkacak gibiydi. Aniden, arkasındaki adamların zoruyla ayağa kaldırıldı.

Voldemort da ayağa kalkmıştı. James’le yüz yüze gelmek için ona doğru iki adım daha yaklaştı.

“Ya dilini tutmayı öğrenirsin,” dedi, “ya da karın parçalarına ayrılır.”

James sessiz kalmak için kendini zorladı.

“Bunun ne kadar eğlenceli olduğunu gördükçe,” Lily’nin titreyen bedenine şöyle bir bakıp, “içim kıpır kıpır oluyor,” dedi Voldemort. Tekrar James’e döndü. “Bana istediğimi verirsen, belki yarını görecek kadar yaşarsın.”

“Ne istiyorsun?” diye bağırdı James.

“Harry’nin asasını,” diye geldi cevap. “Asa sende ve Harry de asasını geri istiyor.”

James donakaldı. Lily’ye bunca yaşatılan şeyin, Harry’nin asası yüzünden olduğuna inanamamıştı.

“Bende değil.” Cevap, ağzından düşünmeden çıkmıştı.

“Benimle oyun oynama, Potter,” diyerek onu uyardı Voldemort. “Her şeyini kaybeden sen olursun.”

James duraksadı; yerde yatan Lily’ye baktı. Tekrar Voldemort’a dönüp ağır ağır yutkundu.

“İyi,” diye mırıldandı. “Üst katta.”

Voldemort parmaklarını şıklattı ve iki Ölüm Yiyen anında Lily’yi saçlarından tutup çekerek ayağa kaldırdılar.

James onu tutan adamların arasında çırpınmaya başladı.

“Ne yapıyorsun?”

“Karın gidip getirebilir,” diye cevapladı Voldemort.

“Ben getiririm,” dedi James. “Onu rahat bırak. Ben getireyim.”

“Hayır,” dedi Voldemort, yeniden sırıtarak, “o getirecek.” Asasını James’in çenesinin altına tutarak, “sen burada kalacaksın,” diye ekledi.

Lily, sallanan bacaklarının üzerinde zorla ayakta tutularak, arkasında iki Ölüm Yiyen’le birlikte kapıya doğru götürüldü.

“Durumun pek elvermez, ama yine de söyleyeyim,” diye seslendi Voldemort Lily’ye, onu bir anda durdurarak, “bir şey yapmaya kalkışırsan, kocandan geriye kalan parçaları bir ay boyunca halıdan kazımak zorunda kalırsın.”

Lily James’in gözlerine baktı ve titreyerek başıyla onayladı. Sırtına aldığı darbeyle, Lily kapının ardında gözden kayboldu. James, Lily ile diğer iki Ölüm Yiyen’in yukarı çıkan seslerini dinlemek dışında, hiçbir şey yapamıyordu.

“Tüm bunlardan çıkaracağın bir ders var,” dedi Voldemort, James’in dikkatini kendisine çekerek. “Ateşle oynamamalısın. Yoksa yanan her daim sen olursun.” Sırıtarak ona yaklaştı ve asasının ucunu James’in göğsüne dokundurdu. “Bazı şeylere burnunu sokmamalısın. Harry’nin peşini bıraksaydın, Karanlık Prens’imi yakalama planları yapılmayacak ve tüm bunlar da yaşanmayacaktı.”

James kendine bir söz vermişti; susacak ve bu canavarın eline onun ve Lily’nin canını daha fazla yakması için başka bir neden vermeyecekti. Gel gelelim, içinde git gide artan bu korkunç öfkenin içinde kendine verdiği söz de eriyip gitmişti.

GÖZ ATIN  Harry Potter'ın Nadir Bir Kopyası Çalındı!

“Bunu sen başlattın,” diye tısladı. “Sen benim ailemi böldün! Oğlumu alıp götürdün! Gerçekten de onu geri almaya çalışmayacağımı mı zannediyordun?”

Kırmızı gözlerdeki ışıltının yerini bir anda karanlık aldı ve James’in tüylerini diken diken etti. Göğsüne tutulan asa git gide tenine batıyor, etine gömülüyordu.

“Pişman olacağın şeyler yapma, Potter,” diyerek onu uyardı Voldemort. “Benim tavsiyemi dinle ve her şeyi oluruna bırak. Harry’yi bir daha kaçırmaya kalkarsan, dünyanı başına yıkarım!”

James duraksadı; o acımasız bakışlarda gizli bir şeyi fark etmişti. Bu yüzden, James’in öfkesinin yerini, büyük bir şaşkınlık almıştı.

“Onu kaybetmek istemiyorsun,” dedi James, daha çok soru sorarcasına; düşüncelerini dayanılmaz bir dürtüyle söylemişti. “Neden? Onu umursamıyor gibi davranıyorsun. Sebebi, cesur bir askeri kaybetmek istememen mi?”

“Sebebi, on beş yıllık bir çabayı çöpe atmak istememem,” diye yanıtladı Voldemort. Ona daha da yaklaşarak, “bir şeyi iyice açıklığa kavuşturalım, Potter,” dedi. “Harry’nin sapasağlam hayatta kalması da bu sebebimle uyuşuyor.” Gözleri aniden alevlendi ve öfkesi bir anda artınca asasını James’in göğsüne iyice bastırdı. “Ama olur da Harry’yi benden alır ya da onu bana karşı doldurmaya kalkarsan, Salazar Slytherin adına yemin ederim ki, Harry’nin sana dönmesini görmektense, onu yerin yedi kat altına gömerim.”

James hiçbir şey söylemedi. Göğsünde duran asa tenini yavaş yavaş yakarken, acıdan bağırmamak için direnmiş, çenesi kenetlenmişti. Kapı açıldı ve Lily peşinde iki Ölüm Yiyen ile yeniden belirdi. Elinde Harry’nin asasını tutuyordu. Voldemort kendini geri çekerek salonu geçti. Lily’nin elinden asayı alırken, yüzünde bir zafer gülümsemesi vardı. Yirmi sekiz santim uzunluğunda, dikenli defne ve anka teleğinden yapılma asayı cebine koydu ve Lily’ye döndü.

“Şimdi, yapılacak son bir iş daha kaldı, sonra da buradan gideceğim.”

Başının bir hareketiyle, Lily’nin arkasındaki Ölüm Yiyen’ler onu yakalayıp ellerini arkasında birleştirdiler.

“Ne yapıyorsun?” diye bağırdı James. “Almak istediğini aldın!”

“Evet,” diye yanıtladı Voldemort, “ama öylece çıkıp gidemem, değil mi?” diye ekledi, sırıtarak. “Karanlık Lord ayrıldığı yere ölüm bırakır.”

James yeniden çırpınmaya başladı; kollarının bükülmekten kırılacak olması umurunda bile değildi. Orada öylece durup Lily’nin ölümünü izlemeyecekti.

“Hayır!” diye bağırdı, “istediğini alırsan, bizi hayatta bırakacağını söylemiştin!”

“Hayır, seni hayatta bırakacağımı söyledim,” diyerek onu düzeltti Voldemort. “Bulanık’la ilgili hiçbir şey söylemedim.”

James’in çığlıklarını ve deli gibi çırpınışlarını duymazdan gelerek yüzünü Lily’ye döndü.

“Buraya gelmeden önce, bu gece öldüreceğim kişi olarak seni seçmiştim,” dedi Lily’ye, alçak ve aldatıcı kibarlıkta bir sesle. “Doğal düzeni yoluna koymak zorundayım. Bulanıklar hayatta kalmamalı.”

Lily kanlarla kaplı yüzünü kaldırarak ona yeşil gözlerinde bir parıltıyla baktı.

“Öldüreceksen, öldür,” dedi. “Bu dramatik konuşmaların canımı sıkmaya başladı.”

Kimsenin anlamadığı bir sebepten, Voldemort sinirlenmek yerine gülümsedi.

“Seni öldürmek istiyorum,” dedi. “Aslında, bundan çok da keyif alacağımı düşünüyorum.” Eliyle Lily’nin yüzünü tutup çenesini yukarı kaldırdı. “Ama gel gör ki, o gözlerde ışığın söndüğünü görmek de istemiyorum,” dedi, usulca.

Onu iterek geri adım attı.

“O yüzden başka bir alternatif düşünmem gerek.” Odada duran fotoğraflara baktıktan sonra, tekrar Lily’ye dönüp sırıttı.

“Çocuğun nerede?”

Lily’nin meydan okuyan ifadesi anında değişti; gözlerinde şimdi gerçek bir korku vardı. Voldemort, James’in, arkasında, korkunç bir dehşetle ve daha büyük bir panikle çırpındığını hissedebiliyordu.

“Yoo!” diye bağırdı James, “sakın cüret edeyim deme!”

“Lütfen!” diye ağladı Lily, “hayır, lütfen, yapma…!”

“Nerede, dedim?” diyerek soruyu yineledi Voldemort.

“Bu…burada değil!” dedi.

“Size benimle oyun oynamayın, demiştim,” dedi Voldemort.

“Doğru!” diye bağırdı James, arkasından, “Damien burada değil.”

Voldemort adamlarına döndü.

“Evde başka kimse yok, Lord’um,” dedi, adamlarından biri.

Voldemort dönüp James’e baktı.

“Onu nereye gönderdin?”

“Karargâha,” diye yalan söyledi James. “Sır Tutucusu Dumbledore, o yüzden adresi istiyorsan, ona sormalısın.”

“Merak etme,” dedi Voldemort, “soracağım.”

Odadaki fotoğraflara yeniden baktı; kırmızı gözleri, Damien’ın gülümseyen yüzüne kitlenmişti.

“Sanırım, bu genç Potter için başka bir gün gelmem gerekecek.”

“Birini mi öldürmek istiyorsun?” diye hırladı James. “Beni öldür! Senin düşmanın benim, neden bunun acısını diğerlerinden çıkarıyorsun? Öldür beni, karşındayım işte!”

Voldemort James’e doğru yürüdü.

“Seni öldürecek olsam, bunu uzun zaman önce yapardım.” Dudaklarında acımasız bir gülümsemeyle gözlerini James’e dikmişti. “Ama gel gör ki, Harry seni öldüren kişi olmak istiyor. Ve sana daha önce de söylediğim gibi, Harry ne isterse onu alır.”

Voldemort yerinde döndü ve adamlarına onunla gelmelerini işaret ederek kapıya doğru yürüdü.

“Yeniden görüşeceğiz,” dedi ve kapıdan dışarı çıktı.

James ile Lily’yi tutan Ölüm Yiyen’ler onları yere fırlatarak, diğerlerinin ardından aceleyle ayrıldılar.

Ama James’in dikkati, Ölüm Yiyen’lerin arkasından gidemeyecek kadar dağılmıştı.

“Lily!” diye bağırdı; beceriksizce ayağa kalkıp karısına doğru sendeleyerek ilerledi; onun kanlar içinde kalmış, titreyen bedenini kollarına aldı.

Lily kesik kesik nefes alarak ona sıkıca sarıldı.

Uzun dakikalar boyunca, kollarını birbirlerine sarmış bir halde öylece oturdular; Lord Voldemort’un elinden sağ çıktıkları gerçeğini yavaş yavaş idrak ediyorlardı.

* * *

Dumbledore çift kapılardan geçerek koridorun sonundaki odaya doğru hızla ilerledi. Şifacı’lar ve hemşireler ona şaşkınlıkla baksalar da, tek bir kelime dahi etmeden ona yol verdiler. Her zaman sakinliği ve özgüvenli haliyle bilinen Albus Dumbledore’un bu seferki görüntüsü, oldukça endişeli ve kederli görünüyordu.

Dumbledore kapıyı vurmadan hızla açtı ve odaya girdi. Lily yatakta oturuyordu. James ise onun hemen yanında oturuyor, Sirius ile Remus da onların etrafında ayakta duruyorlardı. Hepsi birden başlarını çevirip Dumbledore’a baktı.

“James, Lily!” Dumbledore, hızla onların yanına doğru ilerledi. “Doğru mu?”

Yüzü oldukça solgun görünen Lily başını onaylarcasına salladı.

“İkinizi de bıraktı mı?” diye sordu Dumbledore; Voldemort’un kendisine hiç yakışmayacak bir büyüklük göstermesine ve kimseyi öldürmemesine oldukça şaşırmıştı.

“Öldürmek istedi,” diye konuştu James, kısık bir sesle, “ama onu evde bulamadı.”

Dumbledore gözlerini yumdu ve eliyle alnını ovuşturdu.

“James,” diye fısıldadı, “çok üzgünüm.”

“Damien evde olsaydı,” dedi Lily, başını iki yana sallayarak, “hayal… hayal dahi edemiyorum…” Gözlerini kapatarak başını ellerinin arasına gömdü.

Remus, kendisi de aşırı üzgün görünürken, elini onun sırtına koyup sıvazladı.

“Aklına böyle şeyler getirme,” dedi. “Damien evde değildi, sen sadece buna odaklan.”

“Molly sayesinde,” dedi Sirius. “Sizi çağırmakta ısrar etmeseydi, Damien Kovuk’ta kalıyor olmayacaktı.” Başını iki yana sallayarak yumruklarını sıktı. “Voldemort’un Godric’s Hollow’a girdiğine inanamıyorum.”

“Duvarlar Voldemort’u ve Ölüm Yiyen’leri uzak tutmak için özel olarak yerleştirildi,” dedi Dumbledore. “Nasıl oldu da girebildiler?”

“Kan Büyüsü,” dedi James, kuru bir sesle. “Diğer tüm koruma büyüleri etkisiz kaldı.” Dumbledore’a şöyle bir baktı ve sonra tekrar gözlerini kaçırdı. “Voldemort içeri girmek için Harry’nin kanını kullandı.”

Dumbledore, yine, ne diyeceğini, onları nasıl avutması gerektiğini bilmiyor gibi görünüyordu. Elini James’in omzuna koydu.

“Merak etme, James,” dedi, “derhal gerekli düzenlemeleri yapacağım. Bu gece Sturgis’i yanında bir ekiple Godric’s Hollow’a gönderip koruma duvarlarını değiştirteceğim. Kan büyüsü kaldırılacak ve-”

“Hayır,” dedi James, araya girerek.

Dumbledore durdu.

“Pardon?”

“Güvenlik duvarlarını değiştirebilirsin,” dedi James, “ama Kan büyüsü kalıyor.”

“Çatalak?” Sirius James’i omzundan tutarak ayağa kaldırdı. “Sen neden bahsediyorsun?”

“Voldemort Kan Büyüsü sayesinde eve girebildi,” dedi Remus. “Harry’nin kanını kullandığı sürece evin kapısı ona hep açık kalacak demektir.”

GÖZ ATIN  Karanlık Prens - İçimdeki Karanlık #17: Bağlılık Meselesi [Kısım 1]

“Biliyorum,” dedi James, “yine de, Kan Büyüsü olduğu yerde kalacak.”

“Neden?” diye sordu Sirius.

“Kan Büyüsünü kaldırmak demek, Harry’nin yüzüne kapıyı çarpmak demek,” dedi James. “Kapıyı oğlumun yüzüne kapatmayacağım. Kan büyüsü kaldığı takdirde, Harry eve gelebilir.”

Üçü de dönüp birbirlerine baktılar.

“Lily,” diye başladı Dumbledore.

“James haklı,” diyerek araya girdi Lily, “Kan Büyüsünü kaldırmayacağız.”

“İkiniz de kafayı mı yediniz?” diye bağırdı Sirius, aniden. “Bu gece her ikinizin de hayatta kalması, kahrolası bir şanstan ibaret!” James’i sertçe omzundan yakaladı. “Voldemort, gözünün önünde Lily’ye işkence etti! O anda Damy evde olsaydı, onu öldürecekti! Ve buna rağmen, ikiniz de kalkmış, onun eve girmesini sağlayan büyüyü kaldırmamaktan mı bahsediyorsunuz? Aklınızı mı kaçırdınız!?”

“Sirius.” Remus onu tutup James’ten uzaklaştırdı. “Sakin ol.”

“Sakin mi?” diye bağırdı Sirius, öfkeden kudurarak. “Sakin mi? Arkadaşlarım intihar planları yaparken nasıl sakin kalabilirim?”

“Anlamıyorsun,” dedi James, usulca.

“Anlat o zaman!” diye bağırdı Sirius.

“Kan Büyüsünü kaldıramam,” diye başladı James, “kaldırırsam, Harry-”

“Tanrı aşkına!” diyerek onun sözünü kesti Sirius. “James, Harry eve dönmeyecek!”

Oda bir anda buz kesmişti.

James de Lily de gözlerini dikmiş, Sirius’a bakıyorlardı.

“Sakın,” diyerek onu uyardı James, “sakın söyleme.”

“Söylemem gerek,” dedi Sirius; sesi çatallaşmaya başlamıştı. “Bunu duymaya ihtiyacınız var, her ikinizin de,” diyerek Lily’yi işaret etti. “Bu benim için de çok zor ve inan bana, tek bir isteğim var, o da Harry’nin geri dönmesi,” dedi, “ama gerçek şu ki, Harry asla geri dönmeyecek.”

“Dönecek,” dedi James, inatla, “gerçekleri öğrenir öğrenmez. Voldemort’un ona yaptıklarını öğrendiğinde-”

“Peki ya umursamazsa?” diye sordu Sirius. “Ya Harry gerçeği öğrendikten sonra bile, onun yanında kalmayı seçerse?”

“Seçmeyecek,” dedi Lily, “seçemez.”

“Lils.” Sirius’un duyguları üstün geliyor, artık sesi titriyordu. “Nereden biliyorsun?” diye sordu. “Gerçek şu ki, Harry hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Neler yapabileceğini, neler yapamayacağını bilmiyoruz.” Yüzünü çevirip James’e baktı. “Kesin olarak bildiğimiz tek bir şey var; o da, asasını her ikinize de doğrultmuş olduğu ve hayatlarınızı tek bir saniye bile tereddüt etmeden biterebileceği.” James’e doğru yürüyüp onu omuzlarından tuttu. “Aç gözlerini, Çatalak,” diyerek yalvardı. “Durum ne kadar acıklı olursa olsun, kendinizi yalnızca Voldemort’tan değil, Harry’den de korumanız gerek. Artık nelere şahit olduğunu, çocukluğunda yaşadığını zannettiği şeyleri biliyorsun.” Sirius’un yanaklarından ilk gözyaşı süzülüyordu. “Lütfen, büyüyü kaldır, Harry’yi evden uzak tut.”

James arkadaşının ellerini geri itti.

“Hayır,” dedi, “kapıyı Harry’nin yüzüne kapatmayacağım.”

“James,” diye başladı Remus.

“Yapma,” dedi James, ona yalvarırcasına, “sen de yapma, Aylak.” Tekrar Sirius’a döndü. “Biliyorum, koşullar benden yana değil. Harry’ye gerçekleri göstermenin imkânsız olabileceğini de biliyorum. Ama beni ayakta tutan tek şey bu. Bu inanç; gerçeğin bir gün ortaya çıkması ve Harry’nin-” James durdu; sesi neredeyse titriyordu. “Harry’nin bana dönmesi, bize dönmesi,” dedi, başıyla Lily’yi işaret ederek. “Bu inanç, beni hayatta tutan tek şey. Bunu benden alma, Sirius, yalvarırım. Bunu benden alma.”

Sirius, gözü yaşlı bir halde James’e bakarken, sordu:

“Voldemort bir daha kapıyı çalarsa, ne yapmayı düşünüyorsun?”

“Bu sefer, hazırlıklı olacağım. Beni gafil avlayamayacak.” Başıyla Lily’yi işaret ederek, “Damien ile Lily, süresiz olarak, karargâha taşınacaklar.”

Sirius başıyla onayladı, ama Lily hızla araya girdi.

“Sen nerede kalıyorsan, ben de orada kalıyorum, James.” Sirius’a bakarak, “ama Damy seninle kalabilir,” dedi.

“Siz bir şey söylemeseniz de, ufaklığı yanıma alacaktım zaten,” dedi Sirius.

“James, Lily,” diyerek araya girdi Dumbledore, “her ikiniz de, genç Damien ile birlikte karargâhta kalmalısınız, ta ki Harry yeniden yakalanana kadar.”

“Bu planı sevdim,” dedi Sirius, yüzünde küçük bir gülümsemeyle.

“Katılıyorum,” dedi Remus da.

“Ben Godric’s Hollow’dan ayrılmam,” dedi James.

“İyi,” dedi Remus ve kimse bir şey söyleyemeden, “o zaman ben de seninle kalıyorum,” dedi.

“Ben de,” dedi Lily.

“Beni de ekleyin,” dedi Sirius. “Orada oturup Voldemort’un atağa geçmesini bekleyeceksen, senin o intihara meyilli aptal kıçını kurtarmak için ben de varım.”

“Siz hepiniz karargâhta kalıp Damy’ye göz kulak olmalısınız,” dedi James, üçüne de.

“Hiç sanmıyorum, dostum,” dedi Remus, gülümseyerek, “Çapulcular bir arada kalır, unuttun mu?”

Kapı aniden pat diye açıldı ve Damien koşarak içeri girdi. Arkasında Molly ile Arthur, onların arkasında da Bill ile Ron vardı. Damien’ın korkuyla açılmış gözleri odayı tarayarak annesi ile babasını aradı.

“Anne! Baba!” Lily’ye doğru koşarak onu hızla kucakladı. “Ah, şükürler olsun, Tanrım! Şükürler olsun, Tanrım, iyisiniz!”

Lily Damien’ı öpüp sıkıca sarıldı. Ölüm Yiyen’lerin elinde iken, bir daha Damien’ı göremeyeceğinden neredeyse emindi. O düşünce bile tek başına onu öldürmeye yeterdi.

Damien annesinden kendini geri çekerek iki eliyle de onun yüzünü inceledi; gerçekten de yaşıyor olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi.

“Olanları du-duyduğumda… aklıma en kötüsü geldi,” dedi Damien.

James odayı geçerek Damien’ın yanına geldi. Damien hızla ayağa fırlayıp babasına sarıldı.

“Neler oldu?” diye sordu, kendini geri çekip James’in önünde durarak, “o ge-gerçekten de geldi mi?”

Molly ile Arthur da onların yakınına geldiler. Molly Lily’ye sarıldı ve arkadaşına bakarken her zaman parlak olan bakışları hüzünle gölgelendi.

“Evet,” diye cevapladı James, “gerçekten geldi.”

“Nasıl olur?” diye sordu Arthur. “Koruma duvarları-?”

“Kan Büyüsünü kullandı,” diye açıkladı James.

“Kan Büyüsünü mü?” Molly’nin ilk başta kafası karışmış görünüyordu, ama sonra her birinin yüzünde anladıklarını belirten ifadeler belirdi.

“Ah Tanrım!” Damien kusacakmış gibi görünüyordu, “o da… o da mı oradaydı?” diye sordu, “Harry-?”

“Hayır,” diyerek onun sözünü kesti James, “Harry onlarla değildi. Voldemort güvenlik duvarını geçebilmek için Harry’nin kanını kullandı.”

Damien hiç de rahatlamış görünmüyordu.

“Siz ikiniz de iyi misiniz?” diye sordu Molly.

James ile Lily birbirlerine baktılar. Yaşadıkları dehşet vericiydi; tüm o yaşanan anların, ömürlerinin sonuna kadar onları hiç terk etmeyeceğinden eminlerdi.

“Ne yaptı?” diye sordu Damien; beti benzi atmıştı. “Anne?” Lily’ye döndü ve onun yanına oturup koluna dokundu.

“Ben iyiyim,” dedi Lily, hemen. “Şifacı beni muayene etti. Bomba gibiyim. Sadece taburcu edilmeyi bekliyorum, sonra eve geleceğim.”

Damien’ın gözleri, annesinin önüne, üzeri kanlarla kaplı elbisesine kaydı. Kurumuş kan lekelerine dehşetle bakarken, tıkanır gibi bir ses çıkardı.

“Bir şey yok, Damy,” dedi Lily, onu rahatlatmaya çalışarak. “Benim… sadece burnum kırıldı, ama Şifacı hemen düzeltti ve o yüzden de şimdi çok iyiyim. Ne acı ne şişkinlik, hiçbir şey yok.” Gülümseyerek ona sıkıca sarıldı. “İyiyim, gerçekten, çok iyiyim.” Ama gözlerinden yavaş yavaş yaşlar boşalıyor, ağlamasına engel olamıyordu.

Damien annesinin kucağında öylece dururken, Molly gelip bir elini Lily’ye, diğer elini de Damien’ın başına koydu.

Damien henüz on üç yaşında olabilirdi, ama bu, annesi ile babasının Lord Voldemort’un ve onun o korkunç Ölüm Yiyen’lerinin elinde acı çektiğini bilmediği anlamına gelmiyordu. Aklından her türlü korkunç ve dehşet verici senaryolar geçerken, hıçkırıklarına engel olamadı; annesi ile babasını gerçekten kaybedebilirdi. Bir anda kendini Harry’yi düşünürken buldu; acaba o Voldemort ile Ölüm Yiyen’lerinin bu gece yaptıklarını biliyor muydu? Harry annesi ile babasının işkence gördüğünü, babasının yaralandığını bilse, ne yapardı? Gerçek kafasına dank ettiğinde ise, yanaklarından aşağı gözyaşları süzüldü: Harry’nin büyük olasılıkla umurunda bile olmazdı.

* * *

Karanlık Prens – İçimdeki Karanlık #41: Babalar ve Oğulları [Kısım 2] için tıklayın!

Çeviren: Tuba Toraman

⁠⁠⁠Evapsie!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
3 Yorum

Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir